12 Nisan 2014 Cumartesi

-o-

Nereye gitmeli, ne yapmalı, kime ne kadarını anlatmalı?   Belki de insanı en çok yıpratan kendi zihninin cevapsız soruları.

Elindeki kitabı  aceleyle çantasına kaldırıp hızlı adımlarla yürümeye başladı, kuşlara yem atan yaşlılara ve durmadan bağıran seyyar satıcılara aldırmadan..
Havanın sıcaklığı ya da aylardan haziran olması önemli değildi.
Bugün yağmur vardı çünkü.. yas vardı.
Ne yapacağına karar vermiş olmanın rahatlığıyla baktı apartmanın giriş kapısına ve sıcaktan ensesine yapışmış saçlarını özensizce toplarken "hata yapmak" diye düşündü "sıradan ve olağandır aslında" ürkek bir tavırla zili çaldı.
Biraz sonra kapıda iki buğulu göz belirdi. Bakışları yaşlı, bedeni genç biri.

Büşra ve Aylin...
Belki sokaktan geçen herhangi biri için kardeşti onlar ama Büşra'ya  sorsan Aylin bir yabancı Aylin'e göreyse parçalanmış bir aileden arda kalanlardı sadece.

Aylin Büşra'nın kirasını bile zar zor ödediği tek odalı eski apartman dairesine gelir, marketten aldıklarıyla bir miktar parayı ablasının eline tutuşturup  kendi hayatına geri dönerdi.
Neredeyse ayda bir yaptığı bu ziyaretler ablasını umursadığı ya da kendisini sorumlu hissettiği için değildi.
Bunu yapıyor olmasının tek elle tutulur nedeni genç sayılabilecek bir yaşta kaybettiği babasının sözleriydi.
Onu pek etkilememiş olmasına rağmen saygı duyduğu bir adamın vasiyet niteliği taşıyan son sözleri..

Ama bu sefer konuşmak istediği birkaç şey vardı.

Aylin'i kapıda eli boş gören Büşra'nın yüzündeki hayal kırıklığı rahatsız ediciydi.
Aylin yine de davet edilmeyi beklemeden içeri girdi. Arkasından sertçe kapanan kapı ablasının onu istemediğini gösteren işaretlerden sadece biriydi.

Pencere kenarındaki koltuklardan birine oturdu.
Dışarıya bakıldığında eski bir caminin taş duvarları ve daracık sokaktan geçmeye çalışan arabalar görünüyordu.
Sıkıcı bir pencereydi bu. Belki birbirlerine bağıran sinirli sürücülerin sesleriyle uçurtma uçuran çocukların çığlıkları birbirine karıştığında eğlenceli olabilirdi.
Bu kalabalık kentin çekilmez sokaklarından birinde mutlu çocuklar görmek umut vericiydi ama Aylin'e sadece boşa harcanmış çocukluğunu hatırlattı - Başka çocuklar olabilirdik-

Dikkatini çoktan konuşmaya başlamış ablasının gittikçe kışkırtıcı bir hale gelen kelimeleri üzerine yoğunlaştırdı. Onun iğneleyici ses tonu oturduğu koltuğa sinmiş ucuz parfüm kokusundan bile daha mide bulandırıcıydı
Ne zaman aralarında ki ilişkiyi paradan öteye taşımaya çalışsa aynı tavırla karşılaşıyordu.. Aynı sorularla.. Sırasını bile ezbere bildiği bu soruları dinlemeyi bırakalı uzun zaman olmuştu kapının önünde kurduğu hayallerin boşuna olduğunu biliyordu. Cebinden çıkardığı paraları yuvarlak kahve sehpasının üzerine bırakırken "gelmemeliydim" diye düşündü " gelmemeliydim"

Yirmili yaşlarının başından beri yani yaklaşık beş senedir ablasının yüzüne bakıyor olmasının tek nedeni biraz önce sehpanın üzerine bıraktığı üç-beş kağıt parçasıydı işte..
Kapıyı onun aksine sessizce kapatıp dışarıya cıktı.
Büşra biraz olsun şaşırmış mıydı acaba ?
Her fırsatta esip gürleyen küçük kardeşinin bu sakinliği onu azda olsa endişelendirmiş miydi acaba?
"giderek anneme benziyorum" diye geçirdi aklından.

Annesi de bir sabah sessizce evi terk etmeden önce durulmuş, bağırarak değil de bakışlarıyla kavga eder olmuştu. Yardım mı bekliyordu yoksa sadece sıkılmış mıydı hala bilmiyordu.
Adımlarını sıklaştırıp samimi bir teklifi kabul etmeye karar verdi.
Mesai bitiminden biraz önce bir el dokunmuştu omzuna "Gel bize gidelim, unut dertleri bugün"
Gülümseyip mırıldanarak devam etmişti o eski şarkıya "biz iki dost, iki yanlış yan yana"

2 yorum:

  1. Akıp gidiyor yazılanlar akıcı bir havası var, bence harika bir roman yazmanı tavsiye ederim...

    YanıtlaSil
  2. Yazdıklarını çok beğendim gerçekten cok akıcı yazıyosun :D
    http://biparcamutluluk.blogspot.com.tr/?m=1 ben daha yeniyim yorumlarını bekliyorum :D

    YanıtlaSil