31 Ağustos 2011 Çarşamba

ne renkdir mutluluk ?

 Bir rengi var mıdır mutluluğun?

Varsa ne renktir mutluluk?

kırmızı mı? mavi mi? sarı mı? Turuncu mu? yada mor mu? beyaz olabilir mi acaba ? yeşil? o olabilir mi mutluluk?

bir rengi var mıdır mutluluğun?
 yoksa bir renk cümbüşü müdür o içinde her renkten biraz barındıran.
Yerinde duramayan.
Kırmızıdır mutluluk,sarıdır,turuncudur,mordur,beyazdır, yeşildir birazda ama her şeyden öte mutluluktur o
bir renk cümbüşü.

29 Ağustos 2011 Pazartesi

mutluyum demiştim ya..

hani mutluyum demiştim ya tek bir söz yetiyormuş demiştim.

Her şeyi düzeltebildiği gibi bitirede biliyormuş bir söz. Hemde öyle bir bitiyormuşki

. Yüreğin bin parçaya bölünüyormuş. Öyle bir sözmüş ki o beni bile susturabiliyormuş,

öyle bir acıtıyormuşki durmak bilmiyormuş göz yaşların herşeyi değiştirebiliyormuş tek bir kelime.

Ne o na ne kendine kızbiliyormuşsun çünkü olanların tek suçlusu geçmiş oluyormuş bazen. Mutluyum demiştim ya acele etmişim galiba

Yazsan ayrı dert, yazmasan ayrı dert

Yazıyorsun; neden yazdın sana mı kaldı ? deniyor. Yazmıyorsun; neden yazmadın? duyarsız! deniyor.
Yazıyorsun biri gelip yazım yanlışlarını buluyor yazmıyorsun takip edenler küsüyor. Yazıyorsun dalga geçiliyor, yazmıyorsun içinde kalıyor yani yazsan ayrı dert yazmasan ayrı dert.

Öncelikle bana kalmış yada kalmamış istiyorsam yazarım. Bir konu hakkında yazı yazmamak beni duyarsızda yapmaz, belki zamanım olmamıştır yada bir sürü sebebi olabilir ben de insanım.

Bazılar ne yazdığına değil nasıl yazıldığına bakıyor. Bazılarıda yazmadım diye küsüyor sanki başka derdim yokmuş gibi.

Ben köşe yazarı falan değilim. Çanım sıkıldığında, içimi dökmek veya kafamdakileri paylaşmak için yazıyorum yani okuyanlara karşı bir sorumluluğum yok.

Çok önemli biride sayılmam hani ben yazmışım yada yazmamışım ne fark eder ki? Hem ne zaman ülkenin gidişatı veya gündemdeki konular hakkında yazdım ki benden bu bekleniyor?

Düşündüm, yorum yaptım, konuştum ama yazmadım, yazsamda yayımlamadım düşüncelerimi.

Dalga geçme işine gelince: istiyorsan tekrar tekrar oku, okuduğun yerdede istediğin kadar dalga geç ama bundan benim haberim olmasın arkadaşım mail atmanın bi esprisi yok yani.

Bazıları "bildiğimiz cümleler" diyor ki bunu da diyen genelde yazılarımı okuyan insanlar. Doğaldır, ben değişmiyorum ki cümlelerim değişsin. Sen her gün yeni biri misin? Aslına bakılırsa her insan belirli bir zamandan sonra kendini tekrar etmeye başlıyor.

Ama demek istediği "yeni bir şeyler üret" ise evet haklı bunu yapmaya çalışmalıyım.

Bazıları antipatik diyor. Hayır anlamıyorum ki neden ben de bir dost sıcaklığı, anne şevkati aranıyor?

son iki gündür o kadar sert tepkiler aldımki normal in ötesinde bişeyler yazmaya başladım, Böyle yazmazdım ben.

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Yenilikler

Ailemin blog yazdığımı öğrenmesiyle bana garip gelen bazı yeni davranışlara maruz kalmaya başladım.
Mesela:çok konuştuğum anlarda elime bilgisayarı verip "sen yazı yazmıycak mıydın?" gibi antipatik ama bir o kadarda hoşuma giden tavırlar sergiliyorlar.

Arada bir "ne yazıyorsan bizde okuyalım?" diyip ısrarla rumuzumu öğrenmek istiyorlar ama pek sürmüyor bu merakları hem benimle aynı rumuza sahip çok fazla insan olduğundan rahatım bu konuda.

Birde bu işi bir gelir kaynağına çevirme uğraşı içindeler, daha önceki bloglarımda denedim bunu çeşitli reklamlar aldım falan filan işte. Ama zamanla para kazanmak için yazmaya başladım ve bu durum hoşuma gitmediği işin pek sıcak bakmıyorum bu uğraşlarına.

Bunun yanında anlaşabildiğim ve zihnimde yeni fikirler oluşturan bloggerlarla tanıştım, devamlı takip ettiğim bloglar oldu.

Hayatımı değiştirmedi tabi ama hoş yenilikler kazandırdı ona

.Önceki blogumu paylaşmak istemediğim için bu  bloğu açmıştım. Bu blogu da  Öğrenmek isteyen karabağlarımın sayısı artarsa bir blog daha açmayı düşünüyorum "Ailemi çok seviyorum!" başlıklı yazılar falan yazarım artık oraya da.

Düşününce, eğlenceli olabilir aslında.

26 Ağustos 2011 Cuma

Güven

 Gariptir. Yanlızlıkdan korkar insan oğlu, oysa yanlız değilmidir hep. En yakınında gördükleri bile çok uzak değilmidir ondan. Kendine bile yabancılaştığı anlar varken nasıl inanır insan diğerlerinin kendini tanıdığına. Korkutucudur yanlız kalmak karanlıktır, soğuktur bilirim gerçek olması bile korkutucu olmasının bir sebebidi aslında.

 Arkasında biri olsun ister, güvenmek ister. Güvenirde bazılarına değer verir ama hak edilmeyen bir değerdir o daha da  yıpranır ınsan ve kendini yanlız bırakır bu sefer. Güvenicek doğru insanı bulana kadardır yıpranma er yada geç doğru insanla tanışılır bazıları doğru insan sandıklarımızdır bazıları doğruya yakın olanlar bazıları da gerçekten doğru olanlardır.

 İşte o doğru insanı tanıdığımız an hayatımız değişir, arkasında biri vardır artık o doğru kişi olduğunun farkına varmasa bile, tek başına kalmasına ramen yanlız hissetmez insan kendini. Birilerine güvenebileceğine inanmaya başlar, inanmanın gerçek olduğunu anlar sonra ve biraz denize benzer güven: mavidir, huzur verir.

Artık daha kolaydır hayat ve daha anlamlıdır yaşanılan her saniye birlikte olmasa bile...

En önde yürümek isterken hep, nasıl yol arkadaşı arıyabiliyoruz kendimize ?

Hep en önde olmak istiyor insan, hep en iyi en üstün olmak için uğraşıyor ve buna ramen  yol arkdaşı istiyor kendine yanındakine de tahamul edemiyor ama. Biraz garip değil mi? yada bencillik ? ya en önde olmakdan vaz geçmeli insan yada yaınında olmasını istediklerinden ki şu anda ikincisi daha mantıklı geliyor bana.

kimse uzun süre yanında yürümüyor çünkü bir çoğu yarı yolda bırakıp gidiyor, bir çoğu yanında değil yolunda yürüyor senin en önde olmak için önüne engeller çıkaranlarda var.Tek başına olmayı kabullenmeliyiz hayatta çünkü  kimse yanımızda yürümüyor.

Böyle durumlar

"görürsün kızım böyle durumlarda nasıl acır incan kendine"  demişti İclal Aydın. Anladım acıyormuş insan kendine. Bundan sonrası farklı olucak dediği anda aslında her şeyin aynı kaldığını daha iyiye giden bir şeyin olmadığını gördüğünde  "yarın" diye umutla beklediği "bu günün" dünden daha iyi olmadığını anladığında, acırmış insan kendine.

Dünyanın bütün kederleri   omzunna yüklenirmiş bir anda, gözlerini kapatmak ve bir, iki saat de olsa ara vermek istermişsin hayata. Yada körü körüne bağlandığında bir insana nedenini kendin bile anlayamadığında kendine acımaktan çok acınıcak durum da oluyormuşsun.Bitsin istiyorsun. Bitmiyor ama, hayat sana meydan okurcasına  tüm hızıyla devam ediyor,yine doğuyor güneş ve göz yaşların zamana ayak uyduruyor sanki, onlarda durmadan süzülüyor gözlerinden.

Anladım acıyormuş insan kendine...

23 Ağustos 2011 Salı

KAR VE BEN

Esiyor tane tane yine beyaz bir rüzgar.
Söyleyin hangi kuşun kanatları yolundu?
Yine hangi ağaçtan döküldü bu yapraklar?

Yağan beyaz bir sükut, bir mahşerdir sanki kar!

Bir hicret sevdasıdır ruhumu sardı yine.
Ruhum gibi pervasız yoldaşlar da bulundu.
Ruhum karıştı gitti bu kar tanelerine;

Şimdi yağan kar değil, ruhumdur kar yerine.

CAHiT SITKI TARANCI

(o anlatmış demek kolay değil biliyorum ama ya o da düşünmüşse aklından geçenleri, yeniden yazmaya gerk var mı?)

Düşününce

Bu gün biraz düşününce aslında istediğim şeyleri sürekli ertelediğimi fark ettim. Her zaman daha iyi olduğunu düşündüğüm  başka bir şey vardı ve hiçbir zaman aslında ne yapmak istediğimin bir önemi yoktu. Hiç istediğim şeyleri yapmadım demiyorum ama hiç düşüncelerime gerektiği kadar değer vermedim "ben buyum" diyemedim kendime hiç bir zaman hep değişti kendi zihnimdeki yerim bazen çok önemliydim bazense hiç bişey.Yaptığım şeylerin sonuçuna yada onları yaparkrn neler hissettiğime bakmadım hiç, benim için önemli olan başkalarının düşünceleriydi, başkalarının zihnindeki yerim.

Şimdi?

Şimdi ne hiç bir şeyim kendim için nede her şey.
Sadece arada kalmış, kim olduğunu anlamaya çalışan, kendi ni ciddiye almaya çalışan biriyim.
Söylenenler bir işe yaramıyor artık. Hiç yaramammıştıda zaten, bu güne kadar sayısız "kişisel gelisim" kitabı okudum.

Konu aynıydı: kendinizi sevin!
Bende yazıyorum: kendimi seviyorum.
Ne değişti peki şimdi, yazmakla hissetmek bazen birbirinden çok ayrı bazende aynı şeylermiş.

Bu gün düşününce anladım.
Yazmak hisetmek değil belki şimdi ama, Hissetmeye çalışabilirim.
 Düşününce anladım ve düşürüken zaman dursun istedim.

Kendim için bir saniye daha ayırıyım,
 zaman dursun istedim,biraz daha kendim oluyım.

Başlamadan önce

Blog yazmaya hatta yazılarımı yayınlamaya  başlamadan önce burada işlerin nasıl yürüdüğünü anlamak için sayısız blog okudum. Kimler ne hakkında yazmış? En çok hangisi dikkat çekmiş ? Hepsini tek tek inceledim sonra kullana bileceğim en pratik blog sitesini aramaya başladım kısa zamanda blogspot'un bana en uygun olduğuna karar verdim. Ama en iyisini yapmak istedim. Çok takip edilen blogger larla yazıştım bazı tavsiyeler aldım bütün yazı tiplerini bütün şablonları teker teker inceledim hangisinde daha rahat okunur diye ve bütün araştırmalarım bitince şunu fark ettim: herkes ilgi alanlarıyla ilgili şeyler okuyor. Çeşitli spor dallarıyla ilgili açılmış sayısız blog var ünlüler,kitaplar ve filimlerde aynı durumda hepsinin hitap ettiği bir kitle var ama en az değer verilen bir başkasının düşünceleri. Okuduğum onca blog içinde sadece iki tane sadece kendi düşüncelerini yani çeşitli konularda deneme yazan blogger buldum. İnsanlar artık bir başkasının nasıl düşündüşünü merak etmiyor sanırım, yeni biriyle tanışmak herkese çok cazip gelmiyor. Başlamadan önce yeni zihinler tanıyacağımı ummuştum, ne yazık ki olmadı kalıplaşmış cümlelerin ardında saklı kalmış insanların asıl düşünceleri. Bilgisayarın başına geçip herhangi bir konuda yazmaya korkar olmuşlar. İçinde kalıyor her  hissettikleri.Diğerleri diye tanımladıklarımız okadar da korkunç değil aslında. Evet, muhtemelen çok zarar gördükten sonra çekiliyor insan kendi kabuğuna ve orada kendi kendine yetmeye çalışıyor. Yetiyor mu peki? yettiğini düşünen vardır muhakkak bence yetimiyor ama. Basit bir rumuz kullansak mesela. onun ardına saklanarak ama zihnimizdekileri biraz daha diğerleriyle payalaşarak yaşasak hayatı. Başkalarıyla olmasada kendimizle paylaşsak? düşündüklerimizi yazsak ve sonra okusak? düşünceleri somut bir biçimde görmek onları irdelemeyi kolaylaştırır çünkü.

SOKAK

Boş bir sokak gibi düşüncelerim, kimsenin yeniden dönüp bakmadığı karanlık ve bir o kadar da dumanlı. Her düşüncem bir duman kafamda her biri değersiz.Düşüncelerim arttıkca yanlızlığımda artıyor, korkuyor kafamdakiler giderek artan karanlıkdan ve uğramaz oluyor hiç kimse lambalar bile yanmıyor. Düşüncelerim yanlız ve değersiz bundan böyle. İçinde erişilmez güzellikler barındıran ama karanlık olduğu için içine girmeye cesaret edilemeyen boş bir sokak gibi.Önceleri arada bir uğruyor bazıları yeşermeye başlıyor sokağımdaki yeni düşüncelerim  değer veren olursa duman olmaz her yeni düşünce çiçek olur sadece ve dinlerlerse beni dumanlar altında kalmaz sokağım, korkup kaçılmaz onda.Ne var ki çok sürmüyor gidip-gelmeleri. Bir süre sonra onlarda kesiliyor. Suya düşüyor dumanlarımı çiçeklere çevirme hayalim. Düşünüyorum bir süre onlar olmasada olurmu diye? olur diyorum önce. Ben yürürüm kendi sokağımda ben çiçek yaparım dumanlarımı daha karışmadım kendi karanlığıma hala güneş bir parçada olsa görünüyor yukarda.Yeniden bir umut doğuyor içimde bir çiçekten çok daha öte bir ağaç tüm dumanları içine çeken bir ağaç. Evet,yine bom boş sokağım ama dumanlarla kaplı değil artık. Eskisi gibi dönüp bakılmadıkca değersizleştiğinide düşünmüyorum düşüncelerimin hem yakında ziyaretcisi artar bu sokakdaki çiçeklerin. Koparıp başka vazolara hapsetmesinler. Ama gelip koklasınlar çiçeklerimi. Nasıl bir çiçek her toprakta aynı açmıyorsa bir düşüncede her zihinde aynı güçle parlamaz çünkü.

19 Ağustos 2011 Cuma

bazıları

Çok büyük konuşmak istemiyorum aslında ama şu sıralar en çok sinirimi bozan şeylerden biri yazmayı bilmeden yazanlar.Çağımız itibariyle sosyal paylaşım sitelerinin sayısı oldukca fazla ve insanlar artık bunu aşırıya kaçırmış durumda ben şurdayım burdayım yazanlara pek karşı değilim o için kullanıyorsa kullansın hiç sorun değil ama bazıları var ki çok boş konuşuyor, birde üstüne anlatım bozukluğu yapıyorlar, düzgün cümle kuramıyorlar  "g" yerine "q" kullananlar falan.. gercekten okumaktan soğuyorum o anda. Savunmaları da var tabi -orası sanal bir alem ve biz onlara karışamayız-
Aslında biraz da farkındalık yaratıyorlar:kimin ne olduğunu anlamamızı kolaylaştırıyor.
Biliyorum şimdide yazıklarına göre insanlara değer biçen biri konumundayım birilerinin gözünde ama

1- onlarda aynı şeyi yapıyor.
2-o yazıları yazanları tanıyorum kimin neyi yazarken ne kastetmek istediğini,yada normalde ne olduğunu da biliyorum ama genelde(HERKES DEĞİL) boş yazanlar boş insanlardır ben böyle düşünüyorum

not: son zamanlarda yazıları "benim görüşüm, ben böyle düşünüyorum" demeden bitirince sert eleştirilere maruz kalıyorum, sanki çok ciddi şeyler yazıyormuşum gibi...

bir insana anca bu kadar bağlanılabilir.

Sanırım bir insana anca bu kadar bağlanılabilir, canlı yayında oradaki seyircilerden birine sarıldı diye titriyorum.keşke diyorum "keşke daha erken gelseydim bu dünyaya" daha yakın olsaydım ona yayınlarına katılabilecek,stüdyosunu ziyaret edebilecek kadar mesela. Çünkü HARİKA bir insan o,harikanında ötesinde.Bir kaç yıl sonra diyorum, sonra düşünüyorum "bir kaç yıl sonra o nerede olur ki?" o kadar gerçekki o ekran da bile, sadece sesini duyarken bile o kadar gerçek ki, etrafımdaki insanlardan. O sempatiklik, o kendine güven başka kimsede yok sanırım.
keşke etrafımdakilerden biri olsaydı,keşke etrafımda olsaydı.

16 Ağustos 2011 Salı

Mutluyum,çok mutluyum da şu an ben bile hissedemiyyorum bunu. Uykum var çünkü, Aklı başında bir insanın ağustos yayının ortasında saat sekizde uyanık olmamalıdır bencede. şartlar diyelim buna. birde bloğun on dördüncü kaydı olan(emin değilim) keder'i pek beğenilmediği için kaldırmak zorunda kaldım (aslında beğenilip beğenilmemesi umrumda değil,bgen beğenmeseydim yayınlamazdım zaten,ama gecenin bir yarıcında birde mobile blogger dan yazınca çok yazım yanlışı oluyor ) bu da var olan mutluluğun içimde biryerlerde dahada gerilere itilmesinin bir sebebi.

not:biliyorum bundan öncekinden  sonra daha iyi bişeyler bekliyor insan. her zaman da öyle yazılmıyor ne yazıkki...

HİÇ OLMADIĞIM BENİM ŞİMDİ

                                              

HİÇ OLMADIĞIM BENİM ŞİMDİ


“Daldın” diye tartakladı yine Esin ve ekledi “yeter artık bir daha uyarmam seni soruyoruz
söylemiyorsun da” pek dikkate almadım bu sözlerini bir şey yok çünkü son günlerde canım konuşmak istemiyor sadece.Normalde de çok konuşkan biri değilim ki neyi merak ediyor şimdi bunlar, ne için endişeleniyorlar gerek yok böyle şeylere zaten dersten sonra dışarı sürüklüyorlar beni.Esinin bir darbesine daha maruz kalıyorum dersten sonra “hadi, acele et” “niye?” “arkadaşlarla gezeriz biraz” “yok ben gelmeyim dergi için yazımı bitirmem lazım biliyorsun”  “ varsa yoksa dergi zaten yazıların yayınlanmaya başlayalı iyice garipleştin sen!” “yine başlama Esin bir şeyim yok benim abartıyorsunuz, neyse geç kalıyorum size iyi eğlenceler”
Başından beri dergide yazmam sorun yaratıyor zaten, nesi var bunun istediğim işe hazırlanıyorum ve zevk alıyorum bundan bu neden arkadaşlarımı boşlamışım ve a sosyal olma yolunda ilerliyormuşum gibi bir izlenim yaratıyor ki .



+



Evdeyim sonuna paltomu fırlatıp hızlıca odama çıkıyorum bitirmem gereken bir yazım var çünkü. Yaklaşık bir aydır haftalık yayınlanan bir dergide çalışıyorum önceden okuyucu tarafından anketlerle belirlenen kitapları okuyup görüşlerimi yazıyorum.En güzeli de tamamen  özgürüm bir kitabı beğenip beğenmediğimi düşünmeden yazıyorum köşemin adı “benim fikrim” gayet açık değimli zaten . Bir arkadaşıma anlatır gibi yazıyorum . Ve bilgisayarın başındayım yine, fazla uğraşmadım bu sefer odamın içerisine de kaybolmuş kitabı bulmak için bir gözüm kitapta , bir gözüm ekranda yazmaya başlıyorum alıntılar yapıyorum bazen kitaptan beğendiğim bir kitap bu sefer fazlasıyla akıcı ve içinde pek heyecan olamamasına rağmen akılda kalıyor .Düşündüklerimi yazıyorum aynen ve dergiye gönderiyorum .Dergiden onay beklerken aşağı inip bir kahve yapıyorum kendime onaylansa bile işim uzun çünkü aynı kitap hakkındaki farklı yorumları bulmalıyım önce sonra  yeni yayınlanan kitapların listesini çıkarmalı ve içerikleri hakkında bilgi edinmeliyim.Yine uzun bir uğraştan sonra bulduğum şekeri hazırladığım kahveme ilave edip yukarı çıkıyorum . Beklediğim cevap gelmiş onaylanmış yazım, şimdi uzun bir araştırma süreci başlıyor işte, önce ufak bir liste yapıyorum kendime aradıklarımı hangi Internet sitelerinde bulabileceğimin yazılı olduğu bir liste bu.Listedeki siteleri tek tek  ziyaret ediyorum ve kayda değer bulduğum bilgileri bilgisayarıma not alıyorum listedeki adresler bitince sıra yeni yayınlanan kitapların içeriklerine geliyor,bu diğeri kadar kolay değil bir iki uğraşıyorum ama sanal ortamda yok henüz bu konuda bilgi.bilgisayarımı kapatıp taşıma çantasına koyuyorum ve çantayla beraber aşağı inip yere fırlattığım paltomu aldıktan sonra dışarı çıkıyorum madem evimde bulamıyorum aradıklarımı kitapevlerine gidip küçük çaplı bir araştırma yapmalıyım ki gelecek haftaki yazım için bir fikrim olsun.,arabam yok ama pekte uzak sayılmaz gideceğim yer. İki adımda ulaşıyorum kitapevine tanınıyorum artık burada neredeyse haftanın üç günü buradayım çünkü.Elimde yeni çıkanlar listesiyle geçiyorum  rafların başına  ve bulabildiğim kitapları alıp bir masa buluyorum kendime, kitapevlerinde masa olmaz genelde burada var ama  pek kullanılmıyor listemdeki ilk kitabı alıp kurcalamaya başlamışken buranın sahibi Nazife  teyze geliyor yanıma ve “burayı kütüphane sandın herhalde” diyerek hafiften dalga geçiyor  benimle.Bense bir yandan onunla sohbet ediyor bir yandan da kitapları karıştırıyorum şu işim bu kadar acele olmasa sabahlara kadar konuşabilirim teyzemle o da yalnızlıktan şikayet ediyor zaten .O kadar samimi o kadar sıcak kanlı ki pek konuşmayan ben bile karşısında konuşmadan duramıyorum .Sıkı bir takipçim bunun yanında şimdiye kadar yayınlanan tüm yazılarımı okumuştur hatta arşivler bile.aradıklarımı bulduktan sonra izin isteyip kalkıyorum masamdan kitap evinden çıkıp bir çay bahçesine oturuyorum kağıda yazdığım  notları bilgisayarıma geçirmeliyim şimdi de .Biraz yorucu ama seviyorum bu işi, arkadaşlarımla gezip tozmaktan çok daha iyi geliyor bana kendime bir çay söyledikten sonra açıyorum bilgisayarımı dergiden bir haber gelmiş boş yer varmış son sayfada istersem bir yazarla röportaj yapabilirmişim süper bir fırsat bu ama biraz düşünmem lazım bunu hem okul hem dergi zaten yorucuyken birde bununla uğraşabilir miyim biliyorum  bir tek bu haftalık zaten düşünebilirim bu teklifi. Önce notlarımı bilgisayarıma geçirmem lazım ve geldi işte dumanı üzerinde tüten çayım.Bir yandan yazılarımı yazıyor bir yandan da dergiden gelen haberi düşünüyordum güzel bir fırsat olabilirdi aslında hem kendimi gösterebilirdim hem de sevdiğim bir yazarla tanışabilir,  okula gelince, onu da hallediyordum bir şekilde Esin iyice kızacaktı ama olsun içerisinde olmadığı her şeye karşıdır zaten o. Yazımı yarım bırakıp dergiye haber verdim kabul etmediğimi evet çok güzel bir fırsattı ama biraz erken olmuştu sanki hazır değilim buna üniversite bitsin ondan sonra başlarım belki zaten iki yılım kaldı o zaman tek uğraşım yazılarım olmayacak ama daha kolay olur bir kitap yazmayı da düşünüyorum ilerde ama şimdilik sadece yaşayarak kendim için malzememe topluyorum. Belki başka bir dergiye geçerim ilerde hatta bir gazeteye onu daha çok isterim açıkçası o zaman sesimi daha fazla kişiye duyurabilirim dergiyi o konuyla ilgilenen insanlar alıyor sadece gazete daha güncel herkes için bir şey var içinde bilinmesi gerekenleri yazıyor ve dergiden daha geniş bir kitleye ulaşıyor. Yazım henüz bitmedi ama havanın  kararması benim evime doğru yol almamı sağlıyor . Kalkıyorum çay bahçesinden ve pek de sık olmayan adımlarla evimin yolunu tutuyorum yavaştan soğumaya başlıyor hava bunun üzerine biraz daha sıklaşıyor adımlarım, bu evimi görene kadar devam ediyor onu görünce yavaşlıyorum birkaç adım sonra kapının önündeyim açıyorum kapıyı ve sımsıcak evime giriyorum hava bu kadar soğuk olunca daha iyi anlıyor insan sıcak bir evin kıymetini .Bu sefer fırlatmıyorum paltomu acelem yok çünkü.Bilgisayarımla beraber yukarı çıkıyorum daha fazla iş yok bugün yeterince yoruldum zaten .Kitap okuma fikri geliyor birden aklıma ama ondanda çabucak vazgeçiyorum ve onun yerine yine bir kahve yapıp kendime televizyonun karşısına geçiyorum.Çok sık içiyorum bu kahveyi şu sıralar .Biraz yorgunluğumun etkisiyle mayışıp kalıyorum televizyon başında.Televizyonu da sevmem fazla samimi gelmiyor bana haberlere bakıyorum arada yada evde bir ses duymak istediğimde açıyorum yoksa radyo genelde  haberde dinleyebiliyorum istersem güncel programlarda var eğlence programları da hatta  şiir bile dinleye bilirim radyoda .Televizyon gibi aman aman   bir kazancı olmadığı için isteyen yapıyor bu işi para kazanma televizyona göre biraz daha arka planda yani. İşini iyi yapan, sevilen de alıyor zaten emeğinin karşılığını ve biliyor  ki sevildiği için bu durumda bu daha da bağlıyor onu mesleğine .Bir meslekten çıkıyor bu onun için her dinleyici arkadaşı oluyor bir anda Televizyonda ki güzel görünme kaygısı da yok görmüyorlar ki seni ve garip bir şekilde programcıyla dinleyici arasında hayranlık denilen engel oluşmuyor, aksine dinleyicide arkadaşı olarak görüyor programcıyı. Ben de dinliyorum her programcı benim arkadaşımmış gibi, zaten Radyo Televizyon bölümünü radyo için seçtim ben .Yazmak  geçim kaynağı görevi görüyor hayatımda ama onu da seviyorum .Hem yazıp hem radyo programcılığı yapanlarda var , ikisi arasında bir seçim yapmak zorunda kalmayabilirim.sıkılıyorum televizyondan çabucak ve radyoma sarılıyorum frekansı ayarlayıp dinlemeye başlıyorum .Her zaman ki coşkusuyla başlıyor program ve geç saatlere kadar devam ediyor bittiğinde başka bir frekansa başka bir programa geçiyorum bunu daha çok seviyorum. Aslında üniversitemizin   radyo kanalı var ama kendimde gereken cesareti bulabilmiş değilim henüz. Şu anda yeterli cesaretim olmasa da gelecek için planlarım var önümüzde ki   sene   bir radyoda asistanlığa başlamayı düşünüyorum.Dinlediğim ikinci programda bitince radyomu kapatıyorum. Kapatmasam orada uyuya kalacağım çünkü.
+


Sabah yedide kalkıp radyoma sarılıyorum yine.Daha üç saat var dersin başlamasına oysaki okula da yürüyerek gidiyorum.Ama okuldan önce önemli bir işim var, bir arkadaşımla buluşucayım ben! Her sabah yediyle dokuz arası bana hoş bir sohbet dinleme imkanı sunan arkadaşımla.Uzun zamandır radyo programcılarının biriyle iletişime geçmek istiyorum bu bir yandan heyecanlandırıyor beni bir yandan da korkutuyor ya sevdiğim,şahsen tanışmadığım halde “Arkadaşım” dediğim insan öyle değilse ya bir maskeyse gördüklerim sadece, korkutuyor bunlar beni beklide bu yüzden hala başvurmadım bir radyoya bazen de saçmaladığımı düşünüyorum olamaz öyle bir şey. Ve o anda karar veriyorum tanışacağım biriyle en azından tanışmaya çalışacağım . Şu anda dinlediğim programcı uygun olabilir mesela . Hızlıca hazırlanıyorum okula gitmek için bilgisayarımı da alıp çıkıyorum sokağa yolda Esin’i görüyorum her zaman ki neşeli hali yok bu gün beklide bana tavır yapıyor.
İstediği kadar tavır yapsın haklıyım bu sefer karışmamalı bu kadar bana hele radyoma yada yazılarıma sinirimi bozuyor bu alaycı tavrı ciddiye alınmak istiyorum ben .Bir konuşma yapmamız gerektiğini düşünüp ilk adımı atıyorum “dünkü mesele mi yine?” “evet o” diyor huysuz bir tavırla, umursamıyorum “saçmalıyorsun ama hep aynı şey, çok karışıyorsun bana Radyo Televizyon okuyan birinin hayatında radyonun yeri olmasının nesi olağan dışı sence”
“hiçbir şeyi” diye ani bir çıkış yapıyor ve devam ediyor “ ama seninki aşırıya kaçıyor” “yalnızım çünkü Esin! Arkadaşım olduğunu düşünüyor  musun  hala benimle ilgili tek düşüncen hayatımı değiştirmek değimli yalnız kalmamak için yanımda değil misin sadece. Ben yalnızım ama senin yanında o beğenmediğin insanlar var ya televizyonda görsen hayranı olacakların onlar benim arkadaşlarım işte” şaşırtmıştı beli ki beklemiyordu bu kadarını “haklısın” dedi sadece “kendimi düşündüm ” geri döndüm o sinirle “nereye” diye bağırdı arkamdan  cevap vermedim sadece evime gittim.Çok uzun yıldır arkadaştık sanıyordum ben farkındaydım aslında ama onunda yalnız olduğunu düşündüm yanında kalmalıydım arkadaşım olduğunu sanmıştım çünkü!   Salaklıktı benimki beni değiştirmek isteyen biri nasıl arkadaşım olabilirdi ki zaten.Eve girer girmez yaptığım ilk iş kitapları fırlatmak oldu sonrası bir sinir krizi ve durmak bilmeyen gözyaşları  . Arkadaşımla tanışma hayallerim de ertelendi .Bilgisayarımı açıp bir radyo programcısının  yazılarını okudum gerisi sayısız kahve, gözyaşı ve sinir krizleri olarak devam etti.Öğlene doğru onur geldi olanları sordu önce anlattım. Onur’u da uzun zamandır tanırım zor zaman arkadaşıdır o . Biraz daha dertlerimi dinledikten sonra gitti ve yine yalnız kaldım ben hiç olmadığım kadar yalnız ve gerçeklerle baş başa…
Birkaç ağrı kesici aldıktan sonra uyudum hayatıma devam etmeliydim çünkü.Rahatsız edici bir baş ağrısıyla uyanıyorum sabah ve hızlıca hazırlanıp dışarı çıkıyorum.Kısacık yol için taksiye biniyorum yolda Esin’i görmeyi kaldıramam çünkü.Gün boyunca tek yaptığım şey ders dinlemek oluyor. Sevmediklerimi bile büyük bir dikkatle dinliyorum, dinlemezsem dağılırım çünkü ve bir defa dağılırsam beni kimse toparlayamaz.Tekrar antidepresanlarla yaşama fikri korkutuyor beni. İstemiyorum. Dersler bitiyor sonunda ve ben kantine geçip oturuyorum şu sıralar yanımdan ayırmadığım bilgisayarımda yanımda, çıkarıp dergi için olan yazıma başlıyorum. Daha bir hafta var ama bir şeylerle uğraşma zorunluluğu duyuyorum ben.
Yazımı bitirip bilgisayarımın ekranını indirdiğimde Onur’u görüyorum. Yüzünde beni şaşırtmış olmanın mutluluğuyla soruyor “haftaya değil mi o?” “evet ama bir şeylerle uğraşmam lazım” “bakalım bu sefer nasıl olacak?” şaşırıp soruyorum “okuyor musun yazdıklarımı?”   cevap vermiyor soruma elinde ki kitabı gösteriyor sadece. İyice şaşırıyorum bu sefer, geçen hafta yorumladığım kitap bu. Yazılarımın okunması güzel ama fikirlerime önem verilmesi Esin’i bile unutturuyor bana. Söyleyecek bir şey bulamadığımı fark edip konuyu değiştiriyor. “ne yapıyorsun şimdi?” “eve gidiyorum sende gel istersen laflarız biraz” “peki” bilgisayarımı topluyorum ve yola çıkıyoruz. Sessiz bir yolculuk bu, Onur için garip konuşkandır o. Eve gidince birer kahve yapıp oturuyorum karşısına “anlat bakalım” şaşırmış bir şekilde kaldırıyor başını ve soruyor “neyi?” cevap vermek istemiyor belli ki ama ısrarcıyım ben nesi var arkadaşımın, öğrenmeliyim ki onun bana sunduğu desteği bende ona sunabileyim. “bir şeyin var senin” “yok, gerçekten” “peki öyle olsun bu sefer” “sen anlat asıl” diyor aniden o kadar etkiliyor ki beni bu sorusu ağladığımı bile fark edemiyorum. Yerinden kalkıp yanıma geliyor ve yüzümü kaldırıp “dinleyebilirim” diyor. En çok ihtiyacım olanda bu zaten.Sarılıyorum ona ve “istemiyorum” diyerek anlatıyorum  geçmişimi, bitince de teselli ediyor beni “korkma” diyor “ben yanındayım,yalnız kalmayacaksın bir daha” o kadar inanmak istiyorum ki buna. Kendimi toparlayıp “ git artık istersen geç oldu” diyebiliyorum “iyiysen gideyim artık” gülümseyerek “iyiyim” diyorum.Kapıya doğru giderken eşlik ediyorum ona.Biraz daha rahatlatıyor beni Onur huzur buluyorum yanında. Ve her gecede olduğu gibi dinleyeceğim programları dinleyip yatmayı planlıyorum.Bu gün de yordu beni.
Ne var ki uyku tutmuyor bu sefer.Aklım parçalanmış gibi hissediyorum, bir yanım Esin’i düşünüyor bir yanım geçmişimi bir yanım yazılarımı bir yanımda onur’u.Düşünüyorum sadece öylece oturup.Başka bir şey yapabileceğimi düşünmüyorum çünkü.Olaylar kontrolümün dışında gelişiyor ve bu gelişmeler hayallerimden uzaklaştırıyor beni.Üzülmekten sıkıldım artık hata sıkılmaktan da hayatım böyle geçti çünkü hep üzüldüm bir neden yokken bile bazen yalnız kalmak istedim bazen de neden yalnızım diye üzüldüm kendi içimde bile çelişkiler yaşadım.Ve bu gün, sanki başladığım yere geri dönmüş gibi düşünüyorum sadece. Düşünürken uyuyakalıyorum. Sabah zamanından geç uyandığım için olağan üstü bir hızla hazırlanıp kendimi sokağa atıyorum.Ve Onur’u görüyorum “hayırdır Onur bey nereden çıktı bu ziyaret?” “duyanda hiç gelmiyorum sanacak.bu gün nasılsın bakalım?” “yalnız” aldığı cevaptan memnun olmuyor belli ki yüzü düşüyor “ben varım ama” “tabi ki, senin varlığın bana çok iyi geliyor ama” sözümü yarıda kesip devan ediyor “fazla acele ediyorsun” ardından koşarak uzaklaşıyor yanımdan, aynı bölümde değiliz çünkü.Derse giriyorum bende, Esin geliyor bir süre sonra yanıma beklediğimin aksine konuşmuyor benimle onun yerine bir not veriyor sadece ve notta aynen şunlar yazıyor:

“Çok özür dilerim. Haklısın, kendimi düşündüm sadece belki eskisi gibi olamayacak arkadaşlığımız ama beni affettiğini bilmek huzur verir bana.Yaşadıklarının da farkına varmamış değilim yanına gelecek yüzüm yok sadece.”
Cevap vermiyorum Esine dersten sonra gidip sarılıyorum sadece.
Doğru söylüyor aslında, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Bekliyorum Onur’u bir süre gelmiyor ama.
Kafeteryaya gidiyorum bende, arkalarda bir yerde öylece oturuyor Onur, yanına gidip oturuyorum. “tamam Esin’le barıştık ama bu kadar da ilgisiz kalınmaz ki canım” gülümsüyor hafifçe “öyle düşüneceğini sanmamıştım” “ne yapıyorsun sen burada” “oturuyorum sadece” “sadece mi” “sadece” diyip küçük bir kahkaha atıyor. “ne yapıyorsun şimdi” “işim yok” “takıla biliriz o zaman” “açık sözlü olabilir miyim?” “tabi ki” “istemiyorum” korkan gözlerle bakıyor bana “ yanlış bir şey mi yaptım” “hayır, onunla alakası yok. İstemedim bu gün sadece” “rahatladım şimdi” “neyse kalkıyorum ben iyi eğlenceler ” “güle güle  sana”
Kalkıyorum masadan ve evime gidiyorum. Düşünüyorum evime gelince neden istemedim Onurla vakit geçirmeyi. Evet çok yardımcı oluyor bana yanımda olmasını istediğim insanlardan. Ama yalnız kalmaya ihtiyacım var bir süre.Bunalım gibi değil bu sefer dinlenmek istiyorum sadece.Yoruldum sadece, insanlardan, onlarla iyi anlaşma çabasından,rol yapmaktan yoruldum. Bir yandan da Onurun anlayışla karşılaması sevindirdi beni.Kendimi yatağa bırakıp uzanıyorum bir süre…
Hiçbir şey düşünmeden, sadece uzanıyorum.
İlk defa mutluyum çünkü ve bunun gerçek olduğuna inanmam için süre gerek bana.
Minnettarım onur a hiç olamadığım benim şimdi. İçime atmak zorunda değilim artık.Bir arkadaşım var çünkü . Gerçek bir arkadaşım












15 Ağustos 2011 Pazartesi

bu sefer

sabah sabah yataktan kalkıp ekrana bön bön bakmak ve dakika başı esnediğinden yazdığın her kelimeyi kontrol etmek pek hoş birşey değilmiş şu an anladım.(kontrolerime ramen yanlış yazdığım birşey varsa özür dilerim) düşünüyorum,düşünüyorum ama aklıma bişey gelmiyor hani arada bir duraksar ya insan onun gibi bir şey herhelde. Oysa dün ne kadar çok şey vardı aklımda yazıcak,bi kaçı çok karışık olduğundan düzene sokamadım düşüncelerimi diğerleriyse tamamen silindi zihninde onlara dair tek bildiğim yine o yolda aklıma gelmiş olmaları çoğu yazımız aklıma geldiği küçük esnaflar ve ağaçlarla dolu o muhteşem yolda, ne varki yol bitince büyüsüde sona eriyor birden bire. On düşünce varsa aklımda o yolda yürürken bittiğindende bire iniyor onlar.Neyse bu seferlikde böyle oldu işte. Benden beklenen bumuydu bilmiyorum. Benden birşey bekleniyor mu? onu bile bilmiyorum ama sadece benden bekleneni verseydim "ben" olmazdım galiba.

boşluk

hani bir boşluk olur ya içinde. Ne olduğunu,neden olduğunu bilmediğin ama garip bir şekilde içini çok açıtan bir boşluk.öyle çok şey birikmiştir ki içinde,sanki tüm o birikenlerin birleşimesidir o boşluğu yaratan.Onları birbirinden ayrımak hepsini tek tek yok etmek istersin ama bağırmak,ağlamak ve hatta yazmak için bile çok geç kalmışsındır.Böyle anlarda en mantıklı olan ve yapmanın elinde olduğu tek şey susmaktır çünkü yapmaya çalıştığn heer şey dahada acıtır içini ve zamanlar acılar yurt edinir kalbini.Ağlamak,ruhunu biraz olsun temizlemek yaşananları yok saymak istersin oysa ağlamak olanları ruhuna dahada yaklaştırır sadece yaşananları yok saymak mümkün değildir onlar yaşanmıştır ve artık geçmişimizdir geçişimizide asla terk edemeyiz. yapabilicağimiz tek şey susmaktır susmazsak o acılar,o yaşanmışlıklar zamanla kalp ağrısı olur çünkü...

farketiklerim

Bu gün fark ettim bazen seni hiç tanımayan biriyle konuşmak iyi geliyormuş insana. Öyle uzun bi konuşma gerekmiyormuş da birinin yol sorması bile yetiyormuş farklı bir ses, sana bakan meraklı ve bir okadar da tedirgin gözler önce garip hissetdirsede başta sonra iyi geliyor bu farklılık aynı yeni biriyle tanıştığında onu tanımaya çalışırkenki  gibi gözleri.Yeni biri yeni bir dünya!Arada bir bu monoton hayattan sıyrılıp yeni biriyleriyle tanışmaya,konuşmaya zaman ayırsak daha farkı olabilir herşey en azından daha töleranslı olabiliriz bu bitmek tükenmek bilmeyen stresli tempoda.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

seçtiklerimiz

seçtiklerimiz mi bunlar ? seçtiğimiz hayatlar mı ? bunca acı,bunca kayıp ? seçiklerimiz evet. Her zaman seçtiklerimizi yaşıyoruz hayatta biz farkında olmasak da ve bu farkında olmadan yaptığımız seçimler canımızı acıtıyor bazen. Başta hayatta üstlendiğimiz rol mesela. "ben buyum " demeden öylesine başladığımız ve içinde tıkılı kaldığımız aşılması zor kalıplar. Değişmekten korkuyoruz zaman zaman ama böyle kalmak da canımızı acıtıyor. sanki tüm dünya kederleri omzumuzda kendimize acıyoruz.Evet bunu biz seçiyoruz.