23 Eylül 2014 Salı

-1-





Ve kız.. evet yine o kız. Evin en karanlık odasında ilk defa güneş ışığıyla uyandı. ilk defa her anı dakika dakika planlanmış olan güne sanki hakkında hiçbir şey duymadığı bir kitabın kapağını açar gibi başladı.
Geç kalacak olmayı umursamadı. Yavaş yavaş yürüdü kaldırımdan.


Bir kerecik geç kalsa ne olurdu ki sadece bir kereliğine telaşsızca yürüse o kaldırımlardan ne olurdu? bazen o bile yetişemiyordu kendi temposuna

. Sık sık hayatının siyah beyaz olduğunu düşünürdü, renksiz olmasından çok başka bir şeydi bu. Doğrular ve yanlışların kesin sınırları vardı. Oysa kendi de biliyordu hiçbir olay ve hiçbir kişinin sadece iyi ya da sadece kötü olamayacağını.



Zaman zaman yirmi birinci yüzyılın atmosferini uyuşturucu bulanlara imrenirdi.  O biraz olsun gevşeyemezken etrafındakilerin ruhları buharlaşıyor tatlı bir sersemlikle onun duyamadığı bir şarkıya eşlik ediyor adeta  ritm tutuyorlardı.


Umursamadı. Geç kaldı o gün. Diğerlerininkini bırakıp kendi şarkısını aramaya koyuldu.

21 Eylül 2014 Pazar

-o-

Kendinden beklemediği bir sakinlikle selamladı yeni günü. Sakin ve umursamazdı bu sabah. Uykudan önce büyük bir titizlikle topladığı saçlarını serbest bıraktı ve ifadesizce rüzgarın salladığı pencereden dışarı baktı. "Çocukların bayılacağı bir hava var dışarıda" diye düşündü..

"kardan adam yapmak için harika bir gün"

Kapının önünden ıslanmış gazetesini alıp dün akşamdan kalan bayat ve soğuk kahvesiyle mutfak masasına oturup iş ilanlarını okumaya başladı. Son bir kaç aydır işsizdi ve bu durum her geçen gün onu daha da rahatsız ediyordu. Tek geliri anne babasından kalan iki odalı evin kirasıydı o da ancak mutfak masrafını karşılıyordu. Geçen haftaki sert fırtınada çatlayan camı bile tamir ettirecek parası yoktu.

Yatak odasında sakladığı ahşap kutuyu karıştırdı. Buradaki para ona bir hafta daha yeterdi. Telaşlı adımlarla mutfaktaki ajandasına gitti. bir sonraki kiraya neredeyse üç hafta vardı.


derin bir nefes alıp banyoya gitti. Soğuk çok soğuk bir duş aldıktan sonra saçlarını annesinden kalan mavi kadife tokayla sımsıkı bağladı ve rengi solmuş ve sayısız tadilat geçirmiş montumu sırtına geçirip gazeteden not aldığı adresleri bir bir dolaştı. Sadece küçük bir marketi olan yalı bir adam dikkatle dinlemiş ve ertesi sabah gelmesini söyleyerek eline biraz para tutuşturmuştu. Yaşlı adama gülümseyip marketten cıktı. Eve gitmeden un, yumurta bir üçer tane kabak, havuç ve patates aldı.

Mutfak masasında oturarak mum ışığında ellerini ısıtmaya çalışırken çorba kasesinin yanında ki en az bir haftalık, bayat ekmeğe baktı. Yaşlı adamın verdiği paranın bir kısmı hala cebindeydi.  Eski kağıt parayı ısınmış elinde evirip çevirdikten sonra ahşap kutuya koydu.

Yaşlı adamın dükkanı sandığından daha karlı çıkmıştı.

Küçük dükkanda kendisinden başka kimse çalışmıyor ve mahallede başka yer olmadığı için dükkanın ön bahçesi bir kafe gibi çalışıyordu bu da nadiren de olsa cebine ekstradan biraz para girmesini sağlıyordu.

Kasada çalışmak, servis yapmak ve bulaşık yıkamak zor değildi ama depoya mal yerleştirme işini hiç sevmiyordu. Günün sonunda ne kadar yorulmuş olursa olsun yorgun ve sevecen ihtiyar patronu için akşam yemeği hazırlamayı asla ihmal etmiyordu

. Yaşlı adam hiçbir şey söylemiyor küçük yorgun gözleriyle teşekkür ediyordu kıza. Çalışma saatleri belli değildi ama gün ağarmadan biraz önce kalıp işe gidiyor ve havanın kararmasına yakın eve doğru yürümeye başlıyordu. Ev ile dükkan arasında ki mesafe pek de kısa değildi her gün yaklaşık  iki saati yürüyerek geçiyor ve eve mosmor ayaklarla dönüyordu ama otobüse binecek parası yoktu. henüz yoktu.

Cumartesi akşamı akşam yemeğini iştahla yedikten sonra ertesi sabah pişirmek için büyükçe bir ekmek hamuru  hazırladı. Haftalık aldığı maaşının bir kısmını yine o ahşap kutusuna koyup salondaki kanepeye gömüldü. Bu kez elinde ki gazetenin sadece bulmaca eki ile ilgileniyor küçük esnafların verdiği iş ilanlarına göz ucuyla bile bakmıyordu.







Yeniden

 Pek bahsetmemiş olsam da fazlaca zorlanarak verdiğim taşınma kararının ne kadar iyi geldiğinden bahsetmek istedim size. Bir şeyleri tamamen geride bırakmak ve olayların içinden çıkıp her şeyi uzaktan seyretmek sandığımdan iyi geldi.  Yeni ev yeni oda.... sabahları gün ışığıyla uyanmak nedir unutmuştum mesela.

 Neler yapabileceğimden haberim yokmuş. Kendimi her şeyi yapabilirmiş gibi hissediyorum ve bu harika. Yeni insanlar, yeni fırsatlar ve daha net hayaller var önümde.


Durup düşünmek gerekiyormuş demek ki. Ne istediğime karar vermem gerekiyormuş.

Bana bu aşamada yardımcı olan o kadar çok kişi oldu ki.. beni ciddiye alarak adam akıllı tavsiyeler veren herkese büyük bir teşekkür borçluyum.


 Kısa zamanda çok başka hayatlar gördüm. Çok değerli insanlar tanıdım. boyumu aşan tecrübelerim, baş edemediğim sorunlarım oldu. iyi ki de oldu.



Ve artık gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki hiçbir pişmanlığım yok.
Daha güzel ve daha aydınlık artık her şey.

12 Eylül 2014 Cuma

uyan gel uykundan

Masadan kalkıp gitmekte bir parçası bu işin
En güvendiğin tarafından yanlış anlaşılmak ve hatta bunu kabullenmekte 
gözyaşlarını gidenlerin ardından akıttıktıktan sonra gitmekte 

Kendi hapishanenin duvarlarında ki çatlaktan dışarı göz atmaya cesaret edebilmen mesela ve sonra etrafında tek bir tuğla bile yokken güvende hissetmek. Hiçbir şeye hiç kimseye ihtiyaç duymadan. 
Yalnızlıkla iyi geçinmek.
Aynada sana sunabilecek hiçbir şeyi olmayan dağılmış yansımana sakince uzun uzun bakman

Buraya kadarmış deyip gördüğün ilk yol ayrımına sapman ya da ısrarla devam etmen. Hepsi parçası bu işin.

Kim olduğuna değil kim olacağına karar vermeden önce yazdığın bir iki cümle 
Bitmek tükenmek bilmeyen kabusların
Geri dönmeyi umduğun rüyaların


Tutkuların, korkuların, endişelerin...

 seni sen yapan daha ne varsa.Hepsi parçası yaşamanın.

12 Nisan 2014 Cumartesi

-o-

Nereye gitmeli, ne yapmalı, kime ne kadarını anlatmalı?   Belki de insanı en çok yıpratan kendi zihninin cevapsız soruları.

Elindeki kitabı  aceleyle çantasına kaldırıp hızlı adımlarla yürümeye başladı, kuşlara yem atan yaşlılara ve durmadan bağıran seyyar satıcılara aldırmadan..
Havanın sıcaklığı ya da aylardan haziran olması önemli değildi.
Bugün yağmur vardı çünkü.. yas vardı.
Ne yapacağına karar vermiş olmanın rahatlığıyla baktı apartmanın giriş kapısına ve sıcaktan ensesine yapışmış saçlarını özensizce toplarken "hata yapmak" diye düşündü "sıradan ve olağandır aslında" ürkek bir tavırla zili çaldı.
Biraz sonra kapıda iki buğulu göz belirdi. Bakışları yaşlı, bedeni genç biri.

Büşra ve Aylin...
Belki sokaktan geçen herhangi biri için kardeşti onlar ama Büşra'ya  sorsan Aylin bir yabancı Aylin'e göreyse parçalanmış bir aileden arda kalanlardı sadece.

Aylin Büşra'nın kirasını bile zar zor ödediği tek odalı eski apartman dairesine gelir, marketten aldıklarıyla bir miktar parayı ablasının eline tutuşturup  kendi hayatına geri dönerdi.
Neredeyse ayda bir yaptığı bu ziyaretler ablasını umursadığı ya da kendisini sorumlu hissettiği için değildi.
Bunu yapıyor olmasının tek elle tutulur nedeni genç sayılabilecek bir yaşta kaybettiği babasının sözleriydi.
Onu pek etkilememiş olmasına rağmen saygı duyduğu bir adamın vasiyet niteliği taşıyan son sözleri..

Ama bu sefer konuşmak istediği birkaç şey vardı.

Aylin'i kapıda eli boş gören Büşra'nın yüzündeki hayal kırıklığı rahatsız ediciydi.
Aylin yine de davet edilmeyi beklemeden içeri girdi. Arkasından sertçe kapanan kapı ablasının onu istemediğini gösteren işaretlerden sadece biriydi.

Pencere kenarındaki koltuklardan birine oturdu.
Dışarıya bakıldığında eski bir caminin taş duvarları ve daracık sokaktan geçmeye çalışan arabalar görünüyordu.
Sıkıcı bir pencereydi bu. Belki birbirlerine bağıran sinirli sürücülerin sesleriyle uçurtma uçuran çocukların çığlıkları birbirine karıştığında eğlenceli olabilirdi.
Bu kalabalık kentin çekilmez sokaklarından birinde mutlu çocuklar görmek umut vericiydi ama Aylin'e sadece boşa harcanmış çocukluğunu hatırlattı - Başka çocuklar olabilirdik-

Dikkatini çoktan konuşmaya başlamış ablasının gittikçe kışkırtıcı bir hale gelen kelimeleri üzerine yoğunlaştırdı. Onun iğneleyici ses tonu oturduğu koltuğa sinmiş ucuz parfüm kokusundan bile daha mide bulandırıcıydı
Ne zaman aralarında ki ilişkiyi paradan öteye taşımaya çalışsa aynı tavırla karşılaşıyordu.. Aynı sorularla.. Sırasını bile ezbere bildiği bu soruları dinlemeyi bırakalı uzun zaman olmuştu kapının önünde kurduğu hayallerin boşuna olduğunu biliyordu. Cebinden çıkardığı paraları yuvarlak kahve sehpasının üzerine bırakırken "gelmemeliydim" diye düşündü " gelmemeliydim"

Yirmili yaşlarının başından beri yani yaklaşık beş senedir ablasının yüzüne bakıyor olmasının tek nedeni biraz önce sehpanın üzerine bıraktığı üç-beş kağıt parçasıydı işte..
Kapıyı onun aksine sessizce kapatıp dışarıya cıktı.
Büşra biraz olsun şaşırmış mıydı acaba ?
Her fırsatta esip gürleyen küçük kardeşinin bu sakinliği onu azda olsa endişelendirmiş miydi acaba?
"giderek anneme benziyorum" diye geçirdi aklından.

Annesi de bir sabah sessizce evi terk etmeden önce durulmuş, bağırarak değil de bakışlarıyla kavga eder olmuştu. Yardım mı bekliyordu yoksa sadece sıkılmış mıydı hala bilmiyordu.
Adımlarını sıklaştırıp samimi bir teklifi kabul etmeye karar verdi.
Mesai bitiminden biraz önce bir el dokunmuştu omzuna "Gel bize gidelim, unut dertleri bugün"
Gülümseyip mırıldanarak devam etmişti o eski şarkıya "biz iki dost, iki yanlış yan yana"

20 Mart 2014 Perşembe

Alev rengi otoban

kendimden bir şey paylaşmak istemedim bu sefer, istesem de yapamazdım hem.


-Alev rengi otoban-


gurbet dediğin deplasman mıdır: gittiğin yere tanrını götüremezsin.
toprağın altına sığmaya çalışırsın, magma kıskanır seni.
sonra uzun tüneller ve tünellerde ilerleyen insanlarla ıslak

hayvanlar görürsün.
sersemlemiş, beleşe geçen hayatını kaptırdığın hislerin kadrosuna
alınmışsındır.
çift kişilik bir yatak için acı mı çekilir?
asansörlere bile beş kişiden fazla binilmezken ülke nasıl,
neden kalabalık..
bir ülkede yaşıyorum demek, aslında dünyaya, gezegene
yapılan kabalık..
yol üstünde ıssız bir yerde inersin arabadan, sertçe kapatırsın kapıyı
çizmelerin hakiki yılan derisinden, asfalta vurduğun topuklarında
yılan zehiri
o da hakiki
bir japon halk sanatıysa eğer harakiri
seni sevdiğimi ihbar ediyorum yine sana ellerimde yapış yapış ruh kiri

uzun namlulu bir gövdem var zulamdaki kurşun kaç tane saymadım
üstüne bastığım bir kirpinin dikenleri battı az önce çaktığım haplara
küçük bir hesap yaptım senden bu gecede çok fazla dolanıyor otobanda
birkaçını öldürsem hayatımda nefes alabileceğim alan çoğalacak
indiğim araba kendi gitsin, zaten beni arkadan gelen tır şoförü alacak
çizmelerim hakiki yılan derisinden, ancak engerek mi piton mu boa mı
bir o belirsiz, şimdi buranın karanlığına cep telefon numaramı vereceğim
sonra oturup yere yüzüp derimi, onu rutin kontroller için yola gereceğim
ehliyet ruhsat diye soracağım diri ile ceset arasındaki o son noktada halka
belleğimi hem sağ bileğimden hem de sol bileğimden sürate kelepçeledim
ekonomist olamayacak kadar matematisyendim babam döverken
bunu söylerdi
yattığım bütün kadınlardan hamile kaldım
yattığım bütün erkekler boşadı beni
dul doğmam bir din meselesidir, şimdi otobanda kutsal mekân
bulmak zor
ama içimdeki hangi organa kitap indi, bunu düşünmek beni yoruyor
şerit ayrımı için asfalta siyah çizgiler çekmişiz yanlışlıkla çarpan çarpana
küçük bir hesap daha yaptım senden bu gecede çok fazla dolanıyor
otobanda
hepiniz sıkı sürücüsünüz hepinizin canı için burdayım

ya çok yukarda masa kurduk üç beş melek içip içip şarkılara sızmışız sahi
ya da ezip geçmiş beni bir aşk,
şimdi
hakettiğim boktan çukurdayım



KÜÇÜK İSKENDER

6 Mart 2014 Perşembe

Sen nasıl istersen

İçimdeki öfkeye izin verdim bugün, güneşten ürkmüştü zaten...

Morarmış tırnaklarımın tek suçlusu rüzgar ve başımı döndürmeyi bir tek "düşük kan şekerim" başarabiliyor.
 belki ömrümde ilk defa doğru kararlar veriyor olmanın huzurunu yaşıyorum bende.


İstediğin kadar deş şimdi... dünümü ya da yarınımı ... ne fark eder ki..

 Sadece senin ellerin kirlenecek..

Çünkü yeryüzünde geçirdiğim şu kısacık zamanda bir şeyler ürettim ben. Bir şey yarattım.
Belki incittim birilerini ama en çok kendimi..

Yine de gerçek bir insan var karşında. Kendi doğruları, kendi yanlışları, kendi hataları ve kendi duyguları olan tam anlamıyla gerçek bir insan.

Sor istersen kim tutuşturdu eline o kitapları diye.

 Söylüyorum işte.

 Belki müthiş bir insan olamadım ama harika insanlardan öğrendim nasıl yürüneceğini.. Beni kimse yaratmadı.. Doğru yolu işaret edenler oldu o ayrı..

Ama sen istediğin kadar sahiplen bana ait saydığım ne varsa.
Ya da bir başkasının kilit taşı üzerine koy zihninde ki tüm tuğlaları

Elde ettiğin yeni bir benlik olmayacak

Anlamak yetmiyor bi başkasının kanını emerek yeni bir birey yaratılmayacağını bir de anlatmak gerekiyor.

Bugün anlatacak peri masalım yok bir daha da olmaz galiba.

21 Şubat 2014 Cuma

bir sen kaldın

Gökyüzünden şehre düşen yağmur damlası gibi sona yaklaştıkça fark ediyorum etrafımda ki dumanları.

Hep inandım aslında en dibi görmeden "ben" olamayacağıma 
Ve hep itici geldi hayatlarını zirvede yaşamış insanlar bana.

Ama görünen o ki ben en dibi falan görmemişim daha. Yanlış şeylere yanlış insanlara ve hatta yanlış şarkılara inanmışım. Tabi ki şaşırmadım.

Yapabildiğimi sandığım şeyler hakkında bir fikrim yokmuş.  Zar zor da olsa bir şeyleri yoluna sokabildiğimi düşünmüştüm oysa oradan oraya savruluyormuşum.

İnsan tutamayacağı sözler vermemeli..
Kime neden, niye inanmalı?

Büyük, çok büyük bir haksızlık bu

İnsan kendine duyduğu öfkeyi nasıl dindirir?

"Yok! Yok! Yok! Bu kadar korunmasızken ben
bu kadar delirmişken ben
bu kadar isyan edip ağlamayı
ağlamayı gülmenin çekirdeğinde kemiklerinden sıyırırken
Yok! Yok! Yok! Hakkın yok beni böyle bir delirmenin orta yerinde
mimarsız ve doktorsuz bırakmaya!"



hemen şimdi blogu kaldırıp, herkese her şeye son vermiyorsam tek bir kişinin tek bir cümlesi yüzünden. iyi ya da kötü bilmiyorum..

Kızgınım bu seferde. gerçekten kendime inanmıştım çünkü. gerçekten kendimi anlatabildiğime inanmıştım. sanırım benim için doğru olan bir şeylere inanmak değil.


Kontrol... kontrol.. kontrol...

İnsan verdiği sözleri tutmalı..

Deniyorum. Çünkü hayal kırıklığım olamayan  bir tek sen kaldın etrafımda.

18 Şubat 2014 Salı

öyle bakıyorsun çünkü


Ne yapmaya çalışıyorsun bilmiyorum, ortada dönen oyunların hakkında bir fikrim de yok.
 Ama beni tanıdığını sanıyorsun.

Neden bilmiyorum ama sana benim"karanlık" sırlarımı bildiğini düşündüren bir şeyler var ortada, benim karanlık sırlarım olup olmadığı meçhul.

Anladığını sanıyorsun. Öyle bakıyorsun çünkü. Düşmanca bir tavırla -seni tanıyorum- der gibi... yaşamın boyunca başına ne gelmişse hepsi için beni suçlar gibi..  Ama bunlara rağmen yumuşak bir ses tonuyla çıkıyorsun karşıma.

Gerçekten bilmiyorum bana karşı beslediğin nefretin nedenini.  Tehlike mi tehdit miyim bilmiyorum ama sanmıyorum da. Sadece uzak durmanı istiyorum çünkü saçma sapan oyunların ortasında bulmak istemiyorum kendimi.

Nefreti gözlerinden okunurken yüzüme gülümseyen insanlar istemiyorum hayatımda.
sıkıldım...

belki bir noktada kesişmiş olabilir yaşadıklarımız belki ikimizde büyük ve birbirine benzer şeyler saklıyoruzdur başkalarından, belki sen de gerçekten görüyorsundur beni.. benim seni gördüğüm gibi.. ama bu öfke...

Anlam veremiyorum..

Ve sen avuçlarına dökülmüş saçlarına bakıp saatlerce kan kusmadıkca beni beni tanıdığını ima eden hiçbir cümle duymak istemiyorum.

Ben artık sadece kelimelerin gücüne inanıyorum ve seni samimi bulmuyorum

10 Şubat 2014 Pazartesi

ya umutlar biterse ?

Anlamıyorum.. gerçekten anlamıyorum
Her seferinde iyi şeyler yazmak isteyerek geçiyorum bilgisayarın başına ama olmuyor işte.


Söylemiştim.. insan hiçbir şeyi kontrol edemez bir hale gelince işe kendinden başlıyor bazen " evet bir şeyleri değiştirebiliyorum" demek istiyor. Kanıtlamak istiyor kendini. "kendi" olarak başa çıkamadığı her şeyi bir başkası olarak karşılamaya çalışıyor ve sandığınızın aksine alışkanlıklar kolay değişmiyor.


     Bir başkası beni incittiğinde bu önemli değil ama aynısını kendime yapamam öyle mi?
     İnsanlar beni yoksayınca her şey normal ama ben insanları kendimden uzaklaştıramam..


Biliyorum sürekli aynı şeyi tekrarladım. ben o her şeyden vazgeçmiş insanlardan olmak istemiyorum dedim. 
ama ben artık insanları karşıma alıp her şeyin daha güzel olacağı günlere inandırmak istemiyorum


Belki ilk defa, ben tüm öfkemi kusmak istiyorum. Baktığı halde görmediği için birilerini suçlamak istiyorum.
Ben çok yoruldum insanları ağlayabileceği omuz olmaktan, insanların incinebileceğime ihtimal vermemesinden ve daha bir sürü şeyden.

Bana ısrarla güvenmeyen, güvenimi boşa çıkaran, etrafıma duvarlar örmeme sebep olan herkese teşekkür ederim. umarım  mutludurlar.

Ben bir şeylerin değişeceğine inanmıyorum.

27 Ocak 2014 Pazartesi

Hayat güzel şey neticede

İnsanlarla iletişim halinde olmak istemediğim bir günün sonunda elime bilgisayarı alma nedenim kesinlikle bir şeyler yazmak değildi. Üzerinde saatlerce düşünmeme neden olmayacak dizi ve filmlerle zaman geçirmeyi planlamıştım.

Kendimle ilgili sevdiğim nadir şeylerden biridir aslında, nerede üzerinde durulması gereksiz görülen bir şey olur ben önemli bir karar veririm. 

Hiçbir şey hissettirmediği için izlediğim filmler, okuduğum kitaplar ve dinlediğim şarkılar var.

Basit bir paragraf sorusu yüzünden beni asla affetmeyeceğini söyleyen Türkçe öğretmenim geldi aklıma telefonlarıma falan çıkmamıştı..


sekiz yaşında dünyanın en mühim meselesini konuşuyormuşuzcasına ciddi bir şekilde  daha iyi arkadaşlar hak ettiğimi  söyleyen saçları lüle lüle bir kız var gözümün önünde.

 Belki de gerçekten önemsediğine yürekten inanabileceğim tek insan. 


Kendimi anlatmak içinmiş gibi görünse de kendimi "anlamak" için yaptığım kendi yolumdan uzak uzun yürüyüşlerim

 En azından bir kere zihinlerinde ismimin yer ettiği inanların listesi var çekmecemde. 


Blogu açtığım ilk gün sonra, hem herkes bilsin hem kimse fark etmesin isteyişim.

En fazla beş yaşındayken kafamda milyonlarca senaryo yazdığım ve arka plana yerleştirdiğim Candan Erçetin şarkıları... etrafında milyon tur attığım kirli beyaz yemek masası..

O gün, o akşam ya da o gece her neyse işte ileriye dair iyi şeyler düşünebildiğim huzurla uykuya dalabildiğim ilk an.


Uzun yolculuklarda kurulan hayaller...
Bunları düşündüm işte.

"Kim ne derse yalan, o ne derse öyle"



20 Ocak 2014 Pazartesi

Başka rüzgarlar

O sırf biraz düşünmek için rüzgar uğultusuyla yan yana yürüyen kız hala buralarda mıdır acaba?

Hatalarına güvenen, sinir bozucu ayrıntıları kutsallaştıran, her dinlediğinde "ben" diye başka birilerini anlatan kız.
Sürekli hikayeler uyduran..

Hani en çok yalnızlığı özleyip en çok ondan korkan, kelimelerin yerlerini karıştıran?

Dayanamayıp gitmiştir belki başka yollarda başka rüzgarlarla yürümüştür..

Belki upuzun bir yolculuğa çıkmış unutmuştur.

Unutulmuştur

Büyüyüp kalabalığa karışmıştır
Adı sanı rüzgarda savrulmuştur.

Büyümüş, kaçmış, yorulmuş ve hatta biraz değişmiştir belki, ayrıntılardan bile bıkmış kendinden koşarak uzaklaşmıştır.

Bi görsem yüzünü.. Bir defa daha duyabilsem hatırlarım aslında
sizde hatırlarsınız

Neyse belki vazgeçmiştir
Görürseniz söylemeyin arandığını belki bundan bile ürker hale gelmiştir şimdi.

19 Ocak 2014 Pazar

Günler.. Saatler.. Dakikalar

Kontrol.. . Kontrol.. Kontrol..
Başını döndürmeye yeten o ilginç kelime.

Her şey birbirinden öyle ayrı yerlere savrulmuştu ki bir şeyleri kontrol edebilmek için dayanılmaz bir istek duyuyordu.

Birkaç ay önceydi sanırım.

 Bir şeyler hissetmek için canını verebilirdi. Herhangi bir şey.

O hatırlamakta zorlandığı ve korkutucu on dakika.. on dakikalar..  düşünmek zorunda olmadığı on dakika..


Tüm vücudunda hissettiği ve gittikçe güçlenen
dürtü..


Anlamamıştı bu kadar acınası bir halde olduğunu, en başta "hatırlamamak" Ürkütücüydü. Sonra basit bir alışkanlığa dönüştü.

Belki filmlerin, kitapların hüzünlü taraflarını yok saymayı küçüklüğünden bu yana alışkanlık edinmişti ama...

Bir insan nasıl aynı anda kontrol etmeyi ve kontrolü kaybetmeyi  dileyebilirdi?
Yine göğsünde bir ağrıyla uyandı ertesi sabah..

11 Ocak 2014 Cumartesi

Önümüz kış.. Bana göçmeyi anlat..

Yeni yılın ilk yazısı için fazlasıyla geç kaldım galiba...


Oturup eski yazılara göz attım biraz, beraber geçirdiğimiz üç yılda neler değişmiş ona baktım.
Ve şunu açıkça söyleyebilirim ki kendisiyle gurur duyan, kelimelerine güvenen -ki pek başarılı değildim- biriyken cümle kurmaya cesaret edemeyen, fikirlerini saklayan ve hatta aynalardan bile kaçan korkağın teki olmuşum.


Kendimden neden ve nasıl vazgeçtiğimi bilmiyorum, önceden etrafımdakilere baktığımda içim ısınırdı, almak için para biriktirdiğim hayalini kurduğum kitaplar albümler olurdu. Bir şeyi severken bir başkasının ne düşündüğü umurumda olmazdı. Tamam dünyanın en dertsiz tasasız insanı değildim ama gülebiliyordum.

Sadece hayatımı kontrol edemediğimi düşündüğümü hatırlıyorum
Böyle.. sanki çok basit şeyler daha farklı olsaydı müthiş fırsatların olabilirmiş ama sen sahip olduğun koşulları değiştirmek için hiçbir şey yapamıyormussun gibi.

Benim girişimlerim her adımda biraz daha uzaklaştırdı beni kendimden.

Hiç gerçekten kim olduğunu göstermekten korktuğun oldu mu?
Başkalarına değil yalnız kendine..

ben bir kere istedim güvenilmeyi sonrada güvenemedim kendime

İnsanın kendi düşüncelerinden kaçması da fena

Ama sen "bırak beni geçsin zaman, hayra yor"