30 Aralık 2016 Cuma

Aldırma gel yanıma

Hayatımın aşık olunca başlayacağına inanmadım hiç
Sevmek sevilebileceğim anlamına geliyordu çünkü
inanmadım.
Ben hayatımın kilo verdiğimde başlayacağını düşündüm hep
Neden bilmiyorum ama hiç barışamadım kendi bedenimle
Ve sanırım aynalara bakmaktan her lokmamı saymaktan yaşamayı da başaramadım

İlk kez aklıma "belki daha zayıf olsaydım gitmezdi.." düşüncesi on beş yaşında düştü sanırım
daha zayıf olsaydım her şey daha farklı olurdu..
Canım neden o kadar fazla yanıyordu neden bütün bunlar bana mantıklı geldi gerçekten bilmiyorum.

On beşimde tanıştım Küçük İskenderle..
On beşimde tanıdım bana beni anlatan, sonbahar kokan o kadını
On beşimde başım dönmeye başladı.. midem ağrımaya..
Derse diye çıkıp saatlerce bilmediğim sokaklarda yürüyorken on beş yaşındaydım yine.

Morarmış tırnaklarımı ojeyle saklamayı o zaman öğrendim.
Yatağa aç gidebilmeyi..yorgunum diye geçiştirmeyi her şeyi..
Saçlarım o zaman dökülmeye başladı ve o zaman alıştım ağzımdaki kan tadına.. kan kusmaya

Herkesin biraz canının yandığı yıllardı galiba
Ama ben herkes olamazdım.. ben herkes gibi alkol alamaz sigara içemezdim
Hep aklı başında,olgun, oturaklı olmam gerekiyordu nedense.. mükemmel olmam gerekiyordu.. Babamın kızı olmam gerekiyordu..

Yemedim bende.. Daha uzun olamıyordum daha güzel olamıyorum daha zeki olamıyordum,
ve kontrol edemiyordum hiçbir şeyi.. Daha zayıf olmak istedim ben de. Kimse de bir şey sormadı zaten.

O kadar kızdım ki kendime,hala kızıyorum, bu kadar kırılgan olduğum için
Bu kadar beceremediğim için yaşamayı
Bu kadar canım yandığı için..

Bitsin istedim, yok olmak istedim. Ama hepsinden çok mutlu olmayı istedim sanırım o yüzden yardım istedim.

Mor bi koltukta oturdum  on yedime kadar ara sıra. Kendimi anladım kendimi anlattım.
bitti sandım.

Şimdi on sekizimde avucumdaki saçlarıma bakıp ağlıyorum
yine ağzımda kan tadı

Durduramıyorum.

"çok çekici on beşinde tastamam yalnızdı"

1 Aralık 2016 Perşembe

soğuk

Yürüdüm bugün
Uzun uzun.. eve gelirken


Sandım ki soğuk ne kadar çarparsa tenime o kadar ferahlar yüreğim.
Sinirlendim salıncaklara bugün dökülmedi diye dertlerim 


Biraz daha anladım kendimi
Biraz daha korktum.. bu sefer diğerinden.


Söylemiştim ya, 

Aklımda ne varsa haykırmak isteyişimle, en yakınımdaki insanların zihnindeki "ben"i değiştirecek olma korkusu en çok böyle gecelerde koyun koyuna uzanıyor yatağa.

Ben hiç tanımak istemedim ki kendimi. 
Mecbur bırakıldım  sefer. Kendimi anlayamaz, anladığımı anlatamaz oldum. 

Yoruldum.

1 Kasım 2016 Salı

the day

13.00:

 Kendimi dinlemekten ve ayna karşısında zaman geçirmekten başka bir şey yapmadım yine.
Ağlamadım ama, ayna karşısında en azından.
Sinirliyim.
Yalnız kendime. Bazı sorulara cevap bulamadığım ve cevaplarımdan deli gibi korktuğum için
kendime vermem gereken cevapları başkasından bekleyip etrafımda kim varsa yorduğum yıprattığım ve kırdığım için.

Yanlış yaptım, yaptığım her şey yanlıştı ya da ben başlı başına kocaman bir yanlışım karar veremiyorum durduramıyorum düşüncelerimi.

14.33:

Başım dönüyor.hiçbir şey yemek istemiyorum. Ağzımdaki kan tadından belki, canım hiçbir şey çekmiyor. Çay içiyorum bende bol şekerli, ayakta kalabilmek için.

Korkunç bi kitap buldum.

"zayıf olmak istediğimi sanıyordum; sonra anladım ki asıl istediğim, kimsenin bana zarar veremeyeceği biçimde korunaklı olmaktı."  ya da "yeterince sevilmediysek kendimizi de yeterince sevemiyoruz" gibi şeyler yazıyor içinde. Geneen Roth'u ilk okuduğumda sevmemiştim. Şimdide fazla gerçek geliyor


saate bakıp bir şeyler yemem gerektiğine karar verdikten sonra hazırladığım tabağa bakarken bunu düşündüm.

15.52:

Sonunda bir şeyler yedim. Bu iyi mi kötü mü oldu bilmiyorum sadece artık daha az başım dönüyor bu da  daha fazla  düşünmeme olanak sağlıyor. Dedim ya durduramıyorum düşüncelerimi.
Normali,benden bekleneni ve ona ne kadar uymadığımı düşünüyorum şimdilik. Ne kadar büyük bir hayal kırıklığı olduğumu..
Çok soğuk bir öfke var içimde kendime karşı. Bugün benim en büyük düşmanım. Yarın ne olur bilmiyorum.


16.00:

 Siyah portakallar aradım belki o zaman bugün gerçek olmaktan çıkıp bir şiire dönüşebilir diye. bulamadım.

20 Ekim 2016 Perşembe

Taking control.. what a nice, nice thing



Hiçbir şey içimde kalmak istemiyor sanki. Hiç kimse yanımda kalmak istemiyor
Midem bulanıyor, başım dönüyor yine 
Yine bir yerlere sığdıramıyorum kendimi.
Yalnız değilim, mutsuz değilim karışığım belki. Parça parçayım

Sandığım kadar iyi tanımıyorum kendimi. Anlamıyorum da artık. Midem mi parmak uçlarım mı yüreğim mi yanıyor bilmiyorum.

Hiç korkmadım gözyaşlarından. Ben ağladım utanmadım.
 Sokakta, otobüste, evde, okulda..
Ama nefesim kesilmemişti hiç acıdan

Daha önce korktum kendimden çok korktum hatta.. Böyle değil ama. Hiç bu kadar yeniden tanımak zorunda kalmadım kendimi.. hiç bu kadar kaçıp gitmek istemedim kendimden

Hep böyle mi devam edecek, her seferinde tüm bildiklerimi unutmam mı gerekecek?
Acaba doğru muydu o mor saçlı kadının söyledikleri gerçekten her şeyi zor yoldan öğrenmem mi gerekiyor ? ve eğer bensem bunun böyle olması gerektiğini söyleyen.. onun söylediği gibi..
Daha ne kadar şaşırtabilirim acaba kendimi

Midem de parmak uçlarım da yüreğim de yanıyor. Başım dönüyor nefesim kesiliyor hatta

Ne yapmalı?
Nereye, kime gitmeli bilmiyorum
bildiğim şeyi yapıyorum bende. Elimden ne geliyorsa,
bir şeyleri.. en azından bir şeyleri kontrol edebilmek için onu yapıyorum

86 olsun bugünkü pişmanlığın adı
iki yıl sonra ilk defa
86




25 Eylül 2016 Pazar

Dün bu saatlere

Ben düşüncelerimi susturamazken bir gece daha geçti... ve dudaklarıma değen hava cigerlerime ulaşmaya çalışırken mevsimler..

Neden duyguları tanımlayan kelimeler bu kadar az? neden nefeslerim yetmiyor, başım dönüyor yine?
Gecenin bu saatinde elime kalemi aldıran, aklımı kurcalayan ne ?

Devam etmek bu gaiba

Ne bulacağından emin olmadan birilerini, bir şeyleri geride bırakmak.. bazen isteyerek

En uzun geceler bitiyor demiştim ya, gündüzü bekliyorum bende

5 Eylül 2016 Pazartesi

filmlerde kariyer/ the devil wears prada

Aslında sadece kariyerinin peşinde koşan kadınlarla ilgili bir film arayışındaydım.Çok bir şey çıkmadı karşıma, bende her blog da önerilen "the devil wears prada"yı izlemeye karar verdim, bilmiyorum kaçıncı kez.

Dürüst olmak gerekirse hiç ciddiye alarak izlememiştim yani kadın ve kariyer olarak görmemiştim anlatılanı.

 Ve üzülerek söylüyorum,ben o doğum gününü kaçırmak uğruna o yazarlarla tanışırdım.
Bir buçuk saat boyunca neden ilişki ve iş arasında kalan kadının seçimini işten yana yapmasının neden normal karşılanmadığını düşündüm.

bir buçuk saatin sonunda da ne olduğunu tam anlayamadım açıkçası. Neden en başında bile birlikte olunduğu açıklığa kavuşmamış sevgiliye geri dönüldü mesela? ya da hayallerinin peşinden koşan bir kadın mıydı son sahnede gördüğümüz - yüzündeki ifade öyle diyor- yoksa anlatılmaya çalışılan istenilenin "düzgün" bir şekilde de elde edilebileceği miydi?

Bana sorarsanız o gazeteci her anlamda daha mantıklı bir karardı çünkü.


4 Eylül 2016 Pazar

Nazan Tarkan Gülşen

Geçen Nazan Öncel'in bi şarkısı çıktı karşıma, hani şu örümcek ağlı aynalı olan, arada bir Tarkan'ın görünüp kaçtığı.Önce nasıl Nazan Öncel'i hep mutlu hatırladığıma şaşırdım -sanırım aklımda hep "dillere düşeceğiz" ile kalmış- sonrada nasıl türk pop müziğinin ilk fuckboy'unu mega star yapmışız ona şaşırdım.

Aslında daha çok çocuklar duymasının Melteminin kalbinin sesini dinleyip adam gibi eşini terk edince milletçe dışlanıp, yıllarca çizgisini kotuyan Funda Ararın bir albüm kapağında bacağını gösterince birden bire kötü kadın ilan edildiğini gördükten sonra geriye bakınca şaşırdım.

Belkide doksanların en güzel yanlarından biridir cesareti, kızıl şaçlı şarkıcıları ve birilerine hakaret etmek üzere yazılmamış şarkılarından sonra ama... Amasını bilemedim işte Tarkan kadınlar tarafından "kapışılamadığı" klibi genç kızların sevgilisi ünvanını kazanırken Nazan Öncel klipleri biraz renkli biraz daha farklı diye " evli değildi demi bu kadın, belli" yorumlarını hak edecek ne yaptı ona şaşırdım.

Beliki de başlangıçta çok farklı olduğu içindir bilmiyorum. Pijamalarıyla sevdiği adamın peşinde sokak sokak dolaşan Gülşenle bangır bangırı söyleyen Gülşen de aynı değildir oysa..

25 Ağustos 2016 Perşembe

yepyeni



Hayatımın o kadar komik bir zamanındayım ki, tüm yaşıtlarımla birlikle.

Yapmak istediğim çok şey var, çok zamanım var, ileride işlerin neye benzeyeceğine dair bi fikrim var.
İsmimin önünde yer alacak sıfatı biliyorum artık ve  fakülteye yalnız bir kez ayak basmış olsam da heyecanlı ebeveynlerim var mesela.

Hepimiz ne yaptığımızı biliyormuş gibi görünmeye çalışıyoruz oysa tek yaptığımız biraz bilgi kırıntısıyla büyük hayaller kurmak.. ama hayat böyle ilerliyor galiba sadece önümüzdeki bir kaç metreyi görerek çok uzun yollar alıyoruz.

Ben heyecanlıyım
Yepyeni bir başlangıç olduğu için, sonunda bir şeylerin ilerlediğini görebildiğim için ve birazda yolumu yolumu bulabildiğim için.

Daha fazla ne söylenir bilmiyorum açıkçası beni neyin beklediğine dair en ufak bir fikrim bile yok. Tek yapabildiğim oturup beklemek galiba  

29 Temmuz 2016 Cuma

EN UZUN GECELER BİTİYOR



En uzun geceler de bitiyor
bitmeyen gündüzler galiba

Her şey yolundaymış gibi gülümseme çaban
Neyin yolunda olmadığını anlayamaman
Elinin kitaplara gitmemesi
Şarkıların hiçbir şey ifade etmemesi

Sürekli geç kalışların
Uzun uzun boşluğa bakan yorgun bakışların
Hep geriye kaçan adımların
Hayata karşı iştahsızlığın işte bitmeyen

mevsimler bitiyor, insanlar gidiyor
Yaralar iyileşiyor
Yağmurlar yıkıyor, rüzgar süpürüyor yeryüzünü hergün

Senin yüreğin temizlenmiyor
ağlayışların  bitmiyor
Ne kadar zaman geçse de haykırışların dinmiyor

Hiçbir şey yapamıyorum bende




28 Temmuz 2016 Perşembe

sekiz saatte yeni hayal



Bir şeyler değişti, ben değiştim.
Sesimi duyurmak istedim hep, sahnelerde olmak istedim, mikrofonun başında ben olayım istedim

hevesim mi kaçtı yoksa kendimi anlamaya başladıkça duruldum mu bilmiyorum
İlk defa yas tutmaktansa elimde olanla en iyisini yapmaya karar verdim, büyüyorum galiba..

Kısacası şu yaşıma kadar yapmak istediğim her şeyin kendi sesimi duyurmakla alakası olduğunu fark ettim ve artık buna ihtiyacım yok.Artık sesinin duyulması umuduyla sessiz çığlıklar atan savunmasız kız değilim
Kendimi etrafıma duvarlar örmeden de koruyabileceğimi biliyorum artık, insanlara güvenmenin ve sonrasındaki olası yıkıntıyı onarmanın benim elimde olduğunu biliyorum.
Savrulmuyorum da artık, ayaklarım daha sağlam basıyor yere.
Değişiyorum.. biraz da hayranlıkla izliyorum kendimi
kendime acıyarak geçirdiğim onca zamandan sonra gurur duyuyorum kendime.

 Hatalarımı da affediyorum
yardım isteyen minik bir kız çocuğunun yorgun cümlelerini tehdit sandığım için mesela
gözümde o kadar mükemmel ve istediğim her şeye sahipti ki benimle aynı yollardan yürüyor olabileceği aklıma bile gelmemişti

Biraz beklenenden farklı olsa da yepyeni bir yol çizdim kendime. Her şeyin bu kadar yerli yerine müthiş bir zamanlamayla oturması doğru olanı yaptığımın bir işaretidir  umarım

12 Temmuz 2016 Salı

Büyümek -4-


Hani vardır ya böyle her şeyi durdurmak isteyerek uyandığınız sabahlar. Güneş bugün hiç doğmasın mesela..
Nedenini çok anlayamadığı bir hüzün vardı içinde, sanki bir yerlere sığdıramıyordu yüreğini
Hiçbir şeyden korkmadığı kadar korkuyordu kendini hayal kırıklığına uğratmaktan.

Yalnızlık fikrine bile alışmıştı, yalnızdı zaten kendiyle anlaşmayı öğrenene kadar da öyle olacaktı
 bir kaç kişi geçecekti hayatından ama hiçbiri kalmayacaktı
Belki biraz erken başlamıştı büyüme macerasına diğerlerinden ama yolun sonunu görebileceğinden şüpheliydi

Böyle sabahlarda gelirdi aklına küçük bir  kıza yazılan biraz acemi dizeler:


"saçlarımı uzanacaktım, para biriktirip yollara çıkacaktım ve bir daha hiç yirmi üç yaşında olmayacaktım"

Yirmi üçüne çok vardı
Ama balkon camındaydı o da ve temmuz sıcağında buz tutmuştu elleri

Kurak iklim insanıydı bekli de ondan alışkındı puslu ve özensiz seslerden emir kipli cümleler duymaya.

On sekizinde aşk acısı çekerdi insanlar öyle olmalıydı en azından
Yaz akşamları hep dertsiz tasasız geçmeliydi ege kıyılarında..
Bazen yaşayarak öğreniyor insan


6 Temmuz 2016 Çarşamba

Denize Doğru



Her tatil birbirinin aynısı olmak zorunda değil..
Ben hiç sevemedim mesela bir sene beklediğim yorgun argın ve dinlenme umutlarıyla çıkılan tatilin koşturmalarla geçip gitmesini.

Belki biraz da bu seneye özel büyük koşturmacadan sonra durgunluk arayışım.
Erkenden uyanmayı, etraf ayaklanmadan havuza girmeyi, kahvaltıdan sonra uyuklamayı, istediğim zaman kitap okuyabilmeyi, hava serinleyince çarşı pazar gezmeyi , gece yarılarına kadar süren aile sohbetlerini  özensiz görünebilme özgürlüğümü ve hatta İnternet ve televizyona kolay kolay ulaşamayışımı seviyorum.

Bu yüzden kaçıp geldim buralara Marmaris'e Bodrum'a değilde buralara
Biraz nefes alabilmek kendimle baş başa kalabilmek için
Ha biraz da rüzgarı için tabi

Bazı geceler uyumadan önce heyecanlanıyorum kendi kendime, henüz hayatımın neresinde olduğumu tam algılayabilmiş değilim ilginç bir şekilde burada daha gerçek geliyor bazı şeyler

Şimdi ben biraz kedi kovalamaya ardından salıncakta sallanmaya gidiyorum
umarım hepinizin bayramı benimki kadar huzur dolu geçmiştir.

30 Haziran 2016 Perşembe

self care is not selflish



geçtiğimiz yıl boyunca düşünebildiğim tek şey kendime zaman ayırmaya ne kadar ihtiyacım olduğuydu. Yalnızlıkla çok iyi anlaşamasam da kendimle baş başa kalmanın zamanı geldi sanırım
Daha iyi bir insan olma yolunda ilerlemenin..
Güne erken başlamanın mantığını kavramaya başladım mesela, bir günde birçok şeyi halletmek insanı iyi hissettiriyor.

Sınav öncesi formuma dönmek gibi bir planım var. Tam olarak kilo vermekten bahsetmiyorum beslenme düzenim ve ruh halim arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışıyorum. Yalnız yemek yememek gibi lanet bir huyum var üzerinde çalışmam gereken.


Geç kaldığım film ve kitaplarla açığı kapatmaya çalışıyorum. Haftada bir kitap okuyup iki film izlemek gibi minik bir hedefi var. Ama gerçekçi olmak gerekirse haftada iki taneden çok film izleyeceğime inanıyorum.

Filmlerle ilgili tek sıkıntım her şeyin belirli bir zaman çerçevesinde gerçekleşiyor olması. Bir kitap ağır gelmeye başladığında ara verip ertesi gün okumaya devam edebiliyorum ama film iki saat için de bitmiş olmalı Bu da basitçe fazla duygusal öge bulunduran filmleri izleyemediğim anlamına geliyor
ama kendime daha çok bilim kurgu ve dram içermeyen tarih filmleri bulmaya uğraşıyorum. Şimdiye kadar ki favorim "man from earth"

Olabildiğince çok yazmaya çalışıyorum bir de bunların yanında çünkü biliyorum biraz da yapılarak öğrenilen bir iş bu ve ben baya bi boşladım buraları. Geriye baktığımda bugünlerden kalan şeyler görmek istiyorum

Çok şey değişiyor bu yaz. zamanı gelince konuşuruz hepsini

28 Haziran 2016 Salı

Güzel insan



Ürkütücü bir sakinliği var büyük şehir  sokaklarının, kendini özleten... Kalabalıkta kaybolmaya gittim bende bugün

Eski sevgiliyle buluşmaya

Şehrin şarapçıları terk ederken kaldırımları  ben selam verdim ucuz takımlarıyla boy gösteren yorgun memurlara.

Çok güzel bir insanla tanıştım ben bugün

Okuduğundan çok farklı bir iş yapan, yaşamak için kitap satan sıcacık yürekli biriyle
Nedensizce bir bardak çay teklifini kabul edip kitap tartışmayı kabul ettiğim biriyle
Sallama çayının yanında birde kitap hediye etti bana
Aliymiş adı on yıldır oradaymış dükkanı..
Kaç defa tek kelime etmeden geçmişimdir acaba o dükkanın kapısından..
Görüşürüz diyerek çıktım bu sefer çarşıdan

 Aylar sonra ilk defa karşımdaki adama göre cümlelerimi ayarlamadan konuştum bugün
Yalnız kendim olarak, Yargılanma kaygısına düşmeden
Aynı sesleri dinleyen aynı cümleleri okuyan biriyle


Mutlu oldum
Güzel insanlar var



"...öyleyse ben size hep ali diyeceğim
Hikayenin gerisi zaten çok belli.."
                                    küçük iskender
                                           

26 Haziran 2016 Pazar

BİTTİ...




Bitti.
on iyi yıl, üç dershane,çokça özel ders, bir çok deneme sınavı, ağlayarak geçirilen birkaç gece ve kalp krizine oldukça yaklaştığım altı saatten sonra bir sonraki durağın üniversite olduğunu söyleyebilirim.

 Uzun zamandır bu günü bekliyordum. Küçük bir kaç engel daha var tabi önümde tercihler falan filan işte.
Ama ne yapmak istediğimi biliyorum, psikoloji kelimesi bile beni heyecanlandırıyor, Gerçekten istediğim bir şeyle uğraşacak olmak...

Bahsetmişimdir belki daha önce, insan on sekiz olunca önündeki yolun hafiften şekillenmiş olması gerekir diye düşünürdüm hep. Gitmek istediğim yolu az çok biliyorum ben galiba, ne yapmak istediğimi ve yapabileceklerimi biliyorum.

Sancılı dört yılın ardından yüzüm yine gülebiliyor
Her insan lisede biraz cehennemi yaşıyor galiba.

Her zamankinden biraz farklı oldu sanırım bu yazı. Mutluyum, heyecanlıyım paylaşmak istedim


Yeni başlangıçlara...

24 Haziran 2016 Cuma

A day in my shoes



Geceden kalmış ürkek gözleriyle selamladı yavaş yavaş yükselen güneşi, oysa gözlerini kapatsa
iliklerine işlemiş soğuğu hissedecekti.


Eskisine son vermeden yeni güne başladı, kendisine sunacak güzel şeyleri olmasını umarak.
sakince hazırlandı.

Gün boyunca acı çekmemek için kahveden önce bir şeyler atıştırması gerektiğini biliyordu
Dolapta ne varsa işte, çok özenmedi

Anahtarlarını, cüzdanını ve telefonu kontrol etti
Merdivenlerden inerken saate hiç mi hiç aldırmayan komşularının elektrikli süpürge sesini dinledi. Kapıda birileriyle karşılaşmayı umuyordu
bir kedi, küçük bir çocuk belki

 -something to brighten her day-

 Aradığını bulamadan, çiçek kokuları içinden otobüs durağına doğru yürüdü

Bu noktada günün güzel geçeceğini biliyordu. Öyle olmasını istiyordu çünkü.

Yakın bir zamanda öğrenmişti düşünce denen şeyin önemini ve belkide evrenin işleyişine daha yeni uyanıyordu zihni.. Günü güzel yaşamaya karar verip öyle yaptı .

27 Mayıs 2016 Cuma

Kendime izin verdim biraz







kendime izin verdim biraz
iyi olmamak için..
Her şeyin iyiye gidiyor olmasının tek kötü yanı kimseye neden iyi olmadığınızı anlatamıyor olmak
Hayır hiçbir şey olmadı
Keşke bir şey olmuş olsaydı.o zaman daha kolay olurdu kendimi anlatmak.
önüm arkam sağım solum karanlık sanki.
Keşke insan kendinden kaçabilse, keşke kendime yalnız kalmak zorunda kalmasam 
ama buna da alışırım ben 
yine iyi olurum 

Kendime izin verdim biraz
Şu hayatımın nereye gideceğiyle ilgili kararları vermek için 
Boyumdan büyük sorunlarla uğraşmak için 
Kendimi biraz daha tanıyabilmek için 

Üniversite... sınav... kendimi kanıtlama çabam...
hepsi ayaklarıma dolanıyor
herkesten önce kendime yetemiyorum ki ben 
ne yapsam yetmiyor 
O kadar küçüğüm ki.. yeni fark ediyorum 

10 Şubat 2016 Çarşamba

BÜYÜMEK -3-

İlk gençlik yıllarının sonunda anlamıştı kendi kendine yarattığı buhranın içinde kaybolduğunu..


bazen mırıldanırdı kendi kendine "herkes her şey olmak zorunda değil" diye
galiba hayattaki yerini bulamamış olmanın gerginliğiydi bu ve biraz da sabırsızlık
sıradandan fazlasını ummuyor ama gözünü hep bir adım ötesine dikiyordu.

Büyük kentlerin dar sokakları belki sadece yeni yüzler keşfedebildiğimiz için yalancı parıltılarla doludur. Ve başka insanları tanımaya ne kadar zaman ayırırsak o kadar kendimizden uzaklaşabiliriz diye düşünmüştü

Yalnızlık sessizlik ve yabancılık

hem var hem yok olabildiği tek yerdi kentin işlek caddeleri
Herkes inatla ne yapmak, ne "olmak" istediğini soruyordu -sanki herkes daha tam olmadığını yüzüne vurmaya çalışıyordu-

oysa en sevdiği rengi sorsanız kekeleyecekti.
ne yapmak istediğine dair kafasında küçük ip uçları vardı ne olduğunu ise başından beri biliyordu
Sentetik herhangi bir sıfat kazanmadan önce insan olmayı ve kendini tanımayı bu maceranın başında kafasına koymuştu.

Duyguların, mantık temeline oturtulabilen insan davranışlarının, farklılıkların onda ortaya çıkardığı heyecanı anlatabilecek kelimeler arıyordu her adımında.

belkide hayatında ilk defa sevilmekten çok sevebilmek istiyordu
herkesi ve her şeyi sadece ve sadece saf, insancıl duygularla

Büyümek birazda bilmek demekti galiba
ve en çokta öğrenmek


9 Şubat 2016 Salı

AKLIMDAN GEÇENLER

Yaklaşık üç yıl önce nası mutlu olunca birden bire bütün yaratıcılığımı kaybettiğimi anlatan bir yazı yazmıştım. Hatta itiraf ediyorum o zamanlar beni mutlu eden tek şey bir şeyler karalamak olduğu için uzun bir süre daha iyi olmamak için özel bir çaba bile harcadım.

 Tabi sonra işer öyle bir noktaya geldi ki mutsuzluktan gözümün önünü göremez hale geldim falan onlar çok başka bi yazının konusu.

 Beni uykumdan uyandırıp bilgisayarın başına oturtansa yıllardır inandığım şeyin ne kadar yanlış olduğunu fark etmiş olmam.

 Çok uzun bir zaman için gerçekten sadece olumsuz duygularla bir şey yaratılabileceğini düşündüm ya da sadece sadece onlar değerliydi benim gözümde.

Benim üç yıl önce mutluluk sandığım şey mutsuz olmama haliymiş oysa

ne kadar ayrıntı anlattım bilmiyorum ama kısaca lise hayatımın berbata yakın geçtiğini söyleyebilirim yani demem o ki ben mutluluğun bile ne olduğunu bilmeden hissedebildiğim tek şey olana tutunup resmen mutluluktan korkup kaçmışım. Ha şimdi mutluluktan havalara mı uçuyorum hayır tabi ki.

Ama gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki şu an hayatımda çok daha iyi bir yerdeyim ve mutluluğu tanıyabilecek kadar çok deneyimledim ve bilgisayarın başına oturmak içinde uzun bir süre bekledim çünkü gerçekten mutluyken buraya ne yazacağım hakkında en ufak bir fikrim yoktu.

 İyi ya da kötü bir şeyler karalamadan sadece oturduğum yerde elimdekini de kaybedeceğimi bildiğimden ve daha illerisine gitmek istediğimden zorladım kendimi bence iyi de yaptım.

Bu blog ya da genel anlamda yazı yazma işinde çok iyi olduğumu iddia etmiyorum hatta küçükken çok daha fazla umut vaad eden bir çocuktum bu konuda ama bu işi yapmayı sevdiğimi ve zaman buldukça kendimi ve çokta olumsuz duygulara alışkın olmayan zihnimi zorlayarak bir şeyler ortaya çıkarmaya çalışıcam.

7 Şubat 2016 Pazar

Büyümek -2-



Her şeyi kontrol etmek istediğimizden belki, hayatın biz ne istersek o olduğunu düşünürüz; eğer pozitif olup olumlu şeyleri görmeye çalışırsak mutlu oluruz, mutsuzsak bu sadece ve sadece gerekli çabayı harcamadığımız içindir
. Hayatı her anlamda yönlendirebiliyor olma düşüncesi kulağa hoş gelse de gerçeklikle pek bir alakası yok maalesef. Her zaman ne hissettiğimizi değiştiremeyiz bazen sadece hissederiz işte..

Nedensizce mutlu, üzgün ve ya çaresiz hissedebiliriz...

Hislerinin nedenlerini bulup onları değiştirmeye o kadar çok zaman harcıyordu ki, sanki kendini kabul etmemek için için bahaneler topluyordu ne kadar mükemmel olmadığını ve kırılmaya müsait olduğunu bir kere daha tüm dünyaya duyurmak istiyordu
böylesi çok daha kolaydı çünkü

Tam olmadığını kabullenmek ve bunun normal olduğunu reddederek kendini "bozuk" olarak adlandırmak tamamlanmaya çalışmaktan çok daha kolaydı.

Bir çoğumuz kendimize itiraf etmek istemesek de hayatımızın bir döneminde sırf kendimizi daha iyi hissetmek için bilerek ve isteyerek başka insanların canını acımışızdır. Bu bizim berbat bir varlık olduğumuzdan çok öfkeli olduğumuzu kanıtlar.

Sebebini tam olarak bilmediği bir öfke vardı onunda içinde, Belkide sadece basit gençlik sancıları.. gereğinden fazla anlam yüklemiş anılar ve fazlasıyla can akan düşüncesizce sarf edilmiş kendini bilmez birkaç cümle.. bilmiyordu işte. Bazen bilmek bile istemiyor sadece hissediyordu.

Büyüdükçe mi kendi hislerimizi görmezden gelmeye başlıyoruz yoksa sadece onları kontrol etmekte biraz daha ustalaşıyor muyuz?
Bir an için hayata ara verme şansımız olsa kendimize baktığımızda  bulunduğumuz yerden memnun olur muyduk acaba?

En çok korktuğu şeylerden biri de buydu; hayattaki tutkularını, hayalini kurduğu maceralarını yaratmayı umduğu onca masalı rafa kaldırıp sessizce sıradanlaşmak.
Tam olarak korktuğu şey herkes gibi olmak değildi çünkü o diğerlerinden çokta farklı değildi
korktuğu şey hissizleşmekti galiba yorulmak ve hatta belki de tükenmekti korktuğu


6 Şubat 2016 Cumartesi

Büyümek -1-




Ayakları yere basıyor, modern yaşam denilen devasa kum saatinin içinde bir aşağı bir yukarı savrulurken bile şaçlarını okşayan rüzgara selam vermeye fırsat buluyordu. Yeniliklerin getirdiği sarhoşluk ne kadar sürüyor acaba ?

Önemli bir şeylerin parçası olup olamayacağımızı ne zaman anlıyoruz? Ve neden sıradan olma fikriyle beraber geliyor bütün hayal kırıklıkları..

Kendisinden çokta büyük şeyler beklemiyor, başkalarının kendi hayatı üzerindeki beklentilerini de büyük bir ustalıkla yok sayıyordu. Hiçbir açıdan mükemmel değildi ve kendini kabullenme yolunun daha başındaydı.

Bu karma karışık ve baş döndürücü dünyada kendi ayakları üzerinde durma fikri istisnasız herkesi hazırlıksız yakalamış ve bir çoğunun kabuslarına konu olmuştur. Bilinmeyenden korkarız, alışkın olmadığımızdan...

bu yüzden farklı olanla bitmek tükenmek bilmeyen kavgamız ve anne babaların çocuklarını biraz daha diğerlerine benzetme çabası. Başlarda hayatta kalmamızı sağlayan farklı olanı dışlama alışkanlığımız hayat çizgisinde ilerledikçe bizi dış dünyadan her an biraz daha koparmaya başlıyor.
 
Gözlerini açmasıyla gerçek dünyanın  zihnindekinden çok ama çok farkı olduğunu anlaması bir oldu
şimdiye kadar mükemmel olmayanın bir tek kendisi olduğunu sanmış diğerlerini gözünde büyütmüştü. Artık dumanlı düşüncelerinde herkesi kendini tamamlamaya çalışan deniz yıldızlarına benzetiyor, her gün kalabalık kaldırımdan geçerken kimsenin "tam" olmayışına yeniden şaşırıyordu.

Tam olma macerası heyecanlı ve sancılıydı. 

4 Şubat 2016 Perşembe

BURDAYIM!!

Bu yıl normalin biraz gerisinden geldiğimin farkındayım.
bu bloğunda bir avuç sadık takipçisi vardır olsa olsa, ben kendim için yazıyorum anlayacağınız
hem bilgisayara ulaşma imkanım çok olmadığından -ve telefondan yazmaktan nefret ettiğimden- hemde bu sene kendimle ilgili düşünmeye çok zaman bulamadığımdan pek uğramadım buralara.. üniversiteye hazırlık falan...

 Yine de merak edenleriniz varsa iyiyim ben.

 Aklımdakileri cümlelerle ifade edebiliyor olmak kimseden onay almadan sadece yapabildiğime inandığım için devam ettiğim sınırlı şeylerden biri o yüzden biraz kendime yabancılaşmış buldum kendimi. Son dört aydır okul dışında yaptığım tek şey uyumak galiba bazende oturup ne kadar mutsuz olduğumu düşünüyorum. ne kadar yalnız.. yanlış anlaşılmasın, üzülmeyin arkadaşlarım depresyonda falan değilim.

  Depresyonun kişiliğimin parçası olduğunu düşündüğüm zamanlar çok oldu tabi ama bu sefer farklı. Bu sefer kabullenmeye başladım sanırım. Yalnızlığın o kadar da ürkütücü olduğunu düşünmüyorum mesela ve kesinlikle başkalarıyla da alakalı değil. Kısacası elbette olacak kendimi yalnız, mutsuz, çaresiz ve sıkıcı hissettiğim günler. insan olmak böyle bir şey galiba.uzun bir dönem çok hissediyor olmanın kötü  bir şey olduğunu sandım galiba diğerleri daha hissiz.. bana edinmem için baskı yaptığınız "savunma mekanizması" buysa eğer teşekkür ederim kendimle yaşamayı eskisi kadar zor bulmuyorum artık.


kendimle yaşadığım kazananı hala belli olmayan savaşın nedenini de biliyorum artık
istediğim insan olmadığım için kızgınım kendime.. istediğim kadar güçlü, başarılı, yetenekli, olgun ve anlayışlı olamadığım için..
Sanırım yapmam gereken kendime biraz zaman vermek ve arkama yaslanıp daha sadece on sekiz yaşımda olduğumu kendime hatırlatmak. aklımda ne varsa gelişi güzel fırlattım buraya, bir şey ifade ediyor mu onu bile bilmiyorum

kendimle biraz daha vakit geçirmem gerekiyor galiba

17 Ocak 2016 Pazar

-1- of 2016




Belkide kendimi küçük yaşta  asla sevilemeyecek olduğuma inandırdığımdan gerçekten hiç aşk acısı
çekmemiş olmam. Hep olağan geldi bana bir insanın beni sevememesi, aynı diğerlerinin nasıl göründüğüm ile ilgili fikirlerini yüksek sesle dile getirebiliyor olmalarının normal gelmesi gibi...

Kendi bedenim üzerinde başkaları kadar söz sahibi olamamam da yanlış gelmemişti zaten  bana..
Hepimiz uzun sağlıklı parlak  saçlara sahip olmanın hayaliyle büyüdük galiba ..

evet evet öyle olmuş olsa gerek.

Yoksa herkes dudak bükmezdi saçlarımı kestirme kararıma herkes "güzel" olmayacağımı böyle rahatça gözlerime bakarak söyleyemezdi. Hiç bir zaman inanmadım güzelliğin tamamen fiziksel olduğuna ve evrensel güzellik anlayışının mümkün olduğuna
hala anlamam neden  güzel olduğunun -sadece aynadaki yansılanma değil- farkında olmanın ayıp bir şey olduğunu.
Tahmin ettiğinizden daha yıpratıcı dokunduğunuz her şeye zarar veririyor olduğunuzu düşünmek

her neyse... az kaldı karanlıkların aydınlığa çıkmasına


hatırlatın, bi ara şaçımlane yapmak istediğimden de bahsedeceğim sizlere