10 Şubat 2016 Çarşamba

BÜYÜMEK -3-

İlk gençlik yıllarının sonunda anlamıştı kendi kendine yarattığı buhranın içinde kaybolduğunu..


bazen mırıldanırdı kendi kendine "herkes her şey olmak zorunda değil" diye
galiba hayattaki yerini bulamamış olmanın gerginliğiydi bu ve biraz da sabırsızlık
sıradandan fazlasını ummuyor ama gözünü hep bir adım ötesine dikiyordu.

Büyük kentlerin dar sokakları belki sadece yeni yüzler keşfedebildiğimiz için yalancı parıltılarla doludur. Ve başka insanları tanımaya ne kadar zaman ayırırsak o kadar kendimizden uzaklaşabiliriz diye düşünmüştü

Yalnızlık sessizlik ve yabancılık

hem var hem yok olabildiği tek yerdi kentin işlek caddeleri
Herkes inatla ne yapmak, ne "olmak" istediğini soruyordu -sanki herkes daha tam olmadığını yüzüne vurmaya çalışıyordu-

oysa en sevdiği rengi sorsanız kekeleyecekti.
ne yapmak istediğine dair kafasında küçük ip uçları vardı ne olduğunu ise başından beri biliyordu
Sentetik herhangi bir sıfat kazanmadan önce insan olmayı ve kendini tanımayı bu maceranın başında kafasına koymuştu.

Duyguların, mantık temeline oturtulabilen insan davranışlarının, farklılıkların onda ortaya çıkardığı heyecanı anlatabilecek kelimeler arıyordu her adımında.

belkide hayatında ilk defa sevilmekten çok sevebilmek istiyordu
herkesi ve her şeyi sadece ve sadece saf, insancıl duygularla

Büyümek birazda bilmek demekti galiba
ve en çokta öğrenmek


9 Şubat 2016 Salı

AKLIMDAN GEÇENLER

Yaklaşık üç yıl önce nası mutlu olunca birden bire bütün yaratıcılığımı kaybettiğimi anlatan bir yazı yazmıştım. Hatta itiraf ediyorum o zamanlar beni mutlu eden tek şey bir şeyler karalamak olduğu için uzun bir süre daha iyi olmamak için özel bir çaba bile harcadım.

 Tabi sonra işer öyle bir noktaya geldi ki mutsuzluktan gözümün önünü göremez hale geldim falan onlar çok başka bi yazının konusu.

 Beni uykumdan uyandırıp bilgisayarın başına oturtansa yıllardır inandığım şeyin ne kadar yanlış olduğunu fark etmiş olmam.

 Çok uzun bir zaman için gerçekten sadece olumsuz duygularla bir şey yaratılabileceğini düşündüm ya da sadece sadece onlar değerliydi benim gözümde.

Benim üç yıl önce mutluluk sandığım şey mutsuz olmama haliymiş oysa

ne kadar ayrıntı anlattım bilmiyorum ama kısaca lise hayatımın berbata yakın geçtiğini söyleyebilirim yani demem o ki ben mutluluğun bile ne olduğunu bilmeden hissedebildiğim tek şey olana tutunup resmen mutluluktan korkup kaçmışım. Ha şimdi mutluluktan havalara mı uçuyorum hayır tabi ki.

Ama gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki şu an hayatımda çok daha iyi bir yerdeyim ve mutluluğu tanıyabilecek kadar çok deneyimledim ve bilgisayarın başına oturmak içinde uzun bir süre bekledim çünkü gerçekten mutluyken buraya ne yazacağım hakkında en ufak bir fikrim yoktu.

 İyi ya da kötü bir şeyler karalamadan sadece oturduğum yerde elimdekini de kaybedeceğimi bildiğimden ve daha illerisine gitmek istediğimden zorladım kendimi bence iyi de yaptım.

Bu blog ya da genel anlamda yazı yazma işinde çok iyi olduğumu iddia etmiyorum hatta küçükken çok daha fazla umut vaad eden bir çocuktum bu konuda ama bu işi yapmayı sevdiğimi ve zaman buldukça kendimi ve çokta olumsuz duygulara alışkın olmayan zihnimi zorlayarak bir şeyler ortaya çıkarmaya çalışıcam.

7 Şubat 2016 Pazar

Büyümek -2-



Her şeyi kontrol etmek istediğimizden belki, hayatın biz ne istersek o olduğunu düşünürüz; eğer pozitif olup olumlu şeyleri görmeye çalışırsak mutlu oluruz, mutsuzsak bu sadece ve sadece gerekli çabayı harcamadığımız içindir
. Hayatı her anlamda yönlendirebiliyor olma düşüncesi kulağa hoş gelse de gerçeklikle pek bir alakası yok maalesef. Her zaman ne hissettiğimizi değiştiremeyiz bazen sadece hissederiz işte..

Nedensizce mutlu, üzgün ve ya çaresiz hissedebiliriz...

Hislerinin nedenlerini bulup onları değiştirmeye o kadar çok zaman harcıyordu ki, sanki kendini kabul etmemek için için bahaneler topluyordu ne kadar mükemmel olmadığını ve kırılmaya müsait olduğunu bir kere daha tüm dünyaya duyurmak istiyordu
böylesi çok daha kolaydı çünkü

Tam olmadığını kabullenmek ve bunun normal olduğunu reddederek kendini "bozuk" olarak adlandırmak tamamlanmaya çalışmaktan çok daha kolaydı.

Bir çoğumuz kendimize itiraf etmek istemesek de hayatımızın bir döneminde sırf kendimizi daha iyi hissetmek için bilerek ve isteyerek başka insanların canını acımışızdır. Bu bizim berbat bir varlık olduğumuzdan çok öfkeli olduğumuzu kanıtlar.

Sebebini tam olarak bilmediği bir öfke vardı onunda içinde, Belkide sadece basit gençlik sancıları.. gereğinden fazla anlam yüklemiş anılar ve fazlasıyla can akan düşüncesizce sarf edilmiş kendini bilmez birkaç cümle.. bilmiyordu işte. Bazen bilmek bile istemiyor sadece hissediyordu.

Büyüdükçe mi kendi hislerimizi görmezden gelmeye başlıyoruz yoksa sadece onları kontrol etmekte biraz daha ustalaşıyor muyuz?
Bir an için hayata ara verme şansımız olsa kendimize baktığımızda  bulunduğumuz yerden memnun olur muyduk acaba?

En çok korktuğu şeylerden biri de buydu; hayattaki tutkularını, hayalini kurduğu maceralarını yaratmayı umduğu onca masalı rafa kaldırıp sessizce sıradanlaşmak.
Tam olarak korktuğu şey herkes gibi olmak değildi çünkü o diğerlerinden çokta farklı değildi
korktuğu şey hissizleşmekti galiba yorulmak ve hatta belki de tükenmekti korktuğu


6 Şubat 2016 Cumartesi

Büyümek -1-




Ayakları yere basıyor, modern yaşam denilen devasa kum saatinin içinde bir aşağı bir yukarı savrulurken bile şaçlarını okşayan rüzgara selam vermeye fırsat buluyordu. Yeniliklerin getirdiği sarhoşluk ne kadar sürüyor acaba ?

Önemli bir şeylerin parçası olup olamayacağımızı ne zaman anlıyoruz? Ve neden sıradan olma fikriyle beraber geliyor bütün hayal kırıklıkları..

Kendisinden çokta büyük şeyler beklemiyor, başkalarının kendi hayatı üzerindeki beklentilerini de büyük bir ustalıkla yok sayıyordu. Hiçbir açıdan mükemmel değildi ve kendini kabullenme yolunun daha başındaydı.

Bu karma karışık ve baş döndürücü dünyada kendi ayakları üzerinde durma fikri istisnasız herkesi hazırlıksız yakalamış ve bir çoğunun kabuslarına konu olmuştur. Bilinmeyenden korkarız, alışkın olmadığımızdan...

bu yüzden farklı olanla bitmek tükenmek bilmeyen kavgamız ve anne babaların çocuklarını biraz daha diğerlerine benzetme çabası. Başlarda hayatta kalmamızı sağlayan farklı olanı dışlama alışkanlığımız hayat çizgisinde ilerledikçe bizi dış dünyadan her an biraz daha koparmaya başlıyor.
 
Gözlerini açmasıyla gerçek dünyanın  zihnindekinden çok ama çok farkı olduğunu anlaması bir oldu
şimdiye kadar mükemmel olmayanın bir tek kendisi olduğunu sanmış diğerlerini gözünde büyütmüştü. Artık dumanlı düşüncelerinde herkesi kendini tamamlamaya çalışan deniz yıldızlarına benzetiyor, her gün kalabalık kaldırımdan geçerken kimsenin "tam" olmayışına yeniden şaşırıyordu.

Tam olma macerası heyecanlı ve sancılıydı. 

4 Şubat 2016 Perşembe

BURDAYIM!!

Bu yıl normalin biraz gerisinden geldiğimin farkındayım.
bu bloğunda bir avuç sadık takipçisi vardır olsa olsa, ben kendim için yazıyorum anlayacağınız
hem bilgisayara ulaşma imkanım çok olmadığından -ve telefondan yazmaktan nefret ettiğimden- hemde bu sene kendimle ilgili düşünmeye çok zaman bulamadığımdan pek uğramadım buralara.. üniversiteye hazırlık falan...

 Yine de merak edenleriniz varsa iyiyim ben.

 Aklımdakileri cümlelerle ifade edebiliyor olmak kimseden onay almadan sadece yapabildiğime inandığım için devam ettiğim sınırlı şeylerden biri o yüzden biraz kendime yabancılaşmış buldum kendimi. Son dört aydır okul dışında yaptığım tek şey uyumak galiba bazende oturup ne kadar mutsuz olduğumu düşünüyorum. ne kadar yalnız.. yanlış anlaşılmasın, üzülmeyin arkadaşlarım depresyonda falan değilim.

  Depresyonun kişiliğimin parçası olduğunu düşündüğüm zamanlar çok oldu tabi ama bu sefer farklı. Bu sefer kabullenmeye başladım sanırım. Yalnızlığın o kadar da ürkütücü olduğunu düşünmüyorum mesela ve kesinlikle başkalarıyla da alakalı değil. Kısacası elbette olacak kendimi yalnız, mutsuz, çaresiz ve sıkıcı hissettiğim günler. insan olmak böyle bir şey galiba.uzun bir dönem çok hissediyor olmanın kötü  bir şey olduğunu sandım galiba diğerleri daha hissiz.. bana edinmem için baskı yaptığınız "savunma mekanizması" buysa eğer teşekkür ederim kendimle yaşamayı eskisi kadar zor bulmuyorum artık.


kendimle yaşadığım kazananı hala belli olmayan savaşın nedenini de biliyorum artık
istediğim insan olmadığım için kızgınım kendime.. istediğim kadar güçlü, başarılı, yetenekli, olgun ve anlayışlı olamadığım için..
Sanırım yapmam gereken kendime biraz zaman vermek ve arkama yaslanıp daha sadece on sekiz yaşımda olduğumu kendime hatırlatmak. aklımda ne varsa gelişi güzel fırlattım buraya, bir şey ifade ediyor mu onu bile bilmiyorum

kendimle biraz daha vakit geçirmem gerekiyor galiba