28 Kasım 2011 Pazartesi

bu olmamalıydı..

Böyle bir hayatım olmamalıydı benim. istediğim bu değildi. Ne istediğimi düşünmem için bile zamanım olmadı.Kimse ne yapmak istediğimi sormadı bana. Farklı diller bilmek isterdim mesela,farklı insanlarla

tanışmak için. Sesimin güzel olmasını isterdim. Öyle şarkı söylemek falan için değil hani o sadece konuşsun da ben dinliyim denilen insanlar vardır ya. onlar gibi dinlenmek için.

Konuşabilicek birileri isterdim yanımda,gerçekten beni anlayan birilerini..
şiirler okumak isterdim durmadan ,bıkmadan.

yazabildiğim kadar net ifade etmek isterdim kendimi konuşurken.
Farklı olmak isterdim.

Rahat olmak isterdim,kim ne der diye düşünmeden her istediğimi yapabilmek.
birini hem çok sevebilmek hem nefret edebilmek isterdim.

benden başkasını sevmesine izin verebilecek kadar karşımdakinin yüce gönüllü olmak isterdim
büyük bir yüreğim olmasını isterdim  yalnız bir değil de bir çok kişiye değer verebilecek kadar büyük mesela...

Ağladığımda kızarmasını isterdim gözlerimin. Saçma geldi biliyorum. Saçma değil ama. iki gün durmadan ağlasam da kızarmıyor gözlerim şu zamana kadar "ağladın mı sen?" cümlesini duymadım ben. Ve birileri fark etmiyorsa seni iyice yalnız kalıyorsun...

O şarkıyı duyduğumda gözlerimin dolmamasını isterdim.
Etrafımda yaptıklarımı taklit etmek yerine bir kere olsun taktir eden insanlar isterdim.
Birini hayatımdan çıkarırken korkmamayı isterdim.

Hayallerimin gerçek olma ihtimalinin olmasını isterdim..
neden uçlarda hayallerim var benim?
neden o olmazsa tüm hayatımın kayıcağı tehlikeli noktaları istiyorum.

Hiç ekranda olmak istemedim ama o sahne arkası denilen dünya her zaman güzel geldi bana. program yapabilecek kadar iyi olabilmeme ihtimal vermedim ama asistan olabilirdim.
Sıradan geliyor değil mi?
Basit bi hayal gibi?
değil işte!

Hayatımda sınavlar olmamasını isterdim
bir çok  ülke dolaşmak isterdim, ciddi olabilen arkadaşlar...
isterdim isterdimde isterdim sadece...

24 Kasım 2011 Perşembe

kim bu mavi kalem?

yaklaşık beş aydır blog yazan, gözlerini kanatacak kadar ağlayan mavi kalem adın da biri var ya hani işte ben bu yazıda daha yakından tanıtıcam size onu.

 İlk olarak ilgisini çekmek istediğim insan için öğrenemiyeceğim hiç bir şey yoktur.
Bir konuyu bilmemekten nefret ederim, bilmediğim şeyler hakkında konuşulduğunda susup sinsice bilgi toplarım, biliyor musun ? sorusuna hayır cavabını vermek ölümden farksız bi şey benim için.

Maymun iştahlının tekiyim arkadaşlarımdan bile çook çabuk sıkılırım.

Çok ama çok konuşurum, konudan konuya atlarım.

Bi insan benim için ya vardır ya yoktur. Sevdiklerime çok değer veririm sevmediğim insanların kafasına çekiçle vurasım gelir.
Dertlerim vardır evet bazen çok fazla derdim vardır.
İçinde bulunduğum her ortamın güzin ablası konumundayım dert dinler çözüm bular anaç bi  pozisyonum var.
sempatik bi insanım( yani sanırım)

mimiklerimi iyi kullanırım, yabancı insanlarla kolaylıkla iletişim kurabilirim gerçi ben her insanla kolay iletişim kurabiliyorum.

yazı yazmak dışında bi şey yapamıyorum.
Radyoculara karşı zaafım var, ayrıca radyo ya ve bazı programcılara bayılıyorum.

Blog yazmaya mother hood u izledikten sonra başladım kesinlikle öneriyorum müthiş bi filim.

Blog için twitter hesabı açtım ama çoz akkıllı olduğumdan olsa gerek "fallow me" butonu eklemeyi beceremiyorum. neyse odaki adım "kalemmavi" bu da yazının sonu.

kendinize iyi bakın ( 24 izleyicim olmuş çok mutluyum!!!)

22 Kasım 2011 Salı

yoruldum

sanırım hayatımın en ağır depersyonunu yaşıyorum. Ağlıyorum "ne oldu" diye soruyorlar ben daha çok ağlamaya başlıyorum. Başım ağrıyor ağlamaktan gözlerim şişmiş bi durumdayım. Şu an yazmamın tek nedeni uzun zamandır yazmıyor olmam bide takipci sayım artmış mutlu oldum.Yoksa kollarım da ağrıyor...

Ağlama nedenime gelirsek ki sadece evde ağlıyorum öyle okulda sokaklarda falan değil yani: bir çok nedenn üst üste gelmiş olması.Bir anda o kadar çok sinirleniyorum ki her şey bomboş oluyor şu an ölsem diyorum ölümden korkmuyorken..

Ama ağladıktan sonra her şey düzelmiş gibi geliyor tamam diyorum yeninen başlayabilirm her şeye.
yazamıycak kadar kötü olmamıştım ben..

hiç bu kadar yorulmamıştım hiç bu kadar üzülmemiş hiç bu kadar korkmamıştım..
Ağlıyacak halim bile kalmadı gözlerimi bile açamıyorum.
"Ne oldu" diye soran insanlardan da sıkıldım.

15 Kasım 2011 Salı

Bir ilk daha

Dört buçuk yıllık bloggerlık hayatımda ilk defa mim aldım :) Sevgili merve ye teşekker ederim . veee mervecim bilgisayarıma kavuştım :)Geleim mimimize:

mim:
bloğunuz hangi renk?
İzlediğiniz blogcular sizce hangi renk?



Beyaz: Temizlik, saflık ve güven hissi verir. Hüzünlendirir.
Siyah: Konsantrasyonu ve özgüveni artırır. Çoğu ülkede matemi temsil eder.
Mavi: Özgürlük hissi verir ve sakinleştirir.
Yeşil: Dinlendirir ve huzur verir.
Kırmızı: Tansiyonu ve kan akışını hızlandırır. İştah açar.
Sarı: İnsana heyecan ve canlılık verir. Dikkat çekicidir.
Mor: Bilinçaltını olumsuz etkiletebilir.
Pembe: Neşe, güven ve rahatlık verir.
Turuncu: İştah açar, yorgunluğu giderir.
Lacivert: Düşünce gücünü arttır, ciddiyet verir.
Kahverengi: Toplum içinde rahatlık ve güven verir.
Gri: Alçakgönüllüğü ve dengeyi ifade eder.
 
ilk sorunun cevabı:  bence benim bloğum lacivert,mavi, ve siyah renkte.

ikinci sorunun cevabı:

medanseri: biraz pembe biraz da turuncu ama çoğunlukla sarıdır kendisi

#merve: tam çözememiş olsamda biraz yeşil olduğunu düşünüyorum hafif bir sarılık ve biraz da siyah var içinde.

belli olduğu gibi çok fazla blog takip etmiyorum (çok takip edilenleri saymazsak tabi,onlarıda mimle menin bi anlamı yok) blogu sıkıntılrımı yazmak için de açmadım aslında ama sevinçler yazmak için daha zor konular ben biraz kolaya kaçıyorum diye biliriz zaten okuduğum kitap karakterleri için bile depresyona giebilecek kadar duygusal bi piskolojim var :)  bana hayatımın bu ilk ini yaşattığı için merve ye tekrar teşekkür edip yazımı burada sonlandırıyorum :)

12 Kasım 2011 Cumartesi

Ankara soğuğunda yalnızım sokaklarda...

Biliyorum defalara yalnız olmaktan ne kadar nefret ettiğimi yazıp durdum. Bu durum hala aynı ama bazen bunalıyorum yanımdaki insanlardan.

Sanırım evren bitmek tükenmek bilmeyen bunalımlarıma dayanamadığı için yeni birini gönderdi bana. Bahsetmiştim yeni insanlarla tanışmayı sevdiğimden.

 Ve aylardır yeni biriyle tek keime konuşmadığım için özgüvenim yerlerde sürünüyordu.  Kendimden bahsetmeyi bile özlemişim bide sanırım kendimle tanıştım.

 Bir kaç şey dışında benim aynım.ben bi mutlu oldum bu tanışma sonrasında,

Dersten sonra buz gibi havada yürürken bi kahkaha atmadığım kalmış.

Saçma sapan bi alışveriş için keyfim bozulmasaydı şu an da çok iyi olabilirdim.
yorgunum, ayaklarım ağrıyor, doğru düzgün bir şeyler yazmak istiyorum ama beceremiyorum şu sıralar...

8 Kasım 2011 Salı

Bana neler oluyor?

 ya geceleri kalkıp çaktırmadan içiyorum ya da hayat bir Serdar Ortaç şarkısı çünkü birbirinden çok alakasız olaylar yaşanıyor. İki ay önce ölüyordum mesela "o olmadan yaşayamam" diyordum. Hemde "o" hiç bir şey yapmamışken.

Nedensiz bağlandığım gibi hiçbir nedenim olmadan da bırakıverdim biraz önce "Allah belasını versin" ile başlayan cümleler kuruyordum ki  dank etti. "ne yapıyorum ben?" dedim kendime.Acayip davranışlar içindeyim.iki gün önce biriyle aram bozulsa "özür dilerim, vallahi billahi yapmıycam bi daha" diye kapında ağlardım. şimdi "peki balım" diyip olayı orda bitiriyorum.

 Hep ben mi birilerinin peşinde olucam biraz çaba harcasınlar. Bide içimde bitmek tükenmek bilmeyen bi yazma isteği var. Aklıma konu gelmiyor hatta ilginç bir şey de yaşamıyorum ama bilgisayarı açıp yazmaya başlıyorum herhalde 5432643 tane taslağım vardır.

Bazen kendimden şüpe ediyorum gerçekten yazmak için mi açtım bilgisayarı diye çünkü sekmelerim sırasıyla: facebook,twitter,blogger önce facebook açılıyor hemde hiçbir amacım olmadan alışkanlık olmuş artık.
Bu arada farkındayım blog iyice günlüğe döndü iyi mi oldu kötü mü bilemedim ki??

7 Kasım 2011 Pazartesi

sonun da aldım şu kitabı!!

Çoğumuz biliyoruz puCCa yı. işte o harika bloggerın ikinci kitabı çıktı yaklaşık bir hafta önce. Tabi ilk çıktığı gün almak istedim ben mantık şu: herkesten önce okumalıyım bilmeyen taraf olmamalıyım,okudun mu diye sorulduğunda tabi ki yanıtını verebileyim.

Ama sınavlar ve parasızlık nedeniyle alamadım bir süre bu günde annemi sinemaya sürükledim. film hikaye sırf sonrasında kitabı almak için o kadar süslendim hatta bi ara kendimden geçip pembe oje sürdüm. Telefonun duvar kağıdı da pembe ikisi bir araya gelince pek hoş olmuyor.

Çıkışta kendimi D&R a attım aradım taradım buldum kitabı ama sağolsun mağaza çalışanları kitabı yeni çıkanlar tarafına koymuş orası da vitrin gibi bir yer ben hoplaya zıplaya kitabı alıp bağrıma basınca dışardakiler şaşırdı doğal olarak.

Aldım kitabı nasıl mutluyum ama kendimi odama kilitleyip okumaya başladım o arada misafir gelmiş sanırım hayatımda görmediğim kuzenler falan yüzlerine bakmadım adamların gidicekleri zaman yanlarına uğradım iki dakika sonra odama döndüm devam ettim okumaya.

Yemek yemek için çıktım kafamda kitap var hala babam sordu "ne anlatıyor?" diye. Heycanlı heycanlı anlattım bende.şu dizüstü edebiyat projesinden falan bahsettim "seni de çağırorlar belki dedi"  dedim iyi misin arkadaş kadının 180.000 izleyicisi var benim 21 yarışabilir miyim onunla? "senin yaşındayken bırak izleyiciyi blogu yoktu onun" dedi.

 Tanrım ben bir mutlu oldum anlatamam. Zaten biliyorum yönetmen falan olamam ses desen yok, yalan söylemeyi becerebilirim ama oyunculuk da yok ve ilgi manyağı biri olarak (bek belli etmesem de evet öyleyim) adımı duyurmam lazım.

Şu hayatta tek adam akıllı yaptığım iş cümle kurmak olunca gazetecilik falan en büyük hayalim oluyor .
Bi düşünüyorum "hürrüyet" de yazdığımı Uğur Dündar la tanıştığımı falan.Sonra çevre faktörünün devreye girdiğini ve Nihat Sırdar la tanıştığımı falan HARİKA olurdu...

Bir de ben Türkiye de gece canlı yayın yapan ilk kadın radyo programcısı olmak istiyorum. ZKC ile çorba içmek Barış beyle tanışmak...
Şu hayatta öyle çok şey yapmak istiyorum ki...
Zamanın yetmemesinden korkuyorum ve teselli ediyorum kendimi bir sonraki hayatımda diyorum başka bir hayatım olmayacağını bilerek.
Başka bir şeyler yazmak için başlayıp hayallerimi yazdım gerçi ama olsun...

6 Kasım 2011 Pazar

Ne kadar özelim bilmem ama çok özel biri var hayatımda...

Son bir haftadır aynı şeyi duyuyorum insanlardan: sen farklısın. Labaratuardayken arkadaşım söylemişti ilk önce. "Diğerleri gibi değilsin" demişti.Ne demek istediğini anlayamamış ve sormuştum "nasılım peki?" cevap vermemişti.
Spor salonunda "farklısın" demişti bir başkası "seni tanımlayamıyorum" nasıl olduğum sorusuna cevap bulamayınca ve bunun kötü bir şey olduğunu  düşünmeye başladığım anda biri gelmiş ve "farklı olmak güzeldir,seni özel kılar" demişti.

 Ben ne kadar özelim yada ne kadar farklıyım bilmiyorum ama çok farklı biri var hayatımda.

Beni yeni tanıyan insanlar şaşırırlar önce çünkü her insan farklı tanımlar beni. Gecen gün bi arkadaşım içine kapanık biri olduğumu idda etti mesela beni sadece yolda gördüğü için olsa gerek.
 Eve dönüş yolunda pek konuşmam ,düşünürüm ben. Bazıları memnuniyetsiz asabi saçma biri olduğumu düşünürler.

 Aslımda öyle değilim ama. İkizler olmanın cazibesi: herkes anlayamaz beni ama beni anlayanları mutlu ederim ben, onlar da beni mutlu ettiği için.

Hele biri var ki onun yanında ayrı bi mutlu olurum. En yakınım dediğimden daha yakın,yanında daha güzel daha tutkulu yaşadığım çok sevdiğim biri.

Biliyorum olmayacağını bildiğim bir maceranın peşine düşüp biraz ihmal ettim onu, şikayet ettim beni ciddiye almamasından.

Ama anladım beni önemsediğini; yüzünde benim için üzüldüğünü gördüğümde, hastalandığımda bana şiir yazdığında anladım ne kadar şahane bi insan olduğunu diğerlerine benzemediğini. Daha önce yanlış bir insana bağlanmışım ben.

Bayram Telaşı

Biliyorum çok yaratıcı bir konu olmadı ama hem uzun zamandır yazmadığımı hemde evdeki dayanılmaz bayram telaşını bahane ederek yazmaya başladım ben. Dünden başladı koşturmaca önce tüm evi zorla toplatıp temizledi sonrada babamı kolundan tutup sürükleyerek alışveriş e götürdü annem.

 Neler aldırmış neler. Baklavalar böreklerle geldiler eve görseniz bayramlaşmaya sülale gelecek sanırsınız.. Oysa söyle bi terslik var biz ailenin en küçüğüyüz yani gelenimiz gidenimiz olmuyor annemde kalabalık ailede büyümüş biri değil yani o günleri yaşatmaya falan da çalışmıyor amacı nedir bilmiyorum ama çok yorucu olduğu kesin.

Zaten temizlik yaparken kendinden geçmiş 38 derece ateşim var yanına gidiyorum "ölüyorummmm" diye verdiği cevap "ölmeden bi kadehleri silseydin" el insaf yani!! sandalye masa dese anlarım ki onları da kardeşime sildirmiş.

Neden kadeh siliyorum ki biz evde alkollü aile yemekleri vermiyoruz ki evlilik yıldönümlerinde bile kadeh kullanmıyorlar. Ne hikmetse ben orada süs olarak duran kadehleri silmek için çağırılıyorum.

Tüm bunları çektikten sonra aldığım harçlıkta altmış yetmiş lira.
Bir sonraki bayramda halamlara sığınmayı düşünüyorum.

1 Kasım 2011 Salı

Mutlu olmak için...

Ne yapmak lazım mutlu olmak için, nelere sahip olmak gerekir?
Sevmek yeterlimidir mesela? yada sevildiğini bilmek?
Ya bir dostun varlığı, oda mı mutlu etmez insanı?

Şu güne kadar mutsuz olmama sayısız neden buldum..
İlginç bir şey yok dedim mesela hayatımda,her şey monoton, bana değer vermiyorlar dedim, kendimi yeterince tanımıyorum dedim. Dedim de dedim yani. Şimdiye gelirsek: bu saydığım nedenlerin hepsi gecerli. Hala hayatımda ilginç bir şey yok.Yanlış zamanda yanlış yerde olduğum için milletin tüm özel hayatını bilmemi saymazsak tabi.

Hala çok değer verilen olmazsa olmaz biri de değilim ve hala tanımıyorum kendimi.

Sonuç: zaman zaman da olsa mutlu olabiliyorum. Aslında biliyor musun bu bile küçük bir mucize .

Kafaya taktığım onca şey varken, okuduğum yazarlar, dinlediğim şarkıcılar için bana cephe alınıyorken, iyi geçmesi gereken sınavlar içerisndeyken birde hayatım gülmek gerçekten zor oluyor.

 Değişikliği isim edinmiş birinin bu monoton hayatı yaşaması kadar zor. Sana gülümse demeyeceğim. Böyle bir şey isteyemem çünkü.
Ama lütfen gülümseyebilieceğil o ender dakikaları boşa harcama.

PB için yazılmıştır

Yürüdü... Yürüdü...

kapının açılmasıyla içeri giren rüzgar etkilemişti onu. ve kız vagondan indi nemliydi gözleri, istasyonda bir koltuğa oturdu önce, karşısında küçük bir çocuk oturuyordu ve yanında da babası. Adam meraklı gözlerle baktı kıza, ve tam o sırada yerinden kalktı kız. Hiç istemiyordu aslında eve gitmeyi. Mutsuzdu ayakları titriyordu. Yavaş adımlarla merdivenden indi, o mu çok yavaştı yoksa insanlar mı çok hızlıydı bilmiyordu ama yanından gecen her insan başını döndürüyordu.

Yola baktı ve sonra kuşlara o an yanında birileri olmasını istedi ne olduğunu sormadan elini tutucak birinin varlığını diledi..

Yüzüne esen rüzgara aldırmadan ve hatta göz yaşlarını bile silmeden yürümeye başladı otobüse doğru. Biliyordu herkesin dönüp ona baktığını ve aklından "ne oldu acaba?" sorusunun geçtiğini. Umursamadı...
yürüdü...

Otobüsü kaçırmamıştı ama yinede binmedi, oturup bir sonrakinin gelmesini bekledi biraz daha ayakta kalmaya gücü yoktu çünkü.

Yaklaşık beş dakika sonra gelen otobüse bindi aklı o kadar karışıktı ki yolun nasıl geçtiğini anlamadı bile.
Kız otobüsten indi yürüdü... yürüdü ...
Aklında tek bir soru vardı.
Ayaklarını titreten
başını döndüren
tek bir soru...
ve kız yüzüne esen rüzgara aldırmadan yürüdü ve hatta göz yaşlarını silmeden...