29 Ocak 2013 Salı

hadi bakalım

Hep söylüyorum kendim hakınnda ne anlatırsam anlatıyım kayda değer  bulmuyorum yani ciddi ciddi bi itiraf beklemeyin benden.

En başta. Çoğu zaman blogger olmayı sevmiyorum. İnsanlarla düşüncelerimi paylaşmak için yollar ararken yapabildiğim tek şey olduğu için bunda karar kıldım ama bura dışında bir şey ifade etmiyorlar. Bir kağıda basıldığında kelime kargaşasından başka bir şey değil aslında.


Gelecek..
evet size de milyonlarca kez anlattığım gibi gelecekten deli gibi korkuyorum şu "yarın kimlerle tanışacağımı gelecek hafta nerede yaşayacağımı bilmiyorum" hikayeleri hiç heyecan verici  gelmiyor. Tarihi seviyorum çünkü ilerisini biliyorsun. Geçmiş gelecek kadar karanlık değil. Elimde olsa bir kaç kişiyi seçer başka bir yerde gayet basit bir hayat kurardım. Bazen.. gelecekten gerçekten umudumu kestiğimde "beş kuruş param, evim, işim ve hatta arkadaşlarım bile olmasa mutlu olabilir miyim?" diye soruyorum kendime. olurum ama olurum.


Yazdıklarım konusuna gelirsek.
Her yaşadığımı yazmıyorsam her yazdığımı da yaşamış olmam gerekmez mantığıyla ilerledim biraz
. Bazılarını sadece bazı tepkileri ölçmek hatta bazı cevaplar almak için yazdım.
 Amacıma da ulaştım aslında.Bi yerden sonra pek iyi hissettiren bir şey değil. Zaten şimdi kime yazıyorsun desen boşboş bakmaktan ötesini yapamam.
 
Neden yazdığımı bile bilmiyorum. İyi geliyor bazen. Birilerinin okuyup okumadığından emin bile olmadan bazen sadece ne düşündüğümü netleştirmek için yazıyorum. Ama "gidişin bile güzeldi" gerçek bi vedaydı. "Öyle bir şey" gerçekten otobüs durağında yazıldı ve "yeni bir gün olsun mu bu gün" gerçekten umutla doluydu.




Ha birde..

Televizyon sektörü çöksün ama bazı diziler internet yayınını kesmesin
Güzel diziler elli sezon yapsın 
Candan Erçetin  ölene kadar şarkı söylesin 
Küçük İskender sürekli şiir yazsın 
ve Huhg Laurie hiç ölmesin istiyorum 

23 Ocak 2013 Çarşamba

savruluşta

Şimdi ne olacak peki?
Kiminle nereye gitmek gerek, nelerin peşinden sürüklenmek?
Ne kadar hızlı koşabilirsin ?

Ah  hadi dürüst ol biraz. Sadece bu seferlik.  Baksana arkana.  Ne kadar zor olabilir ki? Sanki gittiğin yerde de aynıları olmayacakmış gibi sanki geçmişin ile geleceğin arasında bir uçurum varmış gibi.
Sana bir sır vermemi ister misin ?

 Buna yaşamak diyorlar işte. Evet farkındayım pek ilgini çekmiyor. Biraz fazla sıradan sanki ama bu kadar.

Saçmalayıp durma karşımda! bıkmadın mı bu umutsuzluk oyunlarından. Mutsuzluk denen şey sana da sıkıcı gelmiyor mu?

Ne duyarsan duy asla yeterli gelmiyor biliyorum .

Ya da...
Gelebilir misin?

Belki kendini bile ciddiye alamayan birinin nereye gideceğini bilmeyen kelimelerinden daha iyi yol göstericiler bulabiliriz sana.

15 Ocak 2013 Salı

karanlıkta

                                                                                -1-



Biriktirdiği parayı otellere yatırmak gibi bir niyeti de yoktu zaten. Çantalarını alıp odasına gitti, kapıyı açtığında onu karşılayan üç pencereli aydınlık bir oda oldu. Büyük bir çalışma masası, gri bir dolap ve televizyon dışında pek bir şey yoktu odada.

 Belki duvar renklerinin bu denli canlı oluşu oraya "sıradan" demeyi biraz zorlaştırabilirdi. O eşyalarını yerleştirene kadar yağmur durmuş ama hava boğuculuğundan hiçbir şey kaybetmemişti, akşam olmuş pencereden görebildiği kadarıyla rüzgar şiddetlenmişti.

Kıyafetlerini değiştirdi, yüzünü yıkadı ve diş fırçasını eline aldığı anda bu gün hiçbir şey yemediğini hatırladı. Bu kısa bir süre aynaya şaşkın şaşkın bakmasına sebep olduysa da üzerinde durmadı. Dişlerini fırçaladı. Yatağa oturup bilgisayarını açtı.

 Bir süredir üzerinde uğraştığı dosyalardan birini açıp kısa düzeltmeler yaptıktan sonra kırmızı kaplı not defterini eline aldı. Sayfaları biraz karıştırdıktan sonra seçtiği bir kaç mail adresine dosyayı gönderdi. Cevap alması ne kadar zaman alırdı bilmiyordu, kısa sürmesini umarak sayfayı kapattı.

Bir süredir yazdığı siteye baktı, maillerini kontrol etti ve yeni bir şeyler yazmaya çalıştı. Fazla yorulmuştu ve birazda havadan olsa gerek pek iyimser olduğu söylenemezdi. Yinede o sayfayı boş bırakmak istemedi. Eskilerden bir yazıyı seçip  sayfa editörüne gönderdi.
Yağmurlu günlerin aksine günesin içini ısıttığı günlerde eline kalem almayı severdi. Önceleri yazıları aksatması sorun yaratmamış   olsa da  yazılarını arşivlemeyi tasarlamış ve bu tasarıyı kısa sürede hayata geçirmişti.

On dakika boyunca gelen kutusunun bulunduğu sayfayı yeniledi. Hiç bir değişiklik göremeyince ev ilanlarına göz atmaya karar verdi. Yaklaşık bir saat süren yüzeysel araştırması sonucunda not defterine iki telefon numarasından fazlasını yazamadı. Telefonunun alarmını kurdu. Daha sonra Fazla yorgun olduğuna karar verip alarm tarihini bir sonraki güne erteledi.

Yarın uzun zamandır yapması gerektiği bir dinlenme günü olacaktı. Umutla karışık yorgunlukla yatağa uzandı. Biraz kuşkulu da sayılabilirdi.
                                                                            -1-
                                                                            -2-

Onca yağmurdan sonra güneşli bir sabaha uyanmak her ne kadar şaşırtıcı ve hatta umut verici olsa da o bunu umursamadan huysuzlaşmayı seçti.Ayaklarını yere sürterek banyoya gitti. Aynada gördüğü suratının biraz ürkütücü olduğuna karar verdi. Bu gün yapması gereken bir şey olmadığını hatırladı. En azından önceden planladığı bir gün değildi -garip- daha da garip olanı içinde şu kapıdan çıkıp gitmek için bile bir istek olmamasıydı. Oysa severdi gitmeleri.

Belki bu sefer bi umut vardı.
Belki kalabilirdi.
-Nerede?-
Kalacak bir yeri bile yoktu artık.

Kaçıncı vazgeçişti bu? saymamıştı. Bu değişimlere verilecek en iyi ismin kaçış olduğundan da şüpheliydi.Kaçmak bir şeyleri geride bırakmak değil miydi? Dertlerden, sorumluluklardan kurtulma çabası da denebilirdi belki. Ama o hiç bir şeyi geride bırakmamış bırakamamıştı.-keşke..- kurtulmak istediği sorumlulukları da yoktu -olsaydı belki..-

Onun istediği farklıydı. Kaçmamış yalnızca sıkılmıştı.
Sıkılmak bile sıkıcı olabiliyordu bazen. Gelecek söz konusu olduğunda ortaya çıkan körlüğünün uykusuzluğuna sebep olduğu gecelerde çok düşünürdü.

 Ah ne çok istemişti bırakıp gitmeyi. Ama hiç öylesine kopamamıştı yaşamdan. Kimseye -kendine bile- söylememişti ama yaşamayı seviyordu. En azından bırakıp gidemeyecek kadar. İnsanlar ertesi günün hava durumundan, ardı arkası kesilmeyen zamlarda, çocuklarının geleceğinden ve belki hoşlarına giden bir kaş farklı şeylerden başka ne düşünürler gözlerini kapattıklarında?


Hiçbirinin onun ki kadar koyu bir karanlıkla başbaşa kaldığını sanmıyordu. Herkes " yaşamak" adını verdikleri bu karmaşanın içinde onlara ait olanı  ellerinde tutmak için böyle çabalarken nasıl oluyordu da cabucak vazgeçebiliyordu onu herhangi bir yere sabitleyen her şeyden.
                                                                               -2-

13 Ocak 2013 Pazar

şimdilik

sanırım geçen yaz sizlerle yazdığım hikayeleri paylaşmak istediğimden bahsetmiştim. Daha çok kağıtlara yazmayı tercih ettiğimden baya gecikmiş bir yazı olacak.
                                                                    -o-


Yağmurum sesi salonda ki televizyon sesini bastırırken evin arka kısmında ki odasında sakince eşyalarını topluyordu. Bunu yapmak için önünde bir hafta daha vardı aslında ama bu evde bir hafta daha kalma düşüncesi nefesinin daralmasına yetiyordu. Eve yaşanan herhangi bir şey yüzünden falan değil yalnızca sevmiyordu işte.
Kıyafetlerini koyduğu bavulun kapağını kapatıp kapının önüne sürükledi. Yatağın karşısında ki dolaptan not defterini alıp o günün tarihini not etti sonra da bu iş için aldığı küçük çantalara ıvır zıvırları doldurdu

.Odadan çıkmadan önce yatağın altında ki dosyaları, pasaportunu  ve uzun zamandır biriktirdiği bir miktar parayı aldı. Mutfaktaki bardak ve tabakları bir koliye koyup evin karşısında ki parka bırakmak üzere bavulunun yanına sürükledi. Su vanası kapalı, mutfak temiz, buz dolabı boştu

.en son salona gidip filimlerini önceden ayarladığı evrak çantasına koyup televizyonu kapattı
. Evden çıkmadan önce ev sahibini arayıp eşyaların evde kalmasının sorun yaratıp yaratmayacağını sordu. Bunu üçüncü kez yapıyordu ve üçüncü kez hayır cevabını aldı.
 Evde son bir tur attı. Ağır bavulu, taşınması güç kolisi ve büyük sırt çantasıyla dışarı çıkıp kapıyı kilitledi.

 Eşyalarının çok olmamasına ilk defa sevinebilirdi. Apartmandan çıkmadan şemsiyesini açtı. Hala yağmur yağıyordu. Sırt çantasını ve bavulunu apartmanda bırakarak parka doğru yürümeye başladı, hava gerçekten çok soğuktu.  Koliyi parktaki bir masanın üzerine bırakıp apartmana geri döndü.

 eşyalarını aldıktan sonra uzun ve seri adımlarla arabasına doğru yürüdü.Evin anahtarını sahibine teslim ettikten sonra karşısına çıkan  ilk otelde bir odaya taşındı. Pek küçük sayılamayacak bir oteldi ama küçük ya da büyük olmasının bir önemi yoktu.

 Burada iki haftadan fazla kalmayı düşünmüyordu.

                                                               -o-


2 Ocak 2013 Çarşamba

sesszilikten

Nefret ediyorum sesizlikten çünkü ben sustuğum zaman ya çok ağlıyacak oluyorum yada çok sevecek ve ben çok ağladığım zaman çözüm yolu kalmamış oluyor.Çok sevdiğim zaman da sevmekten ötesini yapamıyorum zaten. Bazen benim için  hiç bir şey yapmamış insanları seviyorum hatta yeni tanıştıklarımı. Önceden kızardım kendime yapma derdim, sevme! şimdi biraz daha farklı düşünüyorum eskisinden.
Yakın sayılabilecek bir zaman da "ne değil neden yaptığını düşün" demişti arkadaşım bile sayılamayacak biri.
Neden sever ki insan?  neden değer verir? yeni tanıştığı ya da kırk yıllık tanıdığı olmasının bir önemi var mıdır gerçekten?

Bizim bu sonu gelmeyen sorularımıza ve bitmek tükenmek bilmeyen düşüncelerimize rağmen kalbimizin birine değer verirken bu kadar düşündüğünü bunu bir neden sonucunda yaptığını hiç sanmıyorum.
Her şey susarken oluyor işte. Biri sizi susturduğun da kelimelerinizi düzene sokup düşüncelerinizin girdabından  kurtardığında oluyor her şey. ya o karışık dünyadan kurtulup yeni bir dünyanın kapılarını açıyorsunuz

kendinize ya da susup birinin gidişini izliyorsunuz öyle şeyler dinliyorsunuz ki onları sindirip cevap vermek dünyanın en zor işiymiş gibi geliyor yalnızlığı seçiyorsunuz bu sefer yine sessizlik kelimeler taşıyor bu sefer, konuşmak, bir şeyler üretmek, kendinizi birilerine anlatmak için can atıyorsunuz size susmak düşüyor sadece . Bu yüzden sessizliği hiç ama hiç sevmiyorum ben susan insan kızmıştır çünkü, sevmiştir,korkmuştur, üzülmüştür, yorgundur.

 ve bu yüzden susmayı da sevmem ben kim giderse gitsin ne kadar üzülürsem üzüleyim yine de söyleyecek bir kaç kelimem olmalı. İnsanlar susuyuyorsa mutluluktan susmalı ve o zamanda yüzünde basit ama yürekten bir gülümseme olmalı.