15 Aralık 2012 Cumartesi

Sesini unuttum

Gel hayal kuralım biraz.
Ama fazla abartma, biliyorum üzülüyorun.
Hani bahsetmiştim sana, her şeyin güzel olacağına inandığım zamanlarda.

Mavi bir gökyüzü  demiştim ve en yeşilinden bir orman akşam olmaya yakın.
Belki gözünün mavisi gibi değil gökyüzü ve belki hava ne kadar çabalasada yakalayamayacak teninin kızıllığını haklısın.
 Ama sende hep imrenerek bakacaksın bulutların süzülüşüne,kuşların uçuşuna, yaprakların teker teker kendilerini toprağa bırakışına unutma.

Sen ne kadar hasretsen mutluluğa huzura, o kadar güzel gelecek en olağan şeyler bu ormanda. Ve biliyorum sıkıldın.

Bıktın demek daha doğru sanki. Her gün yapman gerekenler arasında boğuluyorsun. Gülüşlerin sıradanlaşıyor, cümlelerin anlamsızlaşıyor zamanla.

Farkındayım Özlüyorsun .
En çok kendini!

Aynalara küssün sanırım
Gözlerinde maviden, teninde kızıllıktan eser yok çünkü.

Önce denizler mavni sonra sonbahar kızıllığını çalmış gibi.

Belirginsizleşiyorsun kendinden uzaklaştıkça, kendini benden uzaklaştırdıkca.
   Önce görüntün siliniyor gözlerimden.
Sonra zihnimde ki   "sen" i yavaş yavaş kaybetmye başlıyorum. Hatıralardan ve hatta sesinden eser kalmıyor.

Duyuyor musun beni?! sesin diyorum.
Sesini unuttum!

Şimdi nerdesin bilmiyorum,hissettiklerini anlamıyorum.
Ağlıyorsundur belki..
Gözyaşlarını silemiyorum. Gözlerin ne renkti? peki ya teninin rengi? gel de hatırlat istiyorum.

Yokluğun koskoca bir okyanusta bulunmak gibi, huzur taklıdı yapan yalnızlık hissi.

Sesin diyorum, sesini unuttum!
Bir gün gel yine oturup hayal kuralım birlikte ama çok abartmayalım biliyorsun üzülüyorum.
  Özledim seni, gözlerini, sesini, kurduğumuz hayalleri. gel de hatırlar istiyorum.

Sesin diyorum sesini unuttum.

11 Aralık 2012 Salı

şimdi güvenme zamanı

"Özlemem" dediğim ne varsa özledim
aynı "yapmam " dediğim ne varsa yapam gibi.

Gerçekten mutlu oldum da
Bir daha üzülemedim mesela
kelimeler bir araya gelmedi bir bir daha

dün düşündüm de, uyumadan önce
"başardın" dedm kendime.Belki kısa bir süre için ama insan bu büyük belirsizlikler dünyasında mutluluktan başka ne dileyebilir ki ve buna ulaştığında teşekküer etmek dısında yapılacak bir şey yoktur zaten.

Elinden geleni yaptıktan sonra istesen de üzülemiyormussun zaten
Karların eridiği, çiçeklerin açtığı zamana fazlasıyla geç kaldım sanırım.
Ve geçmişin tüm uyarılarına ramen şimdi "güvenme" zamanı.

Üzülmekse üzülmek ağlayarak ölemem herhalde belki gişe rekorları kıramaz ama çok da ağlatmayanlarından saçma sapan bir gençlik filmi olabilir hayatım

4 Aralık 2012 Salı

Farkındayım

Merhaba, fazla geç kalınmış bir yazı farkındayım.

Neden yazmadığıma gelirsek; öncelikle daha önce yazamayacak kadar kızgın, yazamayacak kadar kırgın olduğum olmuştu ama hiç yazamayacak kadar mutlu olmamıştım. Ne yapacağımı şaşırdım aslında biraz. Yazamıyorum da zaten mutluluğu biliyorsunuz. Mutluluğumun sebebini anlatmak isterdim aslında. Ama her zamanki cümlelerimin yetmediği şeyler kelimeleri düzgün sıraya sokamıyorum bir de şu masallarda ki sihir misali ne zaman bahsetsem bozulacağını düşünüyorum. Belki daha sonra.

Belirli bir konu için yazmadığım için son günlerde olanlardan bahsetsem daha iyi olacak sanırım. Aslında yapmak isteyip yapamadığım çok fazla şey oldu. Öncelikle Cem Adrian'ın  yeni albümünü almak istemiştim çıktığı ilk hafta gittiğim yerlerde bulunmadığından sonrada zaman ayıramadığım için alamadım. Zaten eylül ayında çıkmıştı baya geç kalmış bulunuyorum ama hala almak istiyorum. Albümü alamayınca konsere gitmek benim için daha önemli bir hale gelmişti ama onu da yapamadım. Okumak istediğim bir çok kitap var ama henüz hiç birine ulaşabilmiş değilim ve bunun tek sebebi üşengeçliğim.

Bu günlerde sürekli yağmur yağıyor olması beni çok ama çok rahatsız ediyor. Yağmuru seven bir insan değilim zaten. Havanın kapalı olmasına bile yavaş yavaş alışmaya çalışıyorum ve yağmur sadece sıcak evimden büyük pencereler ardından izliyorsam güzel bir şey.Bu gün Ankara olarak ilk karı karşıladık tarafımdan coşkuyla. Bu sene her zamankinin aksine zamanımı merkezde geçiriyorum belki daha önce uğradı yerler olmuştur. Ama yağmurun daha da yoğunlaşacağı şu günlerde birden kar ile karşılaşmak mutluluk vericiydi. Pek kalıcı olmadı ama güzeldi.

Ve sanırım biraz normalin dışında hareket ediyorum. Yakın zamanda fark ettim üzüldüğümde milyon tane film izleyip kendimi kitaplara adıyorum ama mutlu olduğumda uyuyorum. Evet sadece uyuyorum. Ve ben uykuyu da çok sevmem. Özellikle yaz aylarında zaman kaybından başka bir şey olmadığını düşünüyorum. Şu sıralar en ciddi ödevim film izlemek ve ben ondan kaçmak için yollar arıyorum. Belki bu yaz izlediğim filmlerden snra bünyemin kaldıramayacağını düşündüğümden ki bence haksız değilim.

yakın zamanda daha ciddi ve daha çok özenilmiş bir yazı yazabilmeyi umuyorum. Haftada üç yazı yazdığım zamanları hatırlayınca bu iki haftada bir yazıyor oluşum ciddi bir vicdan azabına dönüşüyor.
Zaten böyle yazınca başlık bulmak da bir haylı zorlaşıyor ve sıradan başlıklarla idare etmek zorunda kalıyorum.

18 Kasım 2012 Pazar

Öyle bir şey

Hani tam da o şarkıda, hissetmemen gereken ne varsa bir bir hissedersin ya
Hatırlamaman gereken ne varsa..
Neleri unutturdularsa sana, gözlerinde hatırlarsın ya


Soğuk sayılabilecek bir akşam otobüs beklerken
yürürken belki de kaldırırsın ya başını önce aya sonra yıldızlara bakarsın


koyu bir karanlık istersin..
O kadar uzakken yakınında hissedersin
Etrafında o ana  ait olmayan, ışıldayan  her şeyden kaçmak istersin.


Ellerin soğuktan buz kesmişken,
Biri şiiri şairi tanıdığın
Kendini tanımladığın o ilk mısraları fısıldar ya kulağına..
Öyle bir şey işte.

Anlatmak kolay değil ve anlamak zor ..

3 Kasım 2012 Cumartesi

belki..

İyi ya da kötü hiçbir şeyi hatırlatmayan şarkıları seçti bu gün için.
Aydınlık ya da karanlık olmayan yollardan yürüdü

Kimseye kızmadı, kimse için üzülmedi, heyecanlanmadı.
Kitaplara dokunmadı, kalem bile almadı eline. Düşünmedi bile.

Aslında sırf o çok beklediklerinin gelişini izlediği için sevmeliydi pencereleri.

Sırf dünyaya böyle karlı bir gecede geldiğin için sevmeliydi kış gecelerini, sesini duyacağı için koşmalıydı telefon her çaldığında haklısın.

Yapmadı.
Sevmedi.

Belki yapamadı sadece.

Ne önemi vardı ki. Senin veya onun yaptıklarının? hatta düşündüklerin bile anlamsızdı şimdi. Onun uçsuz düşüncelerine yetişemeyecektin mesela.

Üzerinde durmaya gerek duymadığın kelimeleri seni değiştiremezdi ki.
Aslında fazla dinlemesen de olurdu, o yazmıştı her şeyi "bana aklındakileri anlat" cümlelerin de o kadar gereksizdi ki.

O hayal bile kurmadı bugün. Hissetmeden yaşadı. bir nevi yas tuttu diyelim. Tek gün için, olabildiğince sessiz bir biçimde o akşamı andı. Hani yapraklar altında biraz yıldızlarla alakalı olanı.

23 Ekim 2012 Salı

Masal

o kadar çok şey duydum ki son zamanlarda üzerinde düşünmem gereken.
"garip" olarak nitelendirilen onca şey mesela. Benim bir başkasının gözlerinde görebildiğim, hissedebildiğim bir şey nasıl "ilginç" sayılabilir ki?

"Gerçek değil mi mutlulukların" dedi bir başkası. "gerçek olsaydı yazardın"
Korkutucu bir soruydu
Cevabından deli gibi korktuğum basit bir soru..


Hayır. Gerçekten mutlu oldum ben. Mutsuz olmadığım için değil de "Mutlu olduğum" için mutluluğu yaşadığım zamanlarda oldu. Yazmadım ama. yazamadım.Belki yazmaya yetecek kadar uzun sürmediğinden belki de yazmak yerine yaşamayı seçtiğim için. Bilmiyorum.


"hayallerin hayatımda ki eksiklikler" olduğunu söyleyen de oldu. Basit bir cümleydi aslında. Herhangi bir durumda karşımda ki kişiye neredeyse inanarak kurabileceğim bir cümle. İnanamadım bu sefer. Hayal etmekle istemek başkaydı artık. Her eksiği hayal etmezdim ki.

Ve insan hiç yaşamadığı bir duygunun eksikliğini nasıl hissedebilirdi?
Bu meraktı bas baya! Çocukça bir meraktan fazlası değildi. Gerçeğin hayallerimden çok daha basit oluşu klişe bir sondu kendi ellerimle yazdığım masalıma.

Şaşırmadım.

O kadar alışmıştım ki hayal kırıklığına,kabullenmişliğe..
Sırf karşı çıktığım için üzerime yıkılan onca dünyadan sonra korkar olmuştum belki. Bunun bile nedenini düşünmedim işte.

Sanki...

Çok basit gibiydi. Ben hayal kurardım.o gerçek olabileceğine inanmamı sağlardı.
İnandığım an bitirirdi her şeyi.
O kadar sık yaşadım ki.
Her şey böyle olmalıymış gibiydi. Peşinden koşulmaya değecek hiçbir şey yokmuş "mutluluk" denen şey sadece "soylular" içinmiş de ben halktan biriymişim gibi.

Uzun sürdü biraz ama hepsi hakkında düşündüm. Doğrularımı ve yanlışlarımı gözden geçirdim.


12 Ekim 2012 Cuma

"Bir amacın olursa.." demiştin..


Ben.. boşver kim olduğumu.Bir önemi yok zaten.Sadece biraz "gerçeklik" istiyorum.
Yeterince gerçek değil mi diyeceksin belki..
Değil..
Korkularım,sevinçlerim, heyecanlarım hatta acılarım bile fazla yüzeysel çünkü.
Biraz olsun önümü görebilmek istiyorum. Gerçekten iyi veya gerçekten kötü şeyler yaşamak istiyorum. Arada kalmaktan çok yoruldum ben  Yaşamak istiyorum sadece. Eskisinden biraz daha ciddi bir şekilde.
Arkama dönüp baktığımda "iyi" yada "kötü" olarak nitelendirebileceğim olaylar görmek istiyorum, "geçmiste kaldı nasılsa" diye geçiştirmek yerine.

Herkesin zaman zaman kendine sorduğu bir soru vardır ya hani " bu dünyaya neden geldim?"

Ben bunun cevabını öğrenmek istiyorum artık.
Söyledim ya, hiç büyük kavgalarım olmadı benim. Nefreti bile o kadar yoğun yaşayamadım. Kim bilir belki hiç sevmemişimdir de..

Şu hayatta gerçekten benim olan tek bir nesnenin bile varlığına inanmıyorum. Birini  değiştirebilmiş olduğuma ihtimal vermiyorum zaten. Bomboş her şey.

"Bir amacın olursa.."  demiştin  " değişir her şey.".

Var. Artık bir hedefimde var her düşündüğümde daha da heyecanlandığım.. Ulaşmak için emek harcayıp zaman ayırdığım..
Değişen bir şey yok ama.

Sadece farklı bir şeyler hissediyorum. Bambaşka bir şeyler. Sesini her duyduğumda.. Beynimi uyuşturan düşüncülerimi ele geçiren bir şey.. Bağlanmak değil bu, hayranlık yada sevgi de değil.. Huzura biraz yakın sanırım. gerçekten hissedebildiğimi söyleyebileceğim tek şey bu.

4 Ekim 2012 Perşembe

"Dibine kadar mutlu olmak" olayını yaşıyorum ben

Gerçekten uğraştım bu sefer, eskiye biraz daha yakın yazabilmek için. Ama inanın daha zor şimdi. Dilediğiniz her şarkıda gülümserken aklınıza hüzünlü bir şey gelmesi pek olası değil zaten. Yine de bir şeyler karalamaya çalışıyorum işte.
                                                                        -o-


Her şeyden bu kadar çabuk vazgeçebiliyor olman hayret uyandırıcı tabi. Keşke vazgetiğin ben olmasaydım yada bir nedeni olsaydı. Benim gibi olabiliyor olman fikrin güzeldi de sen olma fikri korkuttu beni.

Ve şaşıracaksın belki üzülmedim ben. İlk defa biri gittiğinde üzülemedim kızdım onun yerine. Bam başka insanların hatasının cezasını çekmek zorunda bırakıldığım için kızdım. Sana da kızdım. Vazgeçmek bu kadar kolay olmamalıydı mesela. Gelişinin bir nedeni olmasa nedensiz gidişinde neden aramazdım zaten. Ama bir nedenin vardı senin. Sürekli yok saydığın, yokmuş gibi davrandığın benim bile varlığından zaman zaman şüphe ettiğim bir neden. Biraz fazlasını bekledin sanırım. İstediğin ne varsa bilmemi. Sen her şeyi bildiğin içindi belki. Özür mü dilemem gerek senden?

                                                                -o-



Bu kadar işte. Hayal gücü de bir yere kadar işe yarıyor. Hayali insanlar yaratıp hüzünlerini yazmak.. Bunu yapamaya çalışabileceğimi düşünmezdim. Yapamayacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Eskisi gibi bir şeyler yazmayı üzüntüden kahrolacağım" güne kadar askıya alıyorum. Gittiği yere kadar böyle devam etmeye karar verdim yani. Haftanın en ilginç olayına gelirsek, "Mavi dondurma"  sonbaharda olduğumuzun ben de farkındayım belki bi çoğunuz biliyorsunuzdur ama yeni fark ettim ben böyle bir şeyin olduğunu adı "gökyüzü mavi" neli olduğunu sormadım maalesef ama bana sorarsanız asprinliydi. Kötü olduğunu söylemiyorum hatta güzel sayılabilirdi. Pudra şekerli olduğunu idda eden arkadaşlarım da oldu.  Hala tüm zamanların en iyi dondurması "Naneli dondurma" tabi. Üşenmedim yolun ortasında resim çektim.

Bir de bahsettim mi hatırlamıyorum  ama cumartesi gün ki sınavın sonuçlarını bekliyorum heyecanla.
 Kağıdı teslim ederken hocanın bakışı pek iç açıcı değildi maalesef..

Bu kadar mı derseniz, bu hafta bu kadar.

Bu arada yine -mutluyum- ben.

30 Eylül 2012 Pazar

Bu hafta..

Sanırım beş gün oldu yazmayalı. Sınavım vardı kayda değer şeyler de olmayınca acele etmek istemedim ben de. tabi bu arada yazmak istediğim 48386574 konu oldu ama fazla abartılması gerekmeyen şeyler olduğuna karar verdim. Yakın zamanda eskiler gibi bir şey yazmayı da düşünüyorum. Bilmiyorum ne zaman yayınlarım. Önceden neredeyse her gün yazıyordum şimdi hafta da bir anca bilgisayara erişebiliyorum.
Yazılara gelen yorumları takip etmeye çalışıyorum ve neredeyse hepsine cevap yazıyorum ama sorduğum sorulara cevap alamıyorum maalesef.

Size ingilizce kursundan bahsetmedim herhalde, zaten bahsetmediğim o kadar çok şey var ki. Her neyse.
Dil kursunu uzun zamandır istiyordum zaten biri çıkıp "katalanca kursu veriyoruz" dese gidecektim. o kadar çok istiyordum yani.
Ama o zamanlar deli gibi "House M.D" izliyorum. günde en az on bölüm falan. Adamı o kadar benimsemişim ki onun için üzülüyorum falan. ki dizilerden pek etkilenen bir insan falan da değilimdir. Sadece
o diziyle kalmak istemedim oturup uzun uzun Hugh Laurie'yi araştırdım. projeleri, şarkıları, albümleri, kitapları falan derken katıldığı programlara ve bazı röportajlarına ulaştım. Ama ulaşabildiklerim orijinal kayıtlar. Adam da da o kadar belirgin bir aksan var ki sorulan soruları anlıyorum cevap sadece uğultu. O gün karar verdim kursa başlamaya. Aldığım en harika karardı sanırım.  Şu hayatta en çok dil öğrenmekten keyif aldığımı söyleyebilirim. Her kelime de heyecanlanıyorum. Haftada altı saat acayip mutlu oluyorum. Bu da böyle işte.


Blog yazmaya başladığımdan beri en çok okunduğum ikinci aydayız bir de bunun mutluluğunu yaşıyorum. Bu gün ayın son günü zaten rekorumuz olmasını ummuştum ama pek olası değil galiba.

Hala böyle yazmanın sizler tarafından nasıl karşılandığını bilmiyorum ve açıkçası nasıl devam etmem gerektiği hakkında da bir fikrim yok.Bu konuda yazının altına yorum yapabilir ya da bana mail atabilirseniz çok ama çok  sevinirim çünkü emin olmadığım için böyle de çok bir şey yazamıyorum tamamen eskiye de dönemiyorum. Kafam baya karışık anlayacağınız. Blog işine başlarken kendimi yazmayı düşünmüştüm hep ama kendi çevreniz de okuyunca pek yapılabilecek bir şey değil maalesef. Ben de yavaş yavaş yaşadıklarım yerine yaşadıklarımdan hareketle başka hayatları, başka hikayeleri yazmaya başladım. Birden bire de değişemiyor bu. Haftanın özetine gelirsek. "Mutluyum."

24 Eylül 2012 Pazartesi

Bir de başlık işi var tabi..

Merhaba! hafta yeni başladı daha anlatacak bir şey yok ama yazayım dedim ben. Bu gün için konuşmak gerekirse kimse hakkında düşündüklerim değişmedi ama çok daha fazla eğlendim geçen hafta ki çekingen tavırlardan eser kalmamış. Böylesi çok daha iyi.

Önceden de olduğu gibi benimle aynı semtte oturan kimse yok. Varsa da servisle gidiyor sanırım çünkü  metro kullanan bir kişi var o da benimle alakasız bir yere gidiyor zaten. ama oraya kadar dört kişi beraber yürüyoruz aslında o yolculuklarda eğlenceli sayılır.

Cumartesi günü yazdığım yazıdan  sonra yeniden müzik dinlemeye başladım. Bilgisayarı hala ödevler ve blog için kullanıyorum.Can Dündar'ın "Kırmızı Bisiklet" kitabını okumaya başladım. Büyük ihtimalle okuldan verilen kitaplar yüzünden yarıda bırakmak zorunda kalacağım. Zaten okunması gereken iki kitap ve izlenmesi gereken bir film var. Filmi izledim kitaplarında birini okudum ama nereden soracakları hakkında bir fikrim olmadığı için baştan okumayı düşünüyorum.

Ortada anlatmaya değer bir şey yokken neden yazmaya başladığımdan bahsedeyim en iyisi. Okuldan eve metroyla gidiyorum. Bu günde, artık Türkiye de adım başı karşılaştığımız "şüpheli paketler" den varmış metroda. Yolcu falan almıyorlarmış dolayısıyla. Yeniden eski haline dönmesi ne kadar sürer bilemediğimden ben de yürüyerek annemin iş yerine geldim pek yakın sayılmaz aslında bir de o kitaplarla baya zorlandığımı söyleyebilirim.. Annem toplantıdaymış ofisinde telefon çekmiyor ve her devlet kurumun da olduğu gibi sosyal paylaşım ağları ulaşıma kapalı. Ben de ne yapayım diye düşünürken bloggerın açıldığını fark ettim bunları yazayım dedim işte.

Geçen hafta yaşadığım "Cem Adrian dinleyen yok!!" şokundan sonra Can Bonomo sevmeyenlerin de çoğunlukta olduğunu fark ettim ama en azından "o kim ya?" diyen yok. Bu da bir şeydir..
Hem Küçük İskender okuyan biri var ki bunların hepsini görmezden gelebilirim bu yüzden. Feridun Düzağaç dinleyen de varmış onun için de mutlu oldum. Tabi herkes Candan Erçetin'i biliyor ama dinleyen var mı bilmiyorum. Ve tabi ki Müfide İnselel dinleyen yok. Kadının adını duymuş olan yok hatta.


Müzikte olmasa da Kitaplar ve filmlerde bir çok ortak noktamız var.

İki günde ilginç bir şekilde yeni blogger arayüzüne de alıştım. İkide bir istatistiklere  baktığım için olabilir tabi..
Böyle yazmaya başladığım ilk yazımın okunma sayısı beni çok mutlu etti bir de iki yorum gelmiş. Bildirim maili geldiğinde nasıl mutlu olduğumu anlatamam. Uzun zamandır yorum yazılmıyor diye düşünüp duruyordum.
Çok teşekkür ederim.


22 Eylül 2012 Cumartesi

Güzel olacak güzel...

On iki gün olmuş yazmayalı. Okulların açılması falan derken  inanın yeni ulaşabildim bilgisayara. Zaten yeni blogger arayüzüne geçmişim. Gerçekten çok kullanışsız uzun zamandır erteliyordum.

Tabi yazmayışımın tek sebebi okulların açılmış olması değil. Yeni bir ortam, yeni insanlar, eskilerle alakası olmayan yepyeni olaylar..

İyiyim yani baya iyiyim hemde o yüzden yazamadım..
Bir süre daha böyleyim sanırım. Bunları yazmaya da alışsam iyi olacak.

Okuldan bahsedeyim en iyisi, günler öncesinden "ilk gün stresi" yaşamaya başlamıştım ben ama ilk gün fazlasıyla sakindim. Heyecan yapacak bir şey de yokmuş zaten. Beklediğimden  çok daha rahat ve samimi bir ortamdı.

Sadece kendime yakın bulduğum kimse yoktu ama insanlar hakkındaki düşünceler dakika dakika değişiyor zaten sadece bir haftadır tanışıyoruz birini yakın bulmam garip olurdu aslında.

Ders konularını da ilginç buldum, uzun zaman sonra gerçekten işe yarayabilecek şeyler öğreniyoruz.
Kendimi yeniliklere öyle kaptırdım ki bir haftadır müzik dinlemedim, kitap okumadım, bilgisayara dokunmadım bile.

Bu arada sadece düşüncelerimi yazmak yerine biraz olaylardan da bahsetmek gibi bir karar aldım ama görüldüğü gibi pek beceremiyorum böyle yazmayı. Biraz uğraşacağım ama olmazsa eskisi gibi devam ederiz.
Tabi olay yazmam için bir şeyler yaşanması gerekecek. Biraz zaman alacak işlerin yoluna girmesi.

Okul dedim ama en ciddi hayal kırıklığımı yazmadım değil mi. Sınıfımda Cem Adrian dinleyen yok. Yani en azından bildiğim kadarıyla. Cem Adrian dediğimde heyecanlanmayan insanları görünce gerekten üzülüyorum.
Herkes o adamı dinlemeliymiş gibi değil de dinlese daha iyi olurmuş gibi..

Bir de her yerde olduğu gibi "aaa sen solak mısın?" sorusunu duydum çokça. Adımdan fazla sorulmuştur herhalde. Ona da alıştım sayılır.

Ama bunlarla bile eğlendim.
Kendimi anlatmayı özlemişim resmen,  yeni insanların bu kadar iyi gelebileceğini tahmin etmemiştim.

Güzel olacak güzel...

10 Eylül 2012 Pazartesi

Gidişin bile güzeldi

Teşekkür mü etmeliyim şimdi sana ? Hayatım boyunca çok istediğim ve isteyeceğim halde yüzünü göremeyeceğim, gözlerine bakamayacağım, aynı şehrin havasını bile soluyamayacağım adama yürekten teşekkür mü etmem gerek.

Kısa bir sürede her şey değişti sanırım. Hiç böyle istediğim bir hayalim olmamıştı. Ve hiç böyle büyük bir adım atmamıştım gerçek olması için.

Öyle güzel geldin ki sen, öyle hızlı kapladın ki tüm zihnimi, gidişin bile güzeldi bu yüzden.

Dün düşündüm ilk defa " ee ne olacak şimdi?" diye. daha ilerisi var mı, daha mutlu olabilir miyim ? diye düşündüm.

Bir de sesin vardı değil mi?
Çok duyarım büyük ihtimalle
Her duyduğumda da dolar gözlerim
Geçer ama geçmeli çünkü

Özlerim ben, çok özlerim hatta

Yürekten teşekkür ederim sana
Sadece bir ay içinde yepyeni bir hayalim ve peşinden gitmemi sağlayan cesareti kendimde bulmama yardım ettiğin için.

Şimdi gittin ya sen en azından benden. Ben gelmek isterim sana bulabilirsem eğer yolumu.

4 Eylül 2012 Salı

Değişir mi dersin?

Keşke tüm bunların bir nedeni olduğuna  inandırabilsem kendimi.
Gerçekten bunları hak edebilecek kadar kötü bir şey yapmış olsam mesela.

Arkama bakıyorum da
Sadece paramparça olmuş hayaller görüyorum.

Aynaya bakıyorum da
Sadece istediği kişi olabilecekken yoluna saçma engeller konmuş yorgun bir kız görüyorum.

Tek suçum şu an kimsenin umurunda olmayan ama yıllar sonra "keşke" diyeceği şeylerin şimdi farkında olmam mı?
Öyle galiba.

Tek bir ricam var senden.
Umut istemiyorum artık hayatımda.
Başka hayaller için güç verme bana .
Benim yaşamak için can attıklarımı bir başkasının önemsemeden yaşayışını izlemek istemiyorum bir daha.

Yine de arada bir "neden?" diye soruyorum kendime.
Anladım, etrafımda ki insanları alıyorsun benden. 
Hayaller kurmama izin veriyor onlara bağlanmamı bekleyip onları da elimden alıyorsun.
ama "neden?" sorusunun cevabı olarak koca bir sessizlik veriyorsun bana.

Ne düşünmeliyim şimdi?
bir daha hayal kurarım ben eminim.
Ama bir daha böyle kaybetmeye dayanırmıyım bilmiyorum.

Tamam tüm sahip olduklarımı al benden. vazgeçiyorum maddiyat denen şeyden.
Şimdi sahip olabilir miyim hayatımı tümüyle değiştirecek bir yıla?

yeterince üzülmedim mi sence?
Fazla değil mi bu kadarı?

tüm sorularımın cevabını bir sonra ki yıl alacağım sanırım.

Lütfen alma onları benden
Hayallerim olmadan yaşayamam ben.

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Mutluluğu yazmak çok daha zor..

İnsanların değişebileceğine inandığım söylenemez.
Bu yüzden bir şeyleri değiştirmek istediğimde işe etrafımda ki insanlardan başlarım. Bana iyi gelmeyenlerden.
Ve tam şu an her şeyin değiştiğini hissedebiliyorum.
Bahsetmiştim, bazılarını kendimden uzaklaştırıp kendi kendime yarattığım yalnızlıkta nasıl kaybolduğumdan.

Doğru olanmış.
Herkesin yeni insanlara ihtiyacı olur. Doğru zamanda doğru kararı verdiğim nadir olaylardan biri işte.
Pek sık hissetmiyorum "saf mutluluğu" ve mutluluğu yazamadığımdan da bahsetmiş olmam gerek.

Uzun zaman önce değil kendime " ne kadar iyi olabilir ya da ne kadar kötü?" diye sormuştum. En iyinin bile yetmeyeceğini ve en kötünün bile çok acıtmayacağını kendime kanıtlamak için sorduğum bir soruydu. Kimsenin hayatını değiştiremediğimi ve birinin hayatımı değiştiremeyeceğini düşündüğüm, tüm hayallerimden vazgecmek üzere olduğum bi zamandı. "iyi" olmayı hak etmediğimi düşündüm çünkü yeterince şey başarmamıştım bunun için.

Etrafımdakilere baktım sadece. Mutlu numarası yapanlar vardı tabi. her yerde vardır onlardan. Bir de deli gibi mutluluktan kaçanlar. Mutluluktan korkanlar..
Bazen hayatınızda size "mutlu olmanı istiyorum" diye bağırıp kendinize gelmenizi sağlayan birini istiyorsunuz bazende öyle biri olmadığı için şükrediyorsunuz.

Çünkü biri benim mutlu olmamı isteseydi. Mutlu numarası yapanlardan biri olurdum. 

Belki hala yeterince şey başarmadım, hala beni üzen birinin iyi olmasını isteyecek kadar  yüce gönüllü de değilim.

Ama mutluyum.
ve bunu bir kaç satır karalamaya ve bazı şarkılara borçluyum.


23 Ağustos 2012 Perşembe

Düşündüm de

yavaşa kulaklıklanı çıkardı kız.
İnsanlara bağlandığı olmuştu, şarkıları rehber edinmişliği vardı, herkes gibi okumaktan bıkmadığı şiirleri de vardı.
Ama ilk defa bir başkasının cümlelerini okuyan bi hayal ürününe böylesine bağlanmamış,böyle benimsememişti hiçbir şeyi.

ulaşabileceği şeylere değer vermeye çalışmıştı bu güne kadar. Sahip olabileceği şeylere..
peki bir başkasının düşüncesini nasıl sahip olunabilirdi?
Normal bir düşünce değildi bu.

Onu yaratan kişi gibi düşünmesini sağlayacak kadar güçlü 
Rüyalarına girebilecek kadar derin bi düşünceydi.

Buna bir son vermesi gerektiğini düşündü, hemen ardından da rüyalarını..
Dünyanın dört bir yanına ulaşmış bir düşünce olduğunu biliyordu ama onun kadar benimseyenin olup olmadığını da merak ediyordu.

Gözlerini kapattı "hayatında vazgeçilmez olan eksik olanın yerini doldurandır"
Hayatında eksik bir şey olduğunu düşünmüyordu ki.
Çünkü değişmişti.
Hayatına bir düşünce girmemişti.
Hayatı bir düşünce olmuştu bir anda.

Son verilmesi gerekmeyen bi bağlılık olduğuna karar verdi. Nasıl olsa bir sabah tamamen farklı bir düşünceye odaklanacaktı.
Kim bilir belki bir gün dünyanın benimseyeceği bi karakter ve düşünce yaratacaktı uyandığında.



18 Ağustos 2012 Cumartesi

Merhaba demek gerek artık.

Bir "merhaba" demenin zamanı geldi sanırım. Verdiğim aranın süresi biteli çok oldu biliyorum.
Sadece..
Aslında sorun şu.
Hep bahsettiğim şu "yalnızlık" saçmalıkları.
Doğruyu söylemek gerekirse gerçekten yalnız hissediyorum. Bunun hakkında yazmak istemememin sebebi ise bunu kendim yapmış olmam.
Saçma insanların varlığındansa yalnız olmak daha mantıklı tabi. Sadece biraz ağır geliyor.

Bazı insanlar korkularından kaçmak için uyumayı seçerler, ben uyku yerine filimleri, dizileri ve kitapları seçiyorum. Ve evet korkuyorum.
Şu gelecek dedikleri şey insana umuttan çok korku veriyor çünkü.

Artık iyi olacağına inanmak istemiyorum. iyi olacağını bilmek istiyorum.
Uzun süreli mutsuzluğun nedeninin mutlu olmaktan korkmak olduğunu bilecek kadar kişisel gelişim kitabı da okudum tabi.

İşin garip tarafı nedensiz  bi umut olması içimde.
İyi insanlar tanımış olmam.
Daha da garip olan, iyi biri olduğuma inanmam.
Bilmek isterseniz diye yazıyorum, artık o kadar çok film izlemiyorum. Korkulacak bir şey varsa hakkında düşünmek daha mantıklı.

11 Ağustos 2012 Cumartesi

İnanmak istedim.

İnanmak istedim ben.
Bu gün inanmak istedim sizin inandığınıza.
Sizin gerçeğiniz de yaşamak istedim.
Sizin masallarınıza inanmak...

Bu gün yalvardım tanrıya.
Yanımda olması için yalvardım.
Gözlerimi kapatıp yalnız olmadığımı hissetmeyi diledim.
Gözlerimi açtığımda ne deniz de ki balıklar uğurladı beni kendimi yabancı hissettiğim bu şehirden ne de bir kuş sürüsü gördüm gökyüzünde beni selamlayan.

İliklerime kadar hissettim yalnızlığı.
Kendi denizimde boğuldum, kendi rüzgarımla uçtum bu gün.
Kendi duygularımın yarattığı dalgaları izledim.
Konuşmadım kimseyle, yazmak gelmedi içimden.
Saklamak istedim, kimse bilmesin istedim.
Biliyor musun, ilk defa korktum ben! İlk defa böylesine derin hissettim yalnızlığı, korkuyu, yorgunluğu.

Ama tekrar söz verdim kendime. "o" insanlardan olmayacağım dedim.

28 Temmuz 2012 Cumartesi

yollar henüz bitmedi

Yürümem lazım... Uzağa en uzağa...
Başka yüzler görmeliyim başka gözler...
Yeni sesler duymam gerek.. yeni insanlarla tanışmam.

Denizle buluşmam gerek benim ve her sene olduğu gibi vedalaşmam. Beni affetmesini dilemem gerek. Yüzmem gerek unutmam için ve af dilemem gerek denizin yüzmeme izin vermesi için.

Güneşin sıcaklığını tenimde hissetmem gerek benim.
Tanıdığım her şeyden yaşadığım her şeyden uzak olmam gerek.

Bağıra bağıra şarkı söylemem gerek mesela.
Bu yüzden gitmem gerek benim bir kaç haftalığına en azından.

yazmam herhalde iki hafta yazarsam unutamam zaten.
Bambaşka hikayelerle dönmeyi umuyorum
Hep dediğim gibi yaşamazsam yazamam
Yaşamaya gidiyorum ben bir süredir ara verdiğim "kendi" hayatımı.

24 Temmuz 2012 Salı

Yeni bir gün olsun mu bu gün?

Yeni bir gün olsun mu gün?

Hüzünleri yok saydığımız, Yalnızlığımızı unuttuğumuz yep yeni bir gün.
Yalnızca sevdiğimiz insanlara "günaydın" diyelim mesela.

Bir şeyler okuyup kısa bi film izleriz belki. Yada önemli saydığımız insanlarla laflarız biraz.
Bırakın yan yana olmasın bedenleriniz o çok beklediğiniz kişilerle.

Hatta düşünceleriniz bile farklı yönlere gitsin bu gün izin verin onlara.

Her dinlediğiniz de aklınıza "o" nu getiren şarkılar var ya hani. dinlemeyin o şarkıları kalbinize de izin verin bu gün.
Bir defa için yukarı kaldırın başınızı gökyüzüne bakın. kaybettiğiniz umutlarınızı çağırın.

Bir şeyler anlatmaya çabaladıklarınızı bosverin muhtemelen sizinkinden daha saçma şeyler anlatanları dinliyor onlar. Bu gün başkalarını dinleyin siz.

İzin verin yeni insanlara. yeni fikirlere.
 Bambaşka bir gün olsun bu gün.
Başka insanlarla başka bir hayat yaşama şansı verin kendinize
diğerlerinin bize neler yaptığını gördükten ve "acıyı" en derinde hissettikten sonra yeni bir başlangıç olsun bu.

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Ben mi?

Hiç büyük küslüklerim olmadı benim. Kimseyle tekrar yüzüne bakamayacak kadar büyük kavgalar da etmedim.

Merak ederdim küçükken. Küs olmak garip gelirdi bana inanılmaz bir şekilde de merak ederdim hep. Ben
istediğim masaya oturabilecek durumda olurdum. Arkadaşlarım küs olduklarından kaçardı..
Bir insandan hoşlanmıyorsam "umursamaz"dım daha mantıklıydı. daha iyiydi.

Büyük yalanlarım da olmadı.
Yalan söyledim tabi. Birilerini korumak için. En çok da kendime yalan söyledim korunmak için korktuklarımdan..

Evet anlaşılmaz cümleler kurdum bazen ama hep çok sevdiğimden..
Haklısın sen "Avrupa hayranlığı" ile yanıp tutuşurken ben "kim" olduğumu biliyordum hep.
Herhangi biriyle "popüler kültür" hakkında konuşabildin ama ben düşüncelerimi anlatırdım sana düşünmeyen insanların aksine.

Gülmeyi de bilirdim.

Evet biraz çok ağlardım ama bilmezdin   ki neden rahatsız etti bu seni?
Harika biriyim demiyorum ama "İYİYİM DİĞERLERİNDEN"

19 Temmuz 2012 Perşembe

Kusura bakmayın

Dört gün olmuş yazmayalı.

Kusura bakmayın, şarkı dinlemekle, mutlu olmaya çalışmakla, ve geleceğe umutla bakmakla meşguldüm.

Eskisi kadar fazla film izlemiyorum. Okuduğum kitabı da yarıda bıraktım zaten. Zamanımı uyanık geçirmem gerektiği konusunu atlıyorum bazen. Dinlediğim şarkıları değiştirmedim. Bu on yılıma ihanet etmek olurdu.

Dışarı çıktım mesela.

"Eskilerle" pek görüşmüyorum. iyi gelmiyorlar bana.
Yemek yapıyorum bazen.

Ama yüzüyorum genelde.
Suyun içinde olduğum, düşünmem gerekenlerin olmadığı zamanları seviyorum.
Bu arada: pek düşünmüyorum zaten.

Hayaller kuruyorum, hayatımın her döneminde olduğu gibi.
Birazda özgür sayılabilirim aslında.
Sanırım özgürlük bir başkasının zihninde olmamakmış
Ve zihninde birinin olmaması.

Gülüyorum.
Fazla gülüyorum.
Kısa bir süreliğine de olsa buradan gidecek olmanın verdiği bir huzur var içimde
hayır hayır Ankara'dan kaçmıyorum ben.
Onu bu kadar kirleten iğrenç insanlardan kaçıyorum.

Seviyorum bu şehri.. Bana getirdikleri ve benden götürdükleriyle...

15 Temmuz 2012 Pazar

Nasıl oldu becerdin bu kadar toy kalmayı?

Vazgeç desem dilim varmaz
Suç sende desen canım yanmaz
Söz vermeye sözün yetmez.

Ben kendini salona kitleyip akşama kadar Candan Erçetin şarkıları dinleyen sonrada "bu dünyaya sevmeye" geldim diye bağıra bağıra şarkı söyleyen bir çocuktum.
Senden nefret etmemi bekleme benden.

Dün düşündüm biraz  sanırım senin hakkında son defa..
Üzülmedim bu sefer
Hani "gel desen gelirim" demiştim.
Gelmezmişim, düşününce fark ettim ben vazgeçmişim galiba.


Neden sinirlendiğimi de anladım sonunda.
ve o basit insanlardan olmayı hiç dilemedim, senin yanında olmak için bile
Başkalarının benim yerime karar vermesinden nefret ederim
Ama beni öldüren başkasının kararını yaşamakmış aslında.

Fazla yüzeysel yaşamışsın. Sevmişsin, üzülmüşsün belki yetmemiş hiçbiri.
Hem sevmek öğrenilmez ki, içinde olmalı insanın.
Bir gün birileri sana güvenmeyi öğrettiğinde
tabi becerebilirlerse..
onlardan sana sevmeyi de öğretmelerini iste, korkularını yenmeyi.

Senden nefret etmiyorum, artık değer de vermiyorum, sadece bu dünyada olman beni şimdilik çok rahatsız ediyor.

13 Temmuz 2012 Cuma

Özür dilerim

Apayrı olsak da benziyoruz birbirimize biliyor musun?
Şu an yaşadıklarını az da olsa biliyorum mesela.
Neler hissettiğini, neler düşündüğünü.

Bak çok sevdiğin insanlar olacak hayatında, şimdikinden çok daha fazla seveceğin insanlar olacak.
Kalp atışının, nefes alışının huzur vereceği insanlar girecek hayatına.
Kıskanacaksın belki..
İnsanlardan... şehirlerden kıskanacak kadar seveceksin birilerini.
Sevme.

Bu gün hayatında olanlar yarın farklı yönlere gidince üzüleceksin.
Olmadığında "yaşayamam" dediğin insanlar olacak hayatında
"bitti" deyip bitiremediklerin olacak 
Yıkılacaksın gidişlerinde.
Yapma.


"Önemli olan sensin" diyecekler sana giderken
"Ben seni hak etmedim" diyecekler
"Benim için üzülme değmez" diyecekler.
İnan.

Ama korkma acıdan
Gördün çünkü insana neler öğrettiğini, onu nasıl değiştirebileceğini.
Mutlu ol sen.

Ve üzüleceksin yakında
Benden duyduğun için özür dilerim.

10 Temmuz 2012 Salı

ben gitmezdim

Şimdiye kadar pek işime yaramamış olsa da sevmeyi biliyorum, gerçekten biliyorum. Bu yüzünden " herkes gidiyor" deme bana.
Ben gitmezdim çünkü,sen benden gitmesen gitmezdim bende, eğer giden bensem tabi.
Hiç emin olmamıştım bu kadar.
Hala eminim.


Evet hayatındaki herkes gidiyor sanıyorsun belki, yanlış insanlar gidiyor sadece. Ben kalmıştım çünkü.
sormuştum ya hani,

Neydi acı, bir bıçak kesiğinde bileklerine doğru akarken kanın hissettiklerin miydi, yoksa sen giderken yüreğimde yankılandığı halde dudaklarımdan dökülemeyen kelimelerin ağırlı altından kalkamayışım mı? diye.

ikisi de değilmiş acı. bambaşka bir şeymiş. Artık adın geçtiğinde hissetmediğim  hissedemediğim bir şeymiş.
Buna rağmen gidememekmiş
gitmezdim ben sende gitmeseydin keşke.

8 Temmuz 2012 Pazar

senden sonra

Çok film izledim senden sonra, çok kitap okudum, çok şarkı dinledim.Çok şey öğrendim.
Çoğu şey değişmedi ama,
Hala en çok maviyi seviyorum mesela.

Candan Erçetin,Feridun Düzağaç, Cem Adrian dinliyorum.
En çok sevdiğim çiçek papatya.
Bütün yüzükler parmaklarıma büyük geliyor
Hala tercih ediyorum radyoyu televizyona.

O ajandalara yazıyorum, siyah olanlara.
Takım elbiselere hayranım.
Yaz en sevdiğim mevsim hala.
Benim için yapılmış her şeyi o turuncu kutuda saklıyorum.


birde..
hala Harry Potter ve Lord of the Rings filmlerini aynı heyecanla izliyorum
Küçük İskender'in şiirlerini seviyorum.
Mimikleri seslerden daha fazla önemsiyorum da bilmiyorsun tabi.
öyle yani.

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Bende acılarımı dısladım

Bu gece gidiyorum ben.
24 saatliğine başka biri olmaya.
Başka acıları paylaşmaya, başka bi şehre gidiyorum.


Denizli- güneşli bir tatil olmayacağından fazla uzak kalmaya gerek  kalmaya gerek yok sorgusuz sualsız gidiyorum bu sefer.

Ne zaman nelerle nelere donerim bilmiyorum tek hayal edebildiğim uçsuz bucaksız dalgalar.. Belki bu sefer kuşlar karşılar beni, balıklar selamlar.


Bilmiyorum.. Bu yüzden gidiyorum ya iste öğrenmek icin. Bir baska hayata bir baska siradanliga. Tanıdığım okuduğum dinlediğim ne varsa hepsine kısa bi ara vermeye gidiyorum.

Ve sanırım hak ettim bunu baskalarının bilip bilmemesi arasında dusinmekten once kendi aklimdakileri anlamam gerek.

24 saatligine baska biri olmaya gidiyorum ne zaman kendime gelirim belirsiz.

29 Haziran 2012 Cuma

Yanlışsın her şeyinle Yanlış

Umursamaz tavırların var senin, bıkmış bakışların, her şeyi bildiğini kast eden sinir bozucu cümlelerin, haykırışların var senin. "kimse anlamıyor beni" diye haykırıyorsun.

Etrafında seni seven, sana değer veren insanların olmamasına hiddetleniyorsun.
Yalnızlığını düşünüp neden bulamıyorsun bu gün yaşadıklarına.

Etrafında olup bitenleri bildiğini sanıyorsun ama hiçbir şeyden haberin yok.
Sen hissetmiyorsun dinlediğin şarkıları, okuduğun şiirleri.

O cümleler kirleniyor senin azında.  Harika insanların harika cümlelerini kirli ruhunla berbat ediyorsun.

İyiliği, iyi insanları haketmiyorsun

. şimdi seni hakkında bunları yazacak kadar iyi tanımadığımı, neler çektiğini bilmediğimi düşünüyorsun. Kim bilir doğrudur belki de!

ama şu an ne sen ne yaşadıkların ne de hissettiklerin umrumda değil.
yine bir harika insanın dediği gibi "bana acı acı hatıran lazım"


(bir değil bir kaç kişiye yazılmış bir yazıdır)

27 Haziran 2012 Çarşamba

Özledim.

Shakespeare bile ölen birinin ardından "o öldü" demekle yetinmisken sana duydugum özlemi anlatmak icin fazla caba harcamama gerek yok sanırım.

Sadece özledim... Ve öldürdüm seni. İcimdeki kayboluşunun bir hayli kanlı olduğunu bilmek istersin sanırım.

"unutmak" senin gibi birine yapılabilecek en büyük kötülük olurdu herhalde. Sen herhangi bir sey yapmamış da olsan. Kafamdaki "sen" i unutmak pek düzgün bir hareket olmazdı.

Hayatım boyunca ruhumda ki "intikam" duygusunu ilk defa alevlendirmis bir insanı yok etmenin daha iyi bir yolu olamazdı sanırım.

Belki bilmek istersin, yasını bile tutmadım.

22 Haziran 2012 Cuma

Salıncakta sallanmak..

Uzun zaman olmuştu salıncakta sallanmayalı. On yıl kadar..
Zaten çok korkarım salıncaktan.
Bu gün sallandım..
Uzun zaman önce bıraktığım "tasasız" olma durumuna kavuştum tekrar.


Hep çok saçma gelmişti bana çocuk parkları bu güne kadar.
Bu gün anladım hiç bir zaman gerçek bir çocuk olmadığımı.

Salıncakta sallanmak göründüğü gibi sıradan bir eylem değilmiş çünkü.
Sallanırken dertleri dökülürmüş insanın. Gökyüzüyle beraber  hayallerine de yaklaşırmış.

Yüzünde hissettiğin rüzgar, gemi rüzgarından bile daha özgür hissettirirmiş ona.

Ayaklarının altında ki bir avuç toprak değil bütün dünyası olurmuş birden bire.

"çocukluğu" öğrenirmiş.

Ben hiç çocuk olmamışım mesela benim hep halletmem gereken meselelerim olmuş bez bebeklerim yerine..

Ben sevmemişim salıncakları, kaydırakları..
sevememişim.

11 Haziran 2012 Pazartesi

bana biraz gülümser misin?

iyi davran bana!
iyi değilim zaten.
otur konuşalım biraz
yüzüme bak uzaklardan geldim
Tozlu yollardan düşerek geldim
kaldır başını yüzüme bak.

"Üzgünüm" deme bir daha, biliyorum üzgünsün öyle olmalısın çünkü.
ben de üzüldüm. Senin yüzünden.
Şimdi sil gözyaşlarını, yaşadıklarım yaşattıklarının yanında göz yaşların sahte kalıyor çünkü.
Sen, beni tekrar tanrıya inandırabilir misin?



"Haklısın" da deme bana! neden haklıyım açıklama. Biliyorum, tahmin ettiğinden çok daha fazlasını. tanıyorum seni.
Hani kimsenin seni bilmediğini, tanımadığını düşünüyorsun ya, tanıyorum ben.
Uğraştım çünkü..

Bak, kalbim paramparça ama yine sana geldim.
bu yüzden anlatmak zorundasın bana.

Şimdi beni biraz sevebilir misin?

10 Haziran 2012 Pazar

Bana bir şarkı söyle, yolumuz uzun.

Hadi o Hic görmediğim ellerini salla benim icin. Yakında olduğunu anlayayım.

Hadi "merhaba" de bana daha once Hic duymadığım sesin ve mükemmel tonlamla.

Belki Hic görmediğim ellerinde benim icin bir seyler vardır ha ne dersin ?

Ve gözyaşlarını görmek istiyorum senin. İlk defa karşılaştığım gözlerde "hüznü" yasamak istiyorum. Savunmanız kalmanı karşımda.. Karsında savunmanız kalabilmek icin..

Ve el salla bana.. Seni bekliyorum çünkü.

8 Haziran 2012 Cuma

Bitti, bitemez dediğimiz masallar

Bitti. evet beraber uzun yıllar geçirdik ve şimdi birbirimize sıkı bağlarla bağlıyken yürüdüğümüz yolda önemli bir yol ayrımındayız. Henüz kimin hangi yöne gideceği belli değil heyecanlıyız hepimiz. Yarın belki hayatımızın en zor iki saatini geçirdikten sonra fark edeceğiz beraber olduğumuz günlerin kıymetini.

Herkes geleceğin belirsizliğinde kendini kaybederken ve dökülürken gözlerden " ayrılık" gözyaşları bir şey unutuluyor, bizler zaten yalnız gelmiştik bu dünyaya ve elbet yalnız kalacaktık bir gün.

Hayatımın üç yılında farklı düşünce yapılarına sahip bir sürü insan tanıdım bazıları hayatımı zorlaştırırken bazıları "hayatım" oldu.

Öyle yada böyle hepiniz değerlisiniz.
"son" a alışamadığımdan daha bu kadar geliyor kalemimden yoksa sizlerde biliyorsunuz bir iki cümleye sığdırılamayacak kadar özeldi birlikte olduğumuz zamanlar.

Özleyeceğim, sizi, yaşadıklarımızı, okulumuzu ve kampüsümüzü..
hepinize hayatınızın geri kalanında başarılar diliyorum.
yarın zor bir gün olacak.

7 Haziran 2012 Perşembe

acı çekene saygı

Biliyor musun düşünmüyorum pek.
Çünkü acı gereklidir bazen, saçma gelecek belki ama sen gelip geçmeseydin yanı acımasaydı canım yazamadım bu kadar.
Her şeyi unutuşum olamazdın.
Acıyla bakan gözler görmezdim aynada.
Acı büyütür, acı olgunlaştırır.
Acı yarın dönüp şimdi yaşadığım bu güne gülmem için güç verir verir bana.
Hüzünün olmadığı bir dünyayı düşüne biliyor musun? o öldürücü şiirsizliği alabiliyor mu aklın?
Sen içinde gözyaşı olmayan şarkı dinledin mi hiç?
Evet acıyor canım, cok acıyor hatta ama gülebiliyorum belki alıştığımdan bilmiyorum ama normal geliyor.
düşündükçe hak veriyorum hem sana hem Cesar Mendoza' ya.
Çünkü;


kainatın yaratılışına
katılmaktan bıktığımda ruhum,
intihar edeceğim ben de
denenmemiş bir yolla.

4 Haziran 2012 Pazartesi

yazacak çok şeyim var ama düşüncelerimi toparlayamıyorum köşesine hoş geldiniz

Bu aralar günlerin nasıl geçtiğini anlayamıyorum. Zaten sürekli birileri bağırıyor bana. Öğretmenler, arkadaşlar ve hatta gereksiz bir şekilde sekreterler..

Hoşlanmadığım onca insanla her gün yedi saat aynı ortamda olmak, sınava bu kadar az bir süre kalmış olması yeterince zor değilmiş gibi saçma sapan insanların kaprisini çekiyorum. 

Stresin tek iyi tarafı insanların  gerçek yüzlerini ve ilgi alanlarını görebiliyor olmanız, ve şu dönem gösteriyor ki etrafımda fazlasıyla gereksiz bir sürü insan var.

Neyse ki  bir çok "düzgün" arkadaşım var olanları daha katlanılabilir bir hale getiriyorlar.

Birde, arada bir yazılarımı kime yazdığımdan bahsediyordum ya, bir arkadaşa verilebilecek en yüksek değeri verip sırf benden daha "eğlenceli" diye birine tercih edildikten sonra - ben nedenin bu olduğunu düşünüyorum- o insanla arkadaşlığımdan selamlaşmama kadar her şeyi kesmeye karar verdim. Bu sefer düşüncelerimi ve duygularımı anlatmak için derin anlamlar taşıyan devrik cümlelere ihtiyaç duymuyorum. Çünkü -en azından bu konuda- düşüncelerim çok net. Ben birine hayatımda kimseye güvenmediğim kadar güveniyor, onunla kimseyle ilgilenmediğim gibi ilgileniyorsam, sırf yıl içinde ona ayrılmış özel bir gün diye kimseye yapmadığımı yapıp onun için iki satır yazı karalıyorsam o kişi özeldir.

 Yanında sadece "eğlenilmeyecek" ağlanacak, hatta omzunda ağlanacak kadar özeldir. Ama o ben iyi olsun diye elimden gelen her şeyi yapıyorken inatla benim dışımda herkese gülücükler dağıtıyorsa, ben diğer arkadaşlarımdan ailemden çaldığım zamanı ona ayırmak için zaman yaratmaya çalışıyorken o bir başkasının yanında "eğlenmeyi" tercih ediyorsa kendi bilir. Ben uğraştım, kimse için uğraşmadığım kadar uğraştım belki.. Çok düşündüm kötü bir arkadaş olup olmadığımı ama karar verdim. Kesinlikle kötü bir arkadaş değilim. Tabi ki bu yazılarıma ara vereceğim anlamına gelmiyor sadece aynı kişi için yazmayacağım bundan sonra.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

on gün

Şu sıralar etrafım tahamül edemeyeceğim yapmacıklıkta insanlarla dolu ve on gün sonra şimdilik hayatımın en önemli olayı olan bir sınava gireceğim. Dolayısıyla sinir ve stresten kime ne dediğimin belli olmadığı şu günlerde yazı yazmak aklımın ucundan bile gecmiyor zaten geçse de bilgsayarın başına geçemiyorum pek.

Önümüzde ki on gün boyunca - sinir krizi geçirip her sabah olduğumuz denemelerden birini yırtıp gözetmene yedirme gibi bir girişimim olmazsa- benden haber alamayacakzınız.

Eğer sınavım kötü geçerse de bir hafta daha buralarda olmam sanırım.
bu arada her gün maillerimi kontrol etmeye çalışıyorum, mail atmak isteyeniniz olursa okuyacağım.
birde.. hani yeni yazı olup olmadığını öğrenmek için bloga bakanlar var ya onların varlığı beni çok mutlu ediyor.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Bir nedeni yok yalnızca öptüm..

Dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve ?hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi? dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. Bekledim. Beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. Evet, bilmiyordum. Bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi. Sevişirken sözlük kullanıyordum hala. Ama, seni seviyordum. Ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. Sana yaklaşamıyordum. Yasaklanmıştın adeta. Çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey. Küçük bir ateş. Küçücük bir ateştin sen. Sönmekten ürken bir ateş. Bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş. Aşkın mecali kalmamıştı. Sessizce sokuldum yanına. Acıyla irkildin. Gülümsedim. Gülümsememe anlam veremedin elbette. Kimdi bu? Ne istiyordu? Tanımadığın biri. Hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. Fuzuli bir beden, karşındaki. Usulca uzandım,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. Uzayın adını ben koymadım. Uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. Rahatlatır beni o. Bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. Yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. Romantizme uyum sağlamak için de değil. Öyle. İşin gerçeği budur. Yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. Bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. Lekesiz bir yalnızlık. Lekelenmeye müsait bir yalnızlık. Tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. Pişmansın. Pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. Elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ?Neyim ben? ! ? diye haykıracaksın. Olmuyor tabii. Olmuyor. Sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. Beni anlayacağın günler gelecek. Beni de göreceksin. Benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. Korkma lütfen,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. Çay pişiririz. Çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. Sonra da sen anlatırsın: Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin... hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır. Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. Hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. Endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. Başkalaşmaya çalışıyorum. Gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. Değişmek, hiç de zor değil. Yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. Anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. Evet, tıpkı bu. Sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. Birlikte dansedebilmek gibi. Sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. Arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. Bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. Ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. Ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi.doğal. Ve ciddi. Ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. Bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. Ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. Masallarla geliyorum. Efsanelerle geliyorum. Herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. Artniyetsizim. İnan,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. Soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? ! Bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. Aklıma yayıldın. Ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: Ortadaydım işte! Bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. Hayır! Melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. Her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. Kusura bakma, kafam biraz dağınık,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. Kızmamalısın. Darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. Sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. Bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. Aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? Neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! Ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? Alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı? Demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. Senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. Dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. Beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. Bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? ! Gerçekten kırıyorsun beni,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. Sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. Düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. Yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. Onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. Onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. Bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. Cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. Bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. Hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. İnsanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. Bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. Yapacak çok işimiz var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. Yalan söylemiyorum
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. ?Rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş? demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. Bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. Hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. Kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. Çikolata bile kurtlanabilir. Dondurma erir. Çiçek solar. Galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! Birer hatıraya dönüşseler bile! Kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? Sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da.
Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. Çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. Aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. Hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . Hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. Hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. Bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. Hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . Yüzüme öyle bakma nefretle,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, herşeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. Kimbilir, doğrudur belki de! . Adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin esrarı büyüleyici! Romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!
Ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. Maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. Ynni, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam.. o da o kadar mükemmeldi. Özveri denebilir buna. Evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. İnsan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. Bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. Sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim.. en çok da ellerim düşüyor! . Sakın ha üstüne alınma,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Ben seni kırmak için yaratılmadım. Uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? ! Belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir? ! Beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? Seni kaybettim. Bunu biliyorum. Seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. Ortadaydı. Bedel ve kefalet ortadaydı.. senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! Sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. Hala da saygıyla ağlıyorum. Büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimlerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. İnadıma öfkeleniyorsun. Seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. Bu da aşk işte! Bu da entrika! Bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaveralarla kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? ! Dur, dur, bağırma,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. Çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahne göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. Eğer hissediyorsan,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. Ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. Şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. O rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. Dokunamadım sana. Parmakuçlarım neşterdi çünkü. Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,

Her şeyi unutmam gerek

Söylediklerimi unut..
Hatta yazdıklarımı, mektupları bile.
Çünkü vazgeçtim ben. diğerleri gibi değil gerçekten. Senden değil üzülmekten bu sefer.
Umrumda olmadığını söyleyemem.
Ama gitmem gerek
Artık anlaşılmak istiyorum sadece.
Hayat defterimdeki siyah lekelerle dolu sayfayı yırtmaya hazırlanırken geleceğin bana neler getireceğini bilmediğim için yaşadığım tedirginliklerle başbaşayım.
Bu yüzden her şeyi unutmalıyım.
Şimdi sesizce uzaklaşmalıyım çünkü beni anlamadığını,anlamak için ugraşmedığını hatta bunu umursadağını biliyorum.
Bu yüzden vazgecmeliyim hem senden hem üzülmekten.

10 Mayıs 2012 Perşembe

Kitap

Kız kitabın kapağını kapatıp yatağın yanında ki koltuğun üzerine koydu.ne yapmak istediğini düşündü bir sey bulamadı.

Uyumak istemiyordu ama bir yandan da icinde uyanmamak arzusu vardi.

Biliyordu basını yastığa koyduğu an dolacaktı gözleri ve engel olmayacaktı ağlamasına
Birden müthiş bir yalnızlık kapladı icini sanki Hic geçmeyecekmiş gibi bir yalnızlık duygusu kasıp kavurdu ruhunu.

Sabah olmasını istemiyor , hem geceden hemde yarından deli gibi korkuyordu.
İstediği basit bir şeydi yanında ona iki kelime söyleyecek yalnızlığını bir kaç saniyeligine de olsa unitturacak biri..

Yoktu ama yalnızdı.

Kitapların cok kadar güzel ve bir o kadar da kotu olduğunu düşündü o anda
Bunları hissetmesinin tek nedeni okuduğu kitaptı çünkü

1 Mayıs 2012 Salı

Biraz "aynı" olsaydık keşke.

Keşke "aynı" olsaydık biraz.
konuşmuştuk ya hani farklılıklar iyi olduğu hakkında

Çok da iyi değilmiş, farklı olunca yalnız kalıyormuş insan  ortak bir şeyler arayıp bulamayınca uzaklaşıyormuş etrafındakilerden.. Birbirimizi anlamamız zorlaşıyormuş.

Ama garip bir bağ da oluşturuyormuş farklı olmak  tamamen ayrı olamıyormuşuz mesela ama beraber olmak da kolay değilmiş.

"Öğreniyoruz" demiştin ya hani.
Hiç bir şey öğrenmemişiz biz, hala hatalarımız var.

Ben uzak mıyım senden, sizden bilmiyorum ama uzak olmak istemiyorum.
evet belki hatalar yaptık sen ben ve onlar.
 Düzeltebiliriz ama.

Beraber öğrenebiliriz.

Cem Adrian ( tanımayanlar varmış)

Cem Adrian Yugoslav kökenli bir ailenin çocuğudur. On sekiz yaşında radyoculuğa başlamış ve bu işe altı sene devam etmiştir. Tiyatro ve  fotoğrafçılık eğitimi almıştır.Çalıştığı radyonun kayıt stüdyosunda kendine ait yaklaşık 250 şarkı kaydetmiştir.Ses telleri normal bir insanın 3 katı uzunluğundadır. Sadece sahne soyadı" Adrian" dır  bu soyadı  Edirne şehrinin antik çağlardaki ismi olan Hadrianoupolis' ten esinlenerek almıştır.


Röportajlarında da söylediği gibi şarkılarının sözlerini ve bestelerini kendisi yapmaktadır. Ankara'da yaşayan bu şahane insanın:
sevmek eski bir yolcu, 
artık geri dönmeyecek... 
ayrılık bir şarkı, kimse dinlemeyecek... aşk eski bir palavra! artık burdan geçmeyecek... inanmak bir yol, kimse yürümeyecek... 

Şeklinde nefis şarkı sözleri de vardır. 

24 Nisan 2012 Salı

"Arkadaşım"

Konuşsana benimle
Yapmam gerekenleri sıralamadan
Nasıl bir olduğumu yüzüme vurmadan ve nasıl biri olduğunu anlatmadan.
benden beklediklerin olmadan.
Sıradan biriymiş gibi konuş

sıradan olmadığını biliyim ama gözlerinde heyecanı görmezsem konuşamam çünkü.

Ve sıcak olsun ellerin..  ağlayınca ellerim üşür benim.
Sesinle huzur bulayım mesela
Tek kelimen yetsin sakinleşmeme.

Hemfikir olmayalım hiçbir konuda ama arkadaşım olduğunu biliyim hep
Özgür olabileyim yanında. Rol yapmam gerekmesin diğerlerinin yanında yaptığım gibi.

Ağlamama kızma diğerleri gibi..
Başkalarının da olma
benim ol sadece.

konuş benimle gerçekleri anlat mesela pişmanlıklarımı yüzüme vurmadan.
Tek kelimen yetsin beni sakinleştirmeye ve tek bir kelimeyle tanımlayabileyim seni.. "Arkadaşım" diyebileyim.

16 Nisan 2012 Pazartesi

Korkak

Ne kadar özel olduğunu bilmek istiyorsun değil mı?

Gözyaşlarımı görmene izin veriyor ve yokluğunda yalnız hissediyor olamam bunu sana söyleyeceğim anlamına gelmiyor maalesef.

Kime "özelsin"dediysem gitti çünkü..

Şimdi bana verdiğin değerin karşılığını arıyorsun ben de, biliyorum ama bulduğun an gideceksin bunu da biliyorum.

Zannettiğin kadar kolay olmayacak. Sildiğin gözyaşlarım degil ki her sey. Bir depremin ortasında kalacaksın o zaman, bir selin ortasında. Unutacaksın yüzmeyi ve gideceksin .

Biraz korkaklık bu yaptıgım farkındayım . Gitmenden korkuyorum sadece. Sana sandığından cok deger veriyorum.

1 Nisan 2012 Pazar

Kahramanım olur musun?

Kırmızı banklardan birine oturdu kız. İnsanlar hızlı adımlarla geçip giderken önünden, rüzgar dağıtırken dalgalı saçlarını, yeni kararlar aldı.


Hiç bir zaman bir oyuncunun alkışlanırken hissettiklerini anlayamayacaktı ve kimse ünlü bir ressamın tablosuna bakar gibi bakmayacaktı gözlerine  biliyordu bunları ama bu gün hayat yüzüne vurmuştu ne kadar değersiz olduğunu.


Gözlerini kapattı göz yaşlarını saklamak için. Rüzgara direndi daha fazla ağlamamak için..
Biliyordu bir süre dokunamazdı kağıtlara çünkü o da herkes gibi biri için yazmıştı ve yazdığı insan gülümsemişti yazdıklarını okuyunca ve sormuştu "kime yazdın?" 


Biliyordu kalbinin fazla yıprandığını ve çağırdığında yardımına koşacak kimsenin kalmadığını etrafında. Yaslanabileceği bir omuz yoktu... Ağlamak yoktu artık..


Oysa şimdi en çok ihtiyacı olan birinin omzuna yaslanıp ağlamaktı.


Bir kahramana ihtiyacı vardı. Elini tutabilecek, onu kendi gözyaşlarından kurtarabilecek bir kahramana. Ama biliyordu o kahramanın hiç gelmeyeceğini  ve gelmeyecek birini beklemek acı demekti, acıya dayanmazdı artık kalbi.


Emindi tekrar deneyecekti hayatı sevmeyi ve hatta birilerine güvenmeyi.


 Kendini hayatın dışında bırakmış insanlardan olmayacaktı o. 


Parçalanmayacak ve korkmayacaktı. 
Ağlamak yoktu artık, gülmek vardı, gülümsemek vardı hayata..zorluklara..


Oysa şimdi en çok ihtiyacı olan birinin omzuna yaslanıp ağlamaktı.


Ayağa kalktı kız, sildi göz yaşlarını...

26 Mart 2012 Pazartesi

Bu gün bitecekse her şey..

Ya ötesi yoksa.
Ya bitiyorsa bu gün her şey.
Bensem bu  sefer arkasından gözyaşı dökülecek olan.
Ben bırakıyorsam sevdiklerimi geride... ya giden bensem..
Ve yanlışsa şimdiye kadar yaptığım her şey.
Hiç bir hayalimi gerçekleştiremeden gideceksem bu dünyadan, doğru olduğunu düşündüğüm insanların yüzünü bir daha göremezsem ben.
Peki vazgeçtiklerim?
ya da vazgeçtiğimi sandığım insanlar?
Üzülür mü çok değer verdiklerim?
Ağlayanlarım olur mu?
Ya kimse için çok önemli olamadıysam ben, kimsenin hayatını değiştirememissem, bana yardım edenlere yardımım dokunmamışsa henüz?
Fark edemediğim gerçekler varsa, dinlemem gereken şarkılar varsa,okumam gereken yazılar..
Ya bitiyorsa bu gün..
Anlamsızlaşıcaksa her şey..
Ben vazgeçmedim, vazgeçtim dediğim insanlardan.
Bazen sadece korktuğum için okumadım o yazıları ve bazen yazmadım yorulduğumdan.
Söylemem gereken önemli şeyler var..
Ve duyman gerekenler..
Bu gün bitecekse her şey
bil istedim
Ben vazgeçmedim senden.

24 Mart 2012 Cumartesi

kelimenin gücü

Ödev verilmese bir şey yazamıyorum bu aralar..



İnsan var olduktan bir süre sonra kendini tehlikelere karışı koruma ve hayatı daha kolay bir hale getirmek için kendini ifade etmek istedi ve bunun sonucunda konuşmayı öğrendi.
Fakat konuşmayı yeni öğrenen insanoğlu kelimelerin gücünü henüz fark edemediğinden bazı yanlışlar yaptı. Rüyasını tabir ettirmek isteyen Padişaha falcının  “efendim, sizin yakın çevrenizde ki insanlar sizden önce ölecek ve siz çok üzüleceksiniz” dedikten sonra Padişahın sinirlenip idamına karar vermesi ve bir diğer falcının aynı rüyayı “efendim, siz yakınlarınızdan daha uzun bir ömre sahip olacaksınız” şeklinde yorumladığından ödüllendirilmesi gibi…  Aynı durumu farkı kelimelerle ifade etmek sonuçları önemli ölçüde değiştirir.  Kendimizi ifade etme ihtiyacından doğan dil, doğru kelimeleri seçemediğimizden anlatmak istediklerimiz anlaşılmaz bir hal aldı. Bunun yanında insan kelimeleri kullanmakta ustalaşıp doğru kelimeleri bulduğunda tüm yanlışlar düzeldi…
Düşünerek, doğru kelimeleri seçerek  konuşan insan kazandı. Kurulan doğru cümle kadar söylenen insanında doğru olması gerekiyordu. Sözü bilenin kişinin işi yolunda gitti.
Yunus Emre de öyle dememiş miydi? Savaşları başlatan da bitirende bir söz değil miydi?
Sözü bilen kişinin yüzünü ağ ede bir söz
Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz
Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı yağ ile bağ ede bir söz           




19 Mart 2012 Pazartesi

Kıs aylarını sevmiyorum durmadan esen ve can acıtan rüzgar, sadece görüntüsü güzel olan soğuk kar, kat kat giyinmek zorunda olmak ve dışarıda vakit gecirememek beni cok yoruyor. Kış depresyonu denilen fazla içerde kalmakla alakalı olayı doyasıya yasiyorum. Bu gün 15 derecelik havada resmen baharı kutladım o kadar bıkmıştım ki havanın kapalı olmasından sabahın köründe kalkıp kitap okudum. Duzenlemedigim yer kalmadı. Yapmadigim tek sey sek sek oynamak falandı herhalde. Ama biraz güneş gördüm diye o kadar cok hareket edip yordum ki kendimi yüz yılın yorgunluğunu yasiyorum. Son zamanlarda bı öğretmenin tavsiyesi olan motivasyon çalısmasını yaptıgım icin üzüldüğüm bir sey yok. Dolayısıyla uzun zamandır yazamiyordum ama artık havalar yavaş yavaş ısınmaya başladığına göre daha iyimser ve güzel yazılar yazarım sanırım . Yokluğumun sebebini de açıklamış bulunuyorum. Kısa sure sonra bitmesini umduğum yazıyla tekrar görüşürüz.

Mavi kalem T-shirt

T shirt yaptığımızdan bahsetmiştim. Uzun zamandır yazı yazmadığım icin bunu paylaşmak istedim. (yeni yazılar geliyor)

Biraz zaman

Farkındayım yazmıyorum uzun zamandır ama biraz zaman gerek. Yeni yazılar gelecek.

28 Şubat 2012 Salı

Yalnız Denizci Can Bonomo

Eurovision şarkımızı dinlemeyen kaldı mı bilmiyorum, ama şarkı budur bilene bilmeyene...



Daha ortada şarkı yokken sanatçıyı eleştirenler vardı. 

Tabi bu eleştiriler şarkı ortaya çıktıktan sonra kesilmedi . Farklı oluşu yadırgandı, sesi beğenilmedi, hatta olay abartılıp dini açılardan değerlendirilmeye başlandı. Yahudi diye beğenmediler. Bunu yapanlar kimdi? Müslümanlar, hoşgörü dininin mensupları. Yahudi deyip yabancı muamelesi yaptılar. 


Hadi şarkının kötü olduğunu FARZ EDELİM yine de bu adam TÜRK ve senin ülkeni temsil edecek.
Arkasında dur destek ol.

Hadise Belçika vatandaşıydı ama ona yapılmadı bu muamele

Şarkıda dilin çok basit kullanıldığını da söylediler ki bunu söyleyenler şarkının adını çevirebilecek İngilizce'ye sahip olmayanlardı.

 İster milliyetçilikten kaynaklandığını düşünün ister başka bir şeyden ben beğendim şarkıyı çünkü bizden çünkü özgün çünkü özgür...

O  sahnede ki rahatlık taktir edilesi...
Ses zaten harika..
Sözler uyumlu..
Ve sana güveniyoruz  Can.
Sesine, duruşuna, şarkına, müziğe dört elle sarılmışlığına...
Güveniyoruz sana.

23 Şubat 2012 Perşembe

T-shirt yaparken

Heykelden sonra bunu yapmaya başladık henüz Hic biri tamamlanmadı ama eğleniyoruz. Cin Ali'li olan benim dört kisi beraber yapıyoruz :D

20 Şubat 2012 Pazartesi

Kayboluş

Kitaba başladığımda ilgimi çeken tek yönü ana karakter olan Elizabeth'in çocukluğuydu.

Basit bir hastalığı konu alan bir kitabın ilginç olmasını beklememiştim çünkü.

Akıcı ve ilerledikçe merak uyandıran bir kitap. Okurken sürekli filminin olması gerektiği düşüncesi vardı aklımda.

Ve her Ken Grımwood kitabında oldugu gibi sonunu iki kez okumam gerekti.

Aslında yazarın kitaplarında kullandığı konular birbirine yakın olsada okunmasını tavsiye edeceğim kitaplardandir.