14 Ağustos 2015 Cuma

#adult world ?




Bugün kendimi şu arkadaş gibi hissediyorum



                                                                                                                                                                                       filmi izleyenleriniz bilirler


aklımda çok şey var . güzel düşüncelerim var ama hayat hakkında bildiğim şeyler o kadar basit ve değersiz ki
iyi olmayı bırak kötü bile değilim.. neyi bildiğimi bilmiyorum.  

   Caresini bilen varsa söylesin

10 Ağustos 2015 Pazartesi

uyku düşmüyor gecelerime

uyuyamıyorum
uyusam da abuk subuk rüyalar görüyorum zaten
önceleri gerçekten tek derdim kimsenin beni sevmediğine inanıyor olmamdı, şimdi inan kendime karsı iyi bir şeyler hissetmek için vermeyeceğim şey yok. Merak etme bende kızıyorum kendime, neyi neden hissettiğimi bildiğim halde hemde.

Güzeldi her şey, olması gibiydi en azından. Ne güzel mutlu, keyifli ve gururluyduk kendi bedenimizde.

 Tam da bu sinirimi bozuyor iste, uğraşıyorum gerçekten her sabah mutlu uyanmak için uğraşıyorum ve biliyorum bunları okurken oturduğun yerde çıldırıyorsun. İsteyebileceğim her şeye sahipken nasıl hala iyi hissetmiyor oluşuma sinirleniyorsun. Ne diyebilirim ki haklısın iste

.Bir sabah kalkıp aylarca uğraştığım ne varsa birden bire değersizleşip hoca bir hiçe dönüştüğünü görmek sinirimi bozuyor, Aynalara bakıp bakıp ağlamak sinirimi bozuyor. Kendi kafamın içinde olup biteni anlayamayışım , kendi düşüncelerime yetişemeyişim sinirimi bozuyor.

her neyse işte gece gece biraz fazla abarttım  yine. Bugün kapkaranlık bir sabaha uyandıysam yarın gökyüzünün inanması zor mucizelerde  anlatıldığı gibi masmavi olmayacağına senden duysam da inanmam artık.
bunlar da geçecek şüphesiz.
"...ama ne fark eder: ha sakatım, ha özürlüyüm, ha engelliyim
ayrılalım sevgilim. ben iyi değilim."

30 Haziran 2015 Salı

Biter elbet



Sanırım şu dünyada geldiğimiz ilk andan itibaren bıkıp usanmadan yapmaya çalıştığımız tek şey kendimizi
anlamaya ve anlatmaya çalışmak. Bende bugüne kadar bir çok insan tanıdım. Bazılarına göre çok, çoğuna göre az şeyler yaşadım ama kimseye anlatamadım kendimi.

 Yolunu bulması için biraz savrulması gerekiyormuş insanın onu anladık da rüzgar dinmek bilmiyor ki arkadaş.Bazen Feleğin sillesini yemiş insanların hayatlarını bir yılda nasıl değiştirdiklerini ve şimdi mutluluktan havalara uçuyor olduklarını anlatan videolar izliyorum, sonra oturup lan ben üç yıl mal mal ne yaptım acaba diye düşünüyorum..

Biraz da Elindekinin kıymetini bilmemekle alakalı sanki benimki.Kendimi bildim bileli çok sevdim ben kendimi başka insanlarla karşılaştırmayı.Edebiyat dersinden sonra "insanlar 17 yaşında kitap yazıyor sen lise mezunu bile değilsin" diye oturup ağladığımı bilirim. Şimdide olan başka bir şey değil. Yüzüm biraz gülmeye başladı,geriye bakıp kendimi takdir edebilir oldum ya hemen benden daha iyi birilerini bulup kendi moralimi yerle bir etmem gerekiyor

. Hala merak ediyorum memnun olmadığım şeyleri değiştirebileceğimi, kökleriyle toprağa bağlı bir ağaç olmadığımı ve hareket edebildiğimi bildiğim halde beni yerime çivileyen şeyin ne olduğunu. Korkudan çok kaygı. Ya yapamazsam değilde yarın ne getirecek tedirginliği. Ama gerçek şu ki ben bir şeyler yapmadığım sürece hiçbir şey değişmeyecek.

insanların benim hakkımda söyleyeceklerini duymamaya çalışarak fazla uzun zaman geçirdim. Şimdi eğer söyleyecek bir iki kelimeniz varsa duymak sterim.

22 Haziran 2015 Pazartesi

Daha gidecek çok yolumuz var

Uzunca bir süre kendi köşemde olan biteni anlamaya çalıştım. Baktım beceremiyorum bir de benim  gözümden bakmayı denemenizi istedim.

her şeyden önce bedenim hakkında yorum yapma hakkını verdiğim her insan için kendimden özür dilerim. Herkes gördüğünü resmin bütünü zanneder olmuş..
Kilo veriyorsun, yıllar boyu duyduğun; öz güvenini parça parça yok eden yorumlardan kurtulmak, aynaya baktığında içten bir gülümsemeyle karşılaşıp bir kez olsun " hafif" hissetmek için..
Oldu sanıyorsun, başardım sanıyorsun, biri çıkıp "ölüye dönmüşsün bu ne hal" diyor.

İlk  kez artıya çıkıp göz yaşlarına boğulduğum zamanı öyle net hatırlıyorum ki, annemin aynanın arkasında tuttuğu tartıyı yerinden çıkarıp üzerine çıktığımda yaşadığım gerginliğin beni yıllar boyu takip edeceğini bilseydim mutfağa koşup kendime ballı süt falan hazırlardım herhalde, ama ben her şeyden habersiz önümde duran rakamların ne ifade ettiğinden bile tam anlamıyla emin değilken hıçkırıklarla indim tartıdan.

 Sırf birileri için "değerli" olabilmek için kaç gece aç gittim yatağa, ağlayarak uyandım uykularımdan ve kaçtım aynalardan..
Mide gurultularının aynadaki yansımam dan daha tahammül edilebilir olmasına o zaman değilse de şimdi hayret ediyorum.

Kim ne zaman sorsa yorgundum, huysuzdum, üşüyordum... mutsuzdum kısaca.
Kaç saat geçirdim avuçlarıma dökülmüş saçlarıma bakıp hıçkıra hıçkıra ağlarken. Elimden gelen ne varsa yaptım kendimce daha iyiye ulaşmak için. Kendi bedenimde rahatça yürüyebilmek için.

36...34...32... kemerimde açılan her yeni delik beni biraz daha değersizleştirdi kendi gözümde. Tartılar beş kilo verdiğimi söylediyse de ben on kilo almış gördüm kendimi aynalarda. Günler, aylar böyle geçti..
Arkadaşlarımı kaybettim, sayısız yalan söyledim, ailemle arama duvarlar ördüm. Her dakika azaldı kendime biçtiğim değer.

Hayatımın iki yılını cehennemden farksız iç dünyamda insanlardan korkarak ve kendimden nefret ederek geçirdim. Tek bir insana güvendim belki, tek bir insanın yanında kendimi yaşamaya değer hissedebildim. Ve o zaman anladım kendin için değil bir başkası için hayatta kalma çabasının ne demek olduğunu. Her sabah tartıda yüz gramın hesabını yapan ben, bir yılda dokuz kilo aldım. her yüz gramında gözyaşlarına boğuldum belki.. ama başardım.

Sevdiğim kim varsa kalbi kırık geride bırakmak zorunda kaldım, kendini bilmez iki-üç insanın anlamsız sözlerini yıllarca yüreğime yük ettiğim için.

Çaresizce kendimi anlatmaya çalıştığım üç yılın ardından içim rahat kabul ediyorum yaşadıklarımın hiç de  kolay şeyler olmadığını kimseye kanıtlamam gerekmediğini. Kimseye anlatmak zorunda değilim hislerimin "şımarıklık"tan çok daha fazlası olduğunu. Ben yaşadığım hiçbir şeyin utanılacak ya da saklanılması gereken şeyler olduğuna inanmıyorum. Kendimizi yalnız hissediyoruz çünkü kimse çıkıp ağlayarak geçirdiği gecelerin ılık yaz sabahlarına vardığını, her şeyin gerçekten daha iyiye gidebileceğini anlatmıyor. Neredeyse sıfırdan başlayıp şu an olduğum yere gelebildiğim için, yalnız bu yıl içinde gerçekleştirdiğim başarılarım için ve en önemlisi daha gidecek çok yolum olsa da evden çıkmadan önce aynaya bakıp  gülümseyebildiğim için kendimle gurur duyuyorum. Ben bile kendime katlanamazken  ısrarla yanımda olan insanlara çok ama çok teşekkür ederim. Gereksiz egolar ve boş öz güvenler devrinde yaşıyor da olsak insanın kendini sevmesi upuzun bir macera aslında ve ben geldiğim yerden gayet memnunum.

8 Haziran 2015 Pazartesi

not defteri



Aklımda ne varsa haykırmak isteyişimle, en yakınımdaki insanların zihnindeki "ben"i değiştirecek olma korkusu en çok böyle gecelerde koyun koyuna uzanıyor yatağa.

"Elinde olsa bağıracaksın, neyim ben diye haykıracaksın,olmuyor tabi olmuyor."
Soluklanmak için  gelişigüzel  sırtımı dayadığım duvar gölgelerinde geliyor aklıma şu kısacık ömrümde edindiğim sıfatlar. Meğer dişilik, düşünebilme kabiliyeti ve düşünüleni yüksek sesle dile getirme cesareti unutulması gereken bir hayal ve utanılması gereken "ayıp" şeylermiş.

Ve yine böyle gecelerde aklıma geliyor bu koca evrendeki kaçınılmaz yalnızlığımız belki de canımı bir kimseye sesimi duyuramayışımla kimseyi dinleyememiş olmam yakıyor.

28 Mayıs 2015 Perşembe

kelbeklerin aklı


.... çünkü koklayarak okuduğum kitaplarım, öperek uykuya uğurladığım dizelerim var benim.
oysa hata olmaktan çok ama çok uzak bir yerdedir insanları gölge oyununun sıradan bir karakteri olarak görmek ...
Sesleriyle, sözleriyle tanımak onları
Ve haylaz bir çocuğun kırık parmakları arasına hapsettiği kelebeği sevmek isteyip dokunamayışı..
hata olmaktan çok ama çok uzaktır insanları sözleriyle tanımak ...

23 Mayıs 2015 Cumartesi

belki başka bir gün

Mahalle sokaklarında çığlık çığlığa oyun oynarken doldurmuyor artık toprak   çocukların tırnaklarını sanki..
Genç annenin çocuklarıyla attığı  kahkaha duyulmuyor pencereden

..Kime sorsan yalnız kime baksan
gözleri hafif nemli

Sevmek mi zorlaştı yoksa insan aramayı mı bıraktı.. bunları hep o iki kafadar oturup sayfalarca masal yazarak yaptı.


Sayfalarca gözyaşıyla dolu kısacık bir mektup aldım hiç bitmeyen şarkılarla dans eden ne mutlu ne mutsuz , yalnız bıkkın küçük bir kızdan.
Gözlerinden anladım, hep mor ipek şaldan kaçıp koca çınarın gölgesine sığınmış.

Ve hep bir adım ardında kalmış yanındakilerin.. böyle yazmış.. Ne kahkahalarına ortak olabilmiş ne de onları ikna edebilmiş kendi şarkısını söyleyip umursuzca dans etmeye
"bil istedim " diye eklemiş sonuna

yardım istememiş, soru sormamış..


25 Nisan 2015 Cumartesi

Bir demlik çay

Nefes almamı sağlayan şarkılar sustuğunda karşılaştım bakışlarınla.
 Hani  insan nedensizce güvenir ya bazen 
 Gözlerimizi peri masallarından birinde açmayı dileriz 
Sadece kalbimizi dinleyerek mutlu sona ulaşabileceğimiz büyülü bir evrende geçici korkular ve daimi mutluluklarda dolu bir hayatın hayaliyle uykuya daldığımız geceler vardır.

 İşte öyle bir gecede tanıdım ben gözlerini, sabahı bulmaz sandığım gecelerin birinde  gökyüzüne yıldızlarla yazdın adını, adın her neyse işte  ... ben onu umut okudum.

Ne zaman değişti bilmiyorum tüm bunlar 

Ulaşılmaz ilahi bir varlıkken birden nasıl bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş olmuştun anlayamadım.


Doğal, sıradan ve basit "anlaşılma" isteğinin hafif makyajlı haliydi belki hayal sandığımız. kendimizi tanıma yolunda bir aynadan çok, diğerlerinden çok da farklı olmadığımızı basitleştirilmiş kelimelerle anlatabilecek birini arıyorduk yanımızda.

bizi aynalardan kim korkuttu düşündün mü hiç?
Bir mucizeye tanık olur gibi bakabilirken birbirimizin yüzüne  neden kaçtık başkasının bakmaya doyamadığı yansımalarımızdan.
Kime baktıysak kendimizi görmeyi umduk
oysa ödümüz kopuyordu bulmaktan kendimizi.

Hayatı olduğundan karmaşık hale getirme hevesiyle yepyeni anlamlar yüklediğimiz kavramlar kesti belki yolumuzu
oysa

 bir sıcak söz, bir demlik çay işte sevmek bu kadar kolay 


24 Mart 2015 Salı

Burada her şey var, aşk var, deniz yok..




Yaşadığı kentin her karesine aşık bir Ankaralı olarak ilk kez deniz özlemi çekenlere özendim.. yosun koktum, ağ çektim düşlerimde.
 Yazım kışım birbirine karışmış benimde.


Aylar öncesinden çok ama çok alakasız bir rüya gelir ya aklına olur olmadık bir zamanda. Nedensiz duygular cümbüşünde kaybolursun bir iki saniyeliğine.
Onun gibi bir şey işte

Otobüs durağında,ekmek kuyruğunda , uykusuz saatlerin ardından keyifsizce alarmın sevimsiz sesini nasıl bekliyorsam öyle bekliyorum iste.

Sabah aldığım ilk nefesle içime doluyor buralardan gitme fikri
Sonra aklıma geliyor sesinde babamı gördüğüm o güzel adamın güzel sözleri

 "Duydum ki öylece bırakıp gitmişsin kendini 
Vazgeçmişsin bütün ümitlerin güzelliğinden 
Yeni bir şey aramanın ve bulmanın sevincinden

Artık bitti diyorsan unuttuğun bir şeyler var 
Hala mavi gökyüzü bak hala çok güzelsin 
Ve sakin bir rüzgarda dinleniyor dalgala
r

Bu sabah sevinçle uyan,gerin pencerende 
Paslı bir tat gibi kalsın yalnızlığın 

12 Mart 2015 Perşembe

yetmez mi



-Bugün  içimde bi sıkıntı  var 
Sebebi belli, anlatamam ki
Sen üzülme havalardandir -

Aylar sonra ilk defa uykularimdan uyanır oldum ben yine 
Kabuslarimin esiri oldum... 
Ama geçsen karşıma hadi anlat derdini desen tek kelime edemem 
Sarılır  ağlarım anca,utanmadan uzun uzun ağlarım... 


Dinlemeyi  bilen kalmamış 
Güzel insanlar hep uzaklarda 
Ve bir bardak çayla sessiz  sakin karşılıklı  oturması tadı yok hiçbir şeyde sanki 

Sonu gelmez cümlelerle anlatamadiklarini
Sustukca  konuştuğunun  insana değişmek, sonunda yepyeni bir  hayat olsa da değdi  mi  acaba ? 

Neyse işte, ama sorarsan oralarda mutlu musun diye evet mutluyum  ben çok daha mutluyum  
Biraz eksiğim sadece 

6 Şubat 2015 Cuma

kalabalığı özlemişim

  şehrin  bunalıtici  gürültüsüyle  birlikte  yıllar  öncesinden  kalma  değersiz  ve anlamsız kesitler  gibi kaybolur tüm telaşların

   İnsanların  yüzlerini değil evrak cantalarını, topuklu ayakkabılarını,  soğuk kış günlerinde otomatik  kapılar önünde  titreyerek sigara İçişlerini, heyecanla sırt cantalarindan  cuzdanlarini  çıkarlarını  izlersin.

Aksini idda ettiğin milyon tane an gelir gözünün önüne

 Yoruldugunu,şehir hayatınınin  sana göre  olmadığını, ayak uyduramadigini söyledin, farklı insanlara aynı yerde aynı cümlelerle. şimdi yine aynı yerde arada kalmış bu kente ait olduğunu itiraf ediyorsun yalnız  kendine .

 Parlak ışıklarıyla  gözümüzü boyama  çalışan, her geçen gün büyüyen beton yığınının  insandan ve aslında senden çok bi farkının olmadığını kabul ediyorsun Aksine inanmak istemek  var olanı değiştirmiyor maalesef .

  belki de bu yaşlı gezegenin gördüğü en karmaşık ve en bencil yaratiklariz daha da kötüsü sandığımız yarısı kadar bile önemli değiliz aslında.

  Herkes kendisini merkez alan ve  komik bir şekilde umut dolu hayatlarını yaşıyor pek azımız farkedip,   bir şeyleri değiştirebiliyor

 Ama ben bugün şehirlilerin  şuursuzca  kendilerine merkez seçtiği duman yığınının  ortasında başımı  döndüren eski ve cılız sokak ışıklarında bakarken kabul ediyorum  buraya ait olduğumu ve dahada fenası  burayı ozledigimi.

  evet insanların telasli adımları arasında öylece dikilip  olan biteni izlemeyi seviyorum.

 Ankara'yı seviyorum.

 bu sefer başkaları  sevmediğinden deği.
      şehri özlemişim, kalabalığı özlemişim.

18 Ocak 2015 Pazar

sen hiç cesur olmadın ki


Haklıymışsın, haklıymışım. En dibi görmek gerekiyormuş, eteğindeki taşları dökmek gerekiyormuş kafanı kendi darmadağın olmuş hayatından kaldırıp yeni yollar araman için

Aylarca, yıllarca omuzlarında taşıdığın ağır yükler birleşip tek bir gözyaşı ile etmiyormuş dostlarla oturulan bir çilingir sofrasında.

Ve vazgeçmek değilmiş ayrılıklar  aslında 
kendine emek vermeyi tercih etmekmiş.

Bir tek pişmanlığım yok, ağlayarak uykuya daldığım gecelerim olmasa böyle gururla bakamazdım aynalara.
haksızlık etmişim tüm yaşanmışlıklara. Kızmaya, öfkelenmeye hiç gerek yokmuş.

Aksine teşekkür ederim hepinize, başkalarından önce kendimi düşünmem ve anlamam gerektiğini öğrettiğiniz için.

Upuzun bir yolun başındayım şimdi. Yeni yeni netleşiyor düşüncelerim. Her sabaha hevesle uyanıp, başarabileceklerimi yeniden keşfediyorum 

Ağzınızdan çıkan her samimiyetsiz sözcük, ruhumu delip geçen her bakışınız için teşekkür ederim.

En azından biliyorum simdi kim olduğumu ve ne kadar insan olduğumu.