27 Ocak 2014 Pazartesi

Hayat güzel şey neticede

İnsanlarla iletişim halinde olmak istemediğim bir günün sonunda elime bilgisayarı alma nedenim kesinlikle bir şeyler yazmak değildi. Üzerinde saatlerce düşünmeme neden olmayacak dizi ve filmlerle zaman geçirmeyi planlamıştım.

Kendimle ilgili sevdiğim nadir şeylerden biridir aslında, nerede üzerinde durulması gereksiz görülen bir şey olur ben önemli bir karar veririm. 

Hiçbir şey hissettirmediği için izlediğim filmler, okuduğum kitaplar ve dinlediğim şarkılar var.

Basit bir paragraf sorusu yüzünden beni asla affetmeyeceğini söyleyen Türkçe öğretmenim geldi aklıma telefonlarıma falan çıkmamıştı..


sekiz yaşında dünyanın en mühim meselesini konuşuyormuşuzcasına ciddi bir şekilde  daha iyi arkadaşlar hak ettiğimi  söyleyen saçları lüle lüle bir kız var gözümün önünde.

 Belki de gerçekten önemsediğine yürekten inanabileceğim tek insan. 


Kendimi anlatmak içinmiş gibi görünse de kendimi "anlamak" için yaptığım kendi yolumdan uzak uzun yürüyüşlerim

 En azından bir kere zihinlerinde ismimin yer ettiği inanların listesi var çekmecemde. 


Blogu açtığım ilk gün sonra, hem herkes bilsin hem kimse fark etmesin isteyişim.

En fazla beş yaşındayken kafamda milyonlarca senaryo yazdığım ve arka plana yerleştirdiğim Candan Erçetin şarkıları... etrafında milyon tur attığım kirli beyaz yemek masası..

O gün, o akşam ya da o gece her neyse işte ileriye dair iyi şeyler düşünebildiğim huzurla uykuya dalabildiğim ilk an.


Uzun yolculuklarda kurulan hayaller...
Bunları düşündüm işte.

"Kim ne derse yalan, o ne derse öyle"



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder