28 Aralık 2011 Çarşamba

Söz veriyorum

"icinde ki cocuk" diyorlar bana merakla ve soruyorlar "nerede o?" cevap veremiyorum ben.

Yorulmaz sandığım en mutlu anlarımı yaşadığım, oyunlar oynadığım cocuğu bulamıyorum çünkü icimde.

"ben o değilim" de diyemiyorum. Varlığını hissediyorum ama ulaşamıyorum ona ve sesleniyorum "neredesin sen, neden bıraktın beni?" "buyurken vazgeçtiklerin" diyor.

"vazgecirttikleri duşun"bir damla yas süzülüyor gözümden "ben vazgeçmedim senden"

Farkında olmadan ihmal mı ettim onu?

İstediğimi değilde yapmam gerekeni yapınca kustu mü bana?

Sôz veriyorum oyunlar olacak bundan sonra hayatımda.

Ben vazgeçmedim senden aksini idda erdemde hiç değişmedim ben.

22 Aralık 2011 Perşembe

Peki sen tanrım, sende mi küstün bana?

Anlamıyorum onlar da neden gittikler ki? Yada neden hiç yanımda olmadılar gercekten? Ben ne yaptım onlara yanlarında olmaktan dertlerini dinlemeyen hatta çözüm bulmaktan baska?

Yanlışmiydi yoksa yaptıklarım?onlar gibi mı olmalıydım ben de? Sıkıldığımda birakmalimiydim "arkadasım" dediğim insanları?

Onların neden gittiğini de anlamıyorum tanrım ama sen? Sen de mı vazgeçtin benden? Benim ve gidenlerin yaptıgı gibi.sen de mı üzülmedin onlar gibi,benim gözümden düşen damlalar seninde canını acitmadi mı?

Peki ya dualarım neden duymuyorsun artık onları? Ya çığlıklarımı? Yada duymuyor gibi mı yapıyorsun gitmeden önce yaptıkları gibi?

Bu kadar çaresiz bırakma beni! Etrafıma sıradan figüranlar yerleştirip her şey normalmiş gibi dönme bana sırtını!

Artık saçlarımda dolaşmıyor geceleri Tanrı'nın elleri. Peki ya olmasam hayatınızda üzülür musunuz?

21 Aralık 2011 Çarşamba

19 Aralık 2011 Pazartesi

Uzun zamandır

Uzun zamandır yazmamıyorum hem zamansizliktan hem aklıma bir şey gelmediğinden su sıralar uğraşmam gereken çok is var planlamam gereken bulusmalar..

Millet o kadar bunalıyor ki derslerden her boş zamanında bir yerlere gitmek icin planlar yapıyor bende hayır diyemiyorum tabi hem geceleri radyo dinlediğimden ölü gibi oluyorum sabahlar. Ne dense tamam diyorum.

Aslına bakılırsa birazda bilgisayar dersine güvenerek pek kafaya takmadım bu yasamama ısını nasıl olsa blog icin bir seyler yaptırıyorlar diye düşündüm.

Tabi bunları düşünürken her yazdırdıkları yazıyı ders sonrasında sildiğim aklımda degildi.

Olmazsa eski defterleri karıştırıp beğendiğim bı denemeyi falan yayinliycam.

12 Aralık 2011 Pazartesi

Biraz gerçek biraz rüya

İnsanlar içinde yalnız kalmak...
Bağırmak,ağlamak ama görünmez olmak...
İçindeki boşluğun yavaş yavaş büyümesi..
Korkutucu...
Soğuk..

Birilerine güvenme isteği sürekli...
Ve her insana güvenmek...
Hayal kırıklığı sonra,
Daha çok göz yaşı
Daha çok çığlık.


Güneşin doğması uzun aradan sonra.
Buzların erimesi,çiçeklerin erimesi belki.
Yanında birilerinin olması..
Seni anlayan,seni dinleyen ve birazda sen olan birileri,
Mutlu olmak sonra...


Not: ilk şiirimdir.

8 Aralık 2011 Perşembe

Award ödülleri

1.bu ödülü size veren kisinin linkini verin:
http://katipsworrld.blogspot.com

Bu arada teşekkürler katip

2. Hakkınızda yedi gercek paylaşın:
1- kuşlar basta olmak üzere kanatlı tüm canlılardan korkarım.
2-inanılmaz çabuk sinirlenirim.
3-insanları dinleyip güzin abla moduna girebiliyorum.
4-matematikten nefret ediyorum.
5-egoistin tekiyim her konuda tek olmak isterim.
6-morelim bozuk oldugunda yazı yazarım ve yazı yazmayı çok severim.
7-hayatımda hiç ingilizce çalışmadım hatta nasıl çalışabileceğim hakkında bile bı fikrim yok.

Beğendiğim bloggerlar:

PuCCa
French oje
Katip
Günesin kızı
Şizofren peri

Heykel yapmaya çalışırken

Biraz kirli bir isti ama eğlendik tabi

Sevgili evren!!

Sevgili evren,
Su son bir haftadır hayatım da garip bir sekilde her şey yolunda gidiyor sanırım bunun için sana teşekkür etmeliyim. Aslında bunu sağlayan ben de

olabilirim nedensin bir sekilde her seyin iyi yanını görmeye başladım tabi genellikle çok yorgun oldugdan olaylar üzerinde çok fazla düşünmeye

zamanım olmuyor ve bende her şey yolundaymis gibi davranıyorum.her yerde beni arayan tek dakika rahat bırakmayan saçma sapan hareketler

icinde olan her şeyi bildigini sanan ve tüm bunlara rağmen arkadasım olan insanların hatalarını (cogu davranışlarını) görmezden geliyorum. Kafaya takmaktan çok daha iyi bir yöntem.

Sevgili evren tekrar teşekkür ederim şimdi heykel yapmaya gidiyorum.

-Ödev-

Şu okutulan gereksiz dersler içerisinde en sevdiğim bilgisayar samırım çünkü anlatılan çoğu şey hakkında iki iş şey biliyor olmam. Şu güne kadar yaptığımız en mantıklı işi yapıp blog yazıyoruz, sırf bu ders için actığım ücüncü blogumu arkadasım ıstıla ettiği için icerisinde bulunan tek kayıt da bana ait değil bu blogu saklamam için yeterli bir sebep tabi.

İnsanın aklına labaratuar ortamında yazacak tek kelime gelmiyor, başında iki üç öğretmen varken de evinde ki gibi tüm düşüncelerini yazamıyorsun.

7 Aralık 2011 Çarşamba

Neden

Gercekten düşünmeye başladım acaba neden bu zaman da dünyaya geldim?? Hafta da tam yetmiş saat ders görüyorum yaklaşık bı hesapla sadece okula giden bir ogrencinin ayırdığı zamanın iki katını bu ise ayırmak zorundayım. Günde on dört saat okul forması giyiyorum zaten geri kalan on saatin sekiz saatinde uyuyorum.ulke olarak dunyanın en ağır ikinci müfredatını işliyoruz ve sadece günden güne daha da yol olmamı sağlıyor bu. Tam benliğimin cevremin farkına vardığımda "sınav var" dediler bana l. Şimdide neden icine kapandın diyorlar her gözlerimi kapadigim zaman düşündüğüm bir sınav Var çünkü. Her aksam sekizde evde olmak istemiyorum ben. Bazen okadar yorgun oluyorum ki dersi dinlemek yerine konu anlatımında ki anlatım bozukluklarini buluyorum. Yapmak istediğim ne varda sınavdan sonraya ertelemektende bıktım. Sinemaya gidemiyorum tiyatro bu yogun tempo icinde boş bir uğraş sadece konserler geç saatlerde radyo dinlemem kitap okumam televizyon izlemem ve hatta bilgisayarı acmam bile yasak. Ve ben bunları geçtiğimiz iki yılda da yasadım su an düşündüm şey sınav falan değil bitse de gitsem kafasında geçiriyorum günlerimi yok oluyorum!!

6 Aralık 2011 Salı

Sonunda

Sonunda su blogger uygulamasını indirebildim aslında sorun sadece çok akıllı bir uygulama oldugundan blogger in bu blogumu yok sayıp digerini acmaya calışması tam emin olmamakla birlikte bu sorunu çözdüğümü düşünüyorum. En son pazar gunü yazmıştım dün de yazmak istedim ama
İnternet bağlantısında sorunlar yasadım bu seferde. Sabahın bu saatindede dünkü yazımı bulamayacağından bunu yazmaya karar verdim.Burdayim yani bir yere gitmedim.

4 Aralık 2011 Pazar

Bu gün ordada cumartesi mi?





Bakışların gittiğin yerden uzak
Yoksa gelirdim 

Sensiz anlamsızlığımı anladım
Dön vesaire demek için 

Bugün burda cumartesi
Ben senin saçlarını, suçlar bakışlarını
Geveze susuşlarını bile özledim
Ayrılık bu söyle sende farklımı zaman
Aynı soğuk aynı hazan 

Bugün ordada cumartesimi
Sende beni benim kadar özledinmi 

Aynalardan kaçarken 
Özlenmeyi beklemek
Ne kadar acı ne kadar komik ve
Ve bana ait değilmi 

Gülme incinirim
Gülme incinirim
Gülme incinirim
Gülme.........


Hep bu şarkıda geliyorsun aklıma muhteşem insan.
Neden bilmiyorum..
Sensiz anlamsız olduğu içindir belki
geveze susuşların olduğu için ve ben en çok onları özlediğim içindir yada
Belki aynalardan kaçarken özlenmeyi beklediğim içindir
Ama yinede sen gülme incinirim...





28 Kasım 2011 Pazartesi

bu olmamalıydı..

Böyle bir hayatım olmamalıydı benim. istediğim bu değildi. Ne istediğimi düşünmem için bile zamanım olmadı.Kimse ne yapmak istediğimi sormadı bana. Farklı diller bilmek isterdim mesela,farklı insanlarla

tanışmak için. Sesimin güzel olmasını isterdim. Öyle şarkı söylemek falan için değil hani o sadece konuşsun da ben dinliyim denilen insanlar vardır ya. onlar gibi dinlenmek için.

Konuşabilicek birileri isterdim yanımda,gerçekten beni anlayan birilerini..
şiirler okumak isterdim durmadan ,bıkmadan.

yazabildiğim kadar net ifade etmek isterdim kendimi konuşurken.
Farklı olmak isterdim.

Rahat olmak isterdim,kim ne der diye düşünmeden her istediğimi yapabilmek.
birini hem çok sevebilmek hem nefret edebilmek isterdim.

benden başkasını sevmesine izin verebilecek kadar karşımdakinin yüce gönüllü olmak isterdim
büyük bir yüreğim olmasını isterdim  yalnız bir değil de bir çok kişiye değer verebilecek kadar büyük mesela...

Ağladığımda kızarmasını isterdim gözlerimin. Saçma geldi biliyorum. Saçma değil ama. iki gün durmadan ağlasam da kızarmıyor gözlerim şu zamana kadar "ağladın mı sen?" cümlesini duymadım ben. Ve birileri fark etmiyorsa seni iyice yalnız kalıyorsun...

O şarkıyı duyduğumda gözlerimin dolmamasını isterdim.
Etrafımda yaptıklarımı taklit etmek yerine bir kere olsun taktir eden insanlar isterdim.
Birini hayatımdan çıkarırken korkmamayı isterdim.

Hayallerimin gerçek olma ihtimalinin olmasını isterdim..
neden uçlarda hayallerim var benim?
neden o olmazsa tüm hayatımın kayıcağı tehlikeli noktaları istiyorum.

Hiç ekranda olmak istemedim ama o sahne arkası denilen dünya her zaman güzel geldi bana. program yapabilecek kadar iyi olabilmeme ihtimal vermedim ama asistan olabilirdim.
Sıradan geliyor değil mi?
Basit bi hayal gibi?
değil işte!

Hayatımda sınavlar olmamasını isterdim
bir çok  ülke dolaşmak isterdim, ciddi olabilen arkadaşlar...
isterdim isterdimde isterdim sadece...

24 Kasım 2011 Perşembe

kim bu mavi kalem?

yaklaşık beş aydır blog yazan, gözlerini kanatacak kadar ağlayan mavi kalem adın da biri var ya hani işte ben bu yazıda daha yakından tanıtıcam size onu.

 İlk olarak ilgisini çekmek istediğim insan için öğrenemiyeceğim hiç bir şey yoktur.
Bir konuyu bilmemekten nefret ederim, bilmediğim şeyler hakkında konuşulduğunda susup sinsice bilgi toplarım, biliyor musun ? sorusuna hayır cavabını vermek ölümden farksız bi şey benim için.

Maymun iştahlının tekiyim arkadaşlarımdan bile çook çabuk sıkılırım.

Çok ama çok konuşurum, konudan konuya atlarım.

Bi insan benim için ya vardır ya yoktur. Sevdiklerime çok değer veririm sevmediğim insanların kafasına çekiçle vurasım gelir.
Dertlerim vardır evet bazen çok fazla derdim vardır.
İçinde bulunduğum her ortamın güzin ablası konumundayım dert dinler çözüm bular anaç bi  pozisyonum var.
sempatik bi insanım( yani sanırım)

mimiklerimi iyi kullanırım, yabancı insanlarla kolaylıkla iletişim kurabilirim gerçi ben her insanla kolay iletişim kurabiliyorum.

yazı yazmak dışında bi şey yapamıyorum.
Radyoculara karşı zaafım var, ayrıca radyo ya ve bazı programcılara bayılıyorum.

Blog yazmaya mother hood u izledikten sonra başladım kesinlikle öneriyorum müthiş bi filim.

Blog için twitter hesabı açtım ama çoz akkıllı olduğumdan olsa gerek "fallow me" butonu eklemeyi beceremiyorum. neyse odaki adım "kalemmavi" bu da yazının sonu.

kendinize iyi bakın ( 24 izleyicim olmuş çok mutluyum!!!)

22 Kasım 2011 Salı

yoruldum

sanırım hayatımın en ağır depersyonunu yaşıyorum. Ağlıyorum "ne oldu" diye soruyorlar ben daha çok ağlamaya başlıyorum. Başım ağrıyor ağlamaktan gözlerim şişmiş bi durumdayım. Şu an yazmamın tek nedeni uzun zamandır yazmıyor olmam bide takipci sayım artmış mutlu oldum.Yoksa kollarım da ağrıyor...

Ağlama nedenime gelirsek ki sadece evde ağlıyorum öyle okulda sokaklarda falan değil yani: bir çok nedenn üst üste gelmiş olması.Bir anda o kadar çok sinirleniyorum ki her şey bomboş oluyor şu an ölsem diyorum ölümden korkmuyorken..

Ama ağladıktan sonra her şey düzelmiş gibi geliyor tamam diyorum yeninen başlayabilirm her şeye.
yazamıycak kadar kötü olmamıştım ben..

hiç bu kadar yorulmamıştım hiç bu kadar üzülmemiş hiç bu kadar korkmamıştım..
Ağlıyacak halim bile kalmadı gözlerimi bile açamıyorum.
"Ne oldu" diye soran insanlardan da sıkıldım.

15 Kasım 2011 Salı

Bir ilk daha

Dört buçuk yıllık bloggerlık hayatımda ilk defa mim aldım :) Sevgili merve ye teşekker ederim . veee mervecim bilgisayarıma kavuştım :)Geleim mimimize:

mim:
bloğunuz hangi renk?
İzlediğiniz blogcular sizce hangi renk?



Beyaz: Temizlik, saflık ve güven hissi verir. Hüzünlendirir.
Siyah: Konsantrasyonu ve özgüveni artırır. Çoğu ülkede matemi temsil eder.
Mavi: Özgürlük hissi verir ve sakinleştirir.
Yeşil: Dinlendirir ve huzur verir.
Kırmızı: Tansiyonu ve kan akışını hızlandırır. İştah açar.
Sarı: İnsana heyecan ve canlılık verir. Dikkat çekicidir.
Mor: Bilinçaltını olumsuz etkiletebilir.
Pembe: Neşe, güven ve rahatlık verir.
Turuncu: İştah açar, yorgunluğu giderir.
Lacivert: Düşünce gücünü arttır, ciddiyet verir.
Kahverengi: Toplum içinde rahatlık ve güven verir.
Gri: Alçakgönüllüğü ve dengeyi ifade eder.
 
ilk sorunun cevabı:  bence benim bloğum lacivert,mavi, ve siyah renkte.

ikinci sorunun cevabı:

medanseri: biraz pembe biraz da turuncu ama çoğunlukla sarıdır kendisi

#merve: tam çözememiş olsamda biraz yeşil olduğunu düşünüyorum hafif bir sarılık ve biraz da siyah var içinde.

belli olduğu gibi çok fazla blog takip etmiyorum (çok takip edilenleri saymazsak tabi,onlarıda mimle menin bi anlamı yok) blogu sıkıntılrımı yazmak için de açmadım aslında ama sevinçler yazmak için daha zor konular ben biraz kolaya kaçıyorum diye biliriz zaten okuduğum kitap karakterleri için bile depresyona giebilecek kadar duygusal bi piskolojim var :)  bana hayatımın bu ilk ini yaşattığı için merve ye tekrar teşekkür edip yazımı burada sonlandırıyorum :)

12 Kasım 2011 Cumartesi

Ankara soğuğunda yalnızım sokaklarda...

Biliyorum defalara yalnız olmaktan ne kadar nefret ettiğimi yazıp durdum. Bu durum hala aynı ama bazen bunalıyorum yanımdaki insanlardan.

Sanırım evren bitmek tükenmek bilmeyen bunalımlarıma dayanamadığı için yeni birini gönderdi bana. Bahsetmiştim yeni insanlarla tanışmayı sevdiğimden.

 Ve aylardır yeni biriyle tek keime konuşmadığım için özgüvenim yerlerde sürünüyordu.  Kendimden bahsetmeyi bile özlemişim bide sanırım kendimle tanıştım.

 Bir kaç şey dışında benim aynım.ben bi mutlu oldum bu tanışma sonrasında,

Dersten sonra buz gibi havada yürürken bi kahkaha atmadığım kalmış.

Saçma sapan bi alışveriş için keyfim bozulmasaydı şu an da çok iyi olabilirdim.
yorgunum, ayaklarım ağrıyor, doğru düzgün bir şeyler yazmak istiyorum ama beceremiyorum şu sıralar...

8 Kasım 2011 Salı

Bana neler oluyor?

 ya geceleri kalkıp çaktırmadan içiyorum ya da hayat bir Serdar Ortaç şarkısı çünkü birbirinden çok alakasız olaylar yaşanıyor. İki ay önce ölüyordum mesela "o olmadan yaşayamam" diyordum. Hemde "o" hiç bir şey yapmamışken.

Nedensiz bağlandığım gibi hiçbir nedenim olmadan da bırakıverdim biraz önce "Allah belasını versin" ile başlayan cümleler kuruyordum ki  dank etti. "ne yapıyorum ben?" dedim kendime.Acayip davranışlar içindeyim.iki gün önce biriyle aram bozulsa "özür dilerim, vallahi billahi yapmıycam bi daha" diye kapında ağlardım. şimdi "peki balım" diyip olayı orda bitiriyorum.

 Hep ben mi birilerinin peşinde olucam biraz çaba harcasınlar. Bide içimde bitmek tükenmek bilmeyen bi yazma isteği var. Aklıma konu gelmiyor hatta ilginç bir şey de yaşamıyorum ama bilgisayarı açıp yazmaya başlıyorum herhalde 5432643 tane taslağım vardır.

Bazen kendimden şüpe ediyorum gerçekten yazmak için mi açtım bilgisayarı diye çünkü sekmelerim sırasıyla: facebook,twitter,blogger önce facebook açılıyor hemde hiçbir amacım olmadan alışkanlık olmuş artık.
Bu arada farkındayım blog iyice günlüğe döndü iyi mi oldu kötü mü bilemedim ki??

7 Kasım 2011 Pazartesi

sonun da aldım şu kitabı!!

Çoğumuz biliyoruz puCCa yı. işte o harika bloggerın ikinci kitabı çıktı yaklaşık bir hafta önce. Tabi ilk çıktığı gün almak istedim ben mantık şu: herkesten önce okumalıyım bilmeyen taraf olmamalıyım,okudun mu diye sorulduğunda tabi ki yanıtını verebileyim.

Ama sınavlar ve parasızlık nedeniyle alamadım bir süre bu günde annemi sinemaya sürükledim. film hikaye sırf sonrasında kitabı almak için o kadar süslendim hatta bi ara kendimden geçip pembe oje sürdüm. Telefonun duvar kağıdı da pembe ikisi bir araya gelince pek hoş olmuyor.

Çıkışta kendimi D&R a attım aradım taradım buldum kitabı ama sağolsun mağaza çalışanları kitabı yeni çıkanlar tarafına koymuş orası da vitrin gibi bir yer ben hoplaya zıplaya kitabı alıp bağrıma basınca dışardakiler şaşırdı doğal olarak.

Aldım kitabı nasıl mutluyum ama kendimi odama kilitleyip okumaya başladım o arada misafir gelmiş sanırım hayatımda görmediğim kuzenler falan yüzlerine bakmadım adamların gidicekleri zaman yanlarına uğradım iki dakika sonra odama döndüm devam ettim okumaya.

Yemek yemek için çıktım kafamda kitap var hala babam sordu "ne anlatıyor?" diye. Heycanlı heycanlı anlattım bende.şu dizüstü edebiyat projesinden falan bahsettim "seni de çağırorlar belki dedi"  dedim iyi misin arkadaş kadının 180.000 izleyicisi var benim 21 yarışabilir miyim onunla? "senin yaşındayken bırak izleyiciyi blogu yoktu onun" dedi.

 Tanrım ben bir mutlu oldum anlatamam. Zaten biliyorum yönetmen falan olamam ses desen yok, yalan söylemeyi becerebilirim ama oyunculuk da yok ve ilgi manyağı biri olarak (bek belli etmesem de evet öyleyim) adımı duyurmam lazım.

Şu hayatta tek adam akıllı yaptığım iş cümle kurmak olunca gazetecilik falan en büyük hayalim oluyor .
Bi düşünüyorum "hürrüyet" de yazdığımı Uğur Dündar la tanıştığımı falan.Sonra çevre faktörünün devreye girdiğini ve Nihat Sırdar la tanıştığımı falan HARİKA olurdu...

Bir de ben Türkiye de gece canlı yayın yapan ilk kadın radyo programcısı olmak istiyorum. ZKC ile çorba içmek Barış beyle tanışmak...
Şu hayatta öyle çok şey yapmak istiyorum ki...
Zamanın yetmemesinden korkuyorum ve teselli ediyorum kendimi bir sonraki hayatımda diyorum başka bir hayatım olmayacağını bilerek.
Başka bir şeyler yazmak için başlayıp hayallerimi yazdım gerçi ama olsun...

6 Kasım 2011 Pazar

Ne kadar özelim bilmem ama çok özel biri var hayatımda...

Son bir haftadır aynı şeyi duyuyorum insanlardan: sen farklısın. Labaratuardayken arkadaşım söylemişti ilk önce. "Diğerleri gibi değilsin" demişti.Ne demek istediğini anlayamamış ve sormuştum "nasılım peki?" cevap vermemişti.
Spor salonunda "farklısın" demişti bir başkası "seni tanımlayamıyorum" nasıl olduğum sorusuna cevap bulamayınca ve bunun kötü bir şey olduğunu  düşünmeye başladığım anda biri gelmiş ve "farklı olmak güzeldir,seni özel kılar" demişti.

 Ben ne kadar özelim yada ne kadar farklıyım bilmiyorum ama çok farklı biri var hayatımda.

Beni yeni tanıyan insanlar şaşırırlar önce çünkü her insan farklı tanımlar beni. Gecen gün bi arkadaşım içine kapanık biri olduğumu idda etti mesela beni sadece yolda gördüğü için olsa gerek.
 Eve dönüş yolunda pek konuşmam ,düşünürüm ben. Bazıları memnuniyetsiz asabi saçma biri olduğumu düşünürler.

 Aslımda öyle değilim ama. İkizler olmanın cazibesi: herkes anlayamaz beni ama beni anlayanları mutlu ederim ben, onlar da beni mutlu ettiği için.

Hele biri var ki onun yanında ayrı bi mutlu olurum. En yakınım dediğimden daha yakın,yanında daha güzel daha tutkulu yaşadığım çok sevdiğim biri.

Biliyorum olmayacağını bildiğim bir maceranın peşine düşüp biraz ihmal ettim onu, şikayet ettim beni ciddiye almamasından.

Ama anladım beni önemsediğini; yüzünde benim için üzüldüğünü gördüğümde, hastalandığımda bana şiir yazdığında anladım ne kadar şahane bi insan olduğunu diğerlerine benzemediğini. Daha önce yanlış bir insana bağlanmışım ben.

Bayram Telaşı

Biliyorum çok yaratıcı bir konu olmadı ama hem uzun zamandır yazmadığımı hemde evdeki dayanılmaz bayram telaşını bahane ederek yazmaya başladım ben. Dünden başladı koşturmaca önce tüm evi zorla toplatıp temizledi sonrada babamı kolundan tutup sürükleyerek alışveriş e götürdü annem.

 Neler aldırmış neler. Baklavalar böreklerle geldiler eve görseniz bayramlaşmaya sülale gelecek sanırsınız.. Oysa söyle bi terslik var biz ailenin en küçüğüyüz yani gelenimiz gidenimiz olmuyor annemde kalabalık ailede büyümüş biri değil yani o günleri yaşatmaya falan da çalışmıyor amacı nedir bilmiyorum ama çok yorucu olduğu kesin.

Zaten temizlik yaparken kendinden geçmiş 38 derece ateşim var yanına gidiyorum "ölüyorummmm" diye verdiği cevap "ölmeden bi kadehleri silseydin" el insaf yani!! sandalye masa dese anlarım ki onları da kardeşime sildirmiş.

Neden kadeh siliyorum ki biz evde alkollü aile yemekleri vermiyoruz ki evlilik yıldönümlerinde bile kadeh kullanmıyorlar. Ne hikmetse ben orada süs olarak duran kadehleri silmek için çağırılıyorum.

Tüm bunları çektikten sonra aldığım harçlıkta altmış yetmiş lira.
Bir sonraki bayramda halamlara sığınmayı düşünüyorum.

1 Kasım 2011 Salı

Mutlu olmak için...

Ne yapmak lazım mutlu olmak için, nelere sahip olmak gerekir?
Sevmek yeterlimidir mesela? yada sevildiğini bilmek?
Ya bir dostun varlığı, oda mı mutlu etmez insanı?

Şu güne kadar mutsuz olmama sayısız neden buldum..
İlginç bir şey yok dedim mesela hayatımda,her şey monoton, bana değer vermiyorlar dedim, kendimi yeterince tanımıyorum dedim. Dedim de dedim yani. Şimdiye gelirsek: bu saydığım nedenlerin hepsi gecerli. Hala hayatımda ilginç bir şey yok.Yanlış zamanda yanlış yerde olduğum için milletin tüm özel hayatını bilmemi saymazsak tabi.

Hala çok değer verilen olmazsa olmaz biri de değilim ve hala tanımıyorum kendimi.

Sonuç: zaman zaman da olsa mutlu olabiliyorum. Aslında biliyor musun bu bile küçük bir mucize .

Kafaya taktığım onca şey varken, okuduğum yazarlar, dinlediğim şarkıcılar için bana cephe alınıyorken, iyi geçmesi gereken sınavlar içerisndeyken birde hayatım gülmek gerçekten zor oluyor.

 Değişikliği isim edinmiş birinin bu monoton hayatı yaşaması kadar zor. Sana gülümse demeyeceğim. Böyle bir şey isteyemem çünkü.
Ama lütfen gülümseyebilieceğil o ender dakikaları boşa harcama.

PB için yazılmıştır

Yürüdü... Yürüdü...

kapının açılmasıyla içeri giren rüzgar etkilemişti onu. ve kız vagondan indi nemliydi gözleri, istasyonda bir koltuğa oturdu önce, karşısında küçük bir çocuk oturuyordu ve yanında da babası. Adam meraklı gözlerle baktı kıza, ve tam o sırada yerinden kalktı kız. Hiç istemiyordu aslında eve gitmeyi. Mutsuzdu ayakları titriyordu. Yavaş adımlarla merdivenden indi, o mu çok yavaştı yoksa insanlar mı çok hızlıydı bilmiyordu ama yanından gecen her insan başını döndürüyordu.

Yola baktı ve sonra kuşlara o an yanında birileri olmasını istedi ne olduğunu sormadan elini tutucak birinin varlığını diledi..

Yüzüne esen rüzgara aldırmadan ve hatta göz yaşlarını bile silmeden yürümeye başladı otobüse doğru. Biliyordu herkesin dönüp ona baktığını ve aklından "ne oldu acaba?" sorusunun geçtiğini. Umursamadı...
yürüdü...

Otobüsü kaçırmamıştı ama yinede binmedi, oturup bir sonrakinin gelmesini bekledi biraz daha ayakta kalmaya gücü yoktu çünkü.

Yaklaşık beş dakika sonra gelen otobüse bindi aklı o kadar karışıktı ki yolun nasıl geçtiğini anlamadı bile.
Kız otobüsten indi yürüdü... yürüdü ...
Aklında tek bir soru vardı.
Ayaklarını titreten
başını döndüren
tek bir soru...
ve kız yüzüne esen rüzgara aldırmadan yürüdü ve hatta göz yaşlarını silmeden...

25 Ekim 2011 Salı

Aşık olacak gibisin gözlerinde atıyor kalbin

Yine seviyorum sanırım hayatı, baştan ve hiçbir neden aramadan.Dayanıcak bir gücüm olmadan aşk misali tutunuyorum bir boşluğa. Tamamen geride bırakamıyorum belki yaşadıklarımı ve arasıra da olsa "keşke" diyip bakıyorum ardıma, kaybettiğim kişileri düşünüp yanımda olmalarını diliyorum. En azından sıkı sıkı sarılmıyorum geçmişe "böyle olmalı" diye diretmiyorum bilmiyorum nasıl olması gerek ama benim istediğim gibi olmuyor işte.

Ve bende zorlamıyorum daha fazla, ardımda bırakarak geride kalması gerekenleri yola devam ediyorum hemde içimde kalmadığını sandığım saflık ve umutla. Yeniden yaprak açmış yaşlı bir ağaç gibi havaya aşık ve zorluklara gülümseyen gözlerle bakan.

En dibe batmak gerekir derler ya hani en yukarı çıkabilmek için, battığım en dipmiydi bilmem ama en yukarı olmasada yukarıdayım artık.Geçmişi arkasına almış ve göz yaşından çok  neşe saçan etrafa, hayata aşık, gözleri kalbinde atan tek umudu boşluk olan biriyim. Gülüyor yüzüm bir nedenim olmadan ve olucağınada inanmadan...

Ben bile anlıyamıyorum kendimi

Hayır yani ne anlamı vardı gecenin bi yarısında saçma sapan düşüncelere dalıp kendini üzmenin? gündüz yapamıyor musun bunu, bu kadar mı korkuyorsun ağladığını görmesinden insanların, yada neden birinden vazgeçip vazgeçmediğimi tam olarak bilemiyorum ki? tam bitti diyorum, vargeçtim. Ve karşıma çıkıyor sonra
Hayır sanıldığı gibi " bana güven " demiyor hatta hiç bir şey yapmıyor ama güveniyorum ben yeniden.

Neden yapıyorum ne düşünüyorum o an bilmiyorum ama sadece biraz daha üzülmemi sağlıyor bu ani ve saçma karar ve nedense yanlız geceleri geliyor bunlar aklıma düşünmekten korktuğumdandır belki sabahları...

20 Ekim 2011 Perşembe

Anlaşamadıklarım

Anlaşamadığım çok insan var şu sıralar etrafımda. Belki benden kaynaklı bir durumdur bilemiyorum ama, gerip geliyor bazı davranışları. Günlerce yüzüme bakmayıp durup dururken çok samimi davranabiliyorlar, sinir bozucu bir durum..

Yada konuşmak işin bir dertlerinin olmasını bekliyorlar daha da fenası çok konuşanlarda var. Yakınımda ki insan çok konuşsun laf etmem bende çok konuşurum çünkü konudan konuya atlarım, ama saçmasapan benimle hiçbir alakası olmayan insanlar var. "bi sus bıktım" da diyemiyorsun samimi değilsin çünkü.

Birde her karşılaştığımızda "Selammmm" diye bağırıp cevabını bile beklemeden uzaklaşan bir arkadaş var adını bile bilmiyorum ama eğlenceli  bir kişilik.

"anlasamadıklarım" dedim başlığa ama şimdi anlıyorum "anlayamadıklarım" olmalıymış çünkü anlaşamadıklarım karşısında rol yapabiliyorum ama anlayamıyorum davranışlarını, çabuk değişenlerde var aralaında benim gibi, değişmesini beklediğim halede değişmeyenlerde.

Hayatımda olmasını istediklerimde var hayaımdan çıkarmak için çaba sarf ettiklerimde.

14 Ekim 2011 Cuma

-Mutluyum-

Mutluyum. Bir nedenim de yok üstelik. Her gün yaptığım şeyleri yaptım hatta moralimi bozucak şeylerde yaşadım. Anahtarımı evde unuttum mesela hemde tüm hafta boyunca evde geçirdiğim tek boş zamanım bu günken.Normalden farklı olarak birtek odamı topladım. Ama ne toplama. Tek yaptığım koltuğun üzerinde bulunan sayısız kıtabı üst üste toplayarak yere koymaktı sadece.

Ödev namına hiçbir şey yapmadım tek bir kitabın kapağını bile açmadım hatta. Yazım bittikten sonra yaparım artık. bir blog okudum sonra, ben tek bir yazının tamamlanmasını bekliyordum. Ama tam üç yazı vardı sanırım bu mutlu olma nedenlerimden biri olabilir. Sürekli iç karartıçı şeyler yazmamdan şikayet edenlerin varlığı geldi aklıma ve bende hazır mutlu olmuşken bir şeyler yazmak istedim

 Eve doğru  gelirken aklımda çok fazla düşünce vardı. Anahtarımda olmadığına göre eve de gitmemek için bir mazeretim vardı. Bi süre farklı bir yerde olmak istedim, ev dışında herhangi bir yerde.
Sonra vaz geçtim ama bir süreliğine sakin olmayı denedim herşeyi unutmayı ve  mutlu olmayı.

işe yarıyormuş. insan sırf istediği için hiç bir neden yokken mutlu olabiliyormuş.
Şimdi de oturmuş çizgi film izliyorum.Eğleniyorum yani. Birdee okumak için iki tane kitap buldum bu da mutlu olmak için bir sebep tabi. Ben çizgi filmime dönüyorum..

Ve bu iyimser bir yazı oldu,yazarken eğlendim..

10 Ekim 2011 Pazartesi

MAVİ

Huzur,kulağımıza gelen dalga sesleri. görsel bir şölen; deniz.
 Yanlızlığı unutturan tek başına bir dost.

Şairlere ilham kaynağı olmuş, bu güne kadar uğruna şiirler,şarkılar yazılmış. Bağlanılmış, nedeni bilinmemiş ama.
Kimse onu neden bu kadar sevdiğini bilmemiş. Onda kendimizi bulduğumuzdandır belki hayatlarımızda bu kadar yer etmiş olması.

Onun  gibi dalgalarımız olması, arada bir durulmamız, bazen çok insan olan etrafında bazen de çok yanlız kalıyor olmamızdır bizi ona bağlayan.
Bize sunduğu sonsuz sevgidendir belki.

Öyle yada böyle denizdir o! Huzurdur, mavidir, mutluluktur...

6 Ekim 2011 Perşembe

çaresizlikmiş bu..

Çok sevdiği birinden nefret edemiyormuş insan. Çok ama çok açıtsada içini kızamıyormuş.Ama sevemiyormuşda o yaradan sonra.. Çelişen duyguları birbirine karışıtıyor ve canını açıtıyormuş.En derinlerinde basit ama çanını çok acıtan bir yara oluyormuş o ve o yara birdaha kapanması mümkün olmayan bir yaraymış. Yaptığı hataları bir bir sineye çekiyormuş önce. Bağırmak istiyormuş sonra ama yapamıyormuş.
şimdiye kadar dolmamış bir boşluğu dolduruyormuş yüreğinde. Kaybetmek üzülmekten daha korkunç geliyormuş o an. Çok zormuş ama öfkeden titrerken kırılmamış olmasını dılemek.Çaresizlikmiş bu.Kalp ağrısıymış.Gitsin istemekmiş ama gitmesinden deli gibi korkmakmış aynı zaman da arafda olmakmış.Senin dışında herkese tölerans göstermesi çıldırmak için bir sebepmiş aslında ve o zaman kendi kendini teselli edermiş insan "aranda mesafe olan kişiye daha nazik davranırsın" yalndır bu! sen onun için elinden gelenden çok daha fazlasını yapmak için uğraşırken onun önene engeller koymasının hiçbir mazereti yoktur! geçmiş demesin kimse bana.Bekledim çünkü: geçmişin etkisinden kurtulmasını, zaman tanıdım yardım etmeye çalıştım.hiç birine izin vermedi ama tamam dedim daha geçmemiştir geçmişin izleri dedim. Ama ben den başka herkesin yürüne gülmesi açıttı kalbimi. Bunları düşündümde konuşmadım mı? konuştum tabi hem de defalarca.
Değişen bir şey olmadı ama. Kızıyorum. Kızmak istemiyorum . Yardım etmek istiyorum o izin vermiyor.
kalbim parçalanıyor.

1 Ekim 2011 Cumartesi

Tutunucak Dal

Tanıdığım sayılı insanlardan biri o. Olmaz dediklerimi olduran, tutuanucak bir dal aradığım da bulmamı sağlayan ve hatta bazen tutunucak dalım olan, iyi insan.
En değerlim değil hayatta ama en değerlilerden biri. Her an yeni bir yönünü tanıyabileceğim, her an beni şasırtacak bir tepki veren, ona duyduğum güveni sarsmayacak olan "arkadaş" dediğim nadir insanlardan.

Herkes gibi olmadan Bizden biri olabilen, ummadık çözümler üreten ve dönüşü olmayan hatalar yaptığında bile tekrar yüzüne gülümseyebilecek kadar büyük bir kalbi olan, kendini çok kötü hissettiğin anlarda tek bir sözüyle yağmurlar yağan ruhunda güneşi doğduran.

Saf..
Çocuksu..

Beni kötü rüyalardan uyandıran, tutunucak dalım olan nadir insan...

28 Eylül 2011 Çarşamba

Yoruldum, Susuyorum artık



İki saniye konuşmadan duramayan, devamlı anlatıcak bişeyleri olan
ben yaklaşık iki haftadır tek kelime etmiyorum. Yoruldum çünkü. Ve cezalandırıyorum kendimi. Yaptığım hataların cezasını susarak çekiyorum.

Aslına bakılırsa sabahları zaten çok konuşabilecek bir halde uyanmıyorum. Devamlı bir düşünme hali ve buna bağlı gittikce artan baş ağrısı.

 Uyuyamıyorum hatalarımı düşünmekten ilaç alıp yatıyorum bir haftadır. Bazıları "ne oldu?" diye soruyor. Hayır yansıttığımın aksine adam falan öldürmedim. Sadece küçük ama bir süreliğinede olsa her şeyi değiştiren bir hata.

Düzeltmenin yollarıda var tabi. Ama zaman gerek ve o zamana kadar beklemek, kendi sebep olduğum değişikliklere katlanmak zor geliyor. Gün içinde o kadar çok yıpranıyorum ki, çözüm için yapmam gerekenleri bile yapmaya gücüm kalmıyor. Hem sorulardan hemde hayatımdaki değişiklikler yordu beni susuyorum bende.

Sorulan soruların cevaplarından korktuğum da ,konuşucak gücüm kalmadığında susuyorum ben ve yazıyorum sadece. Şimdilerde onuda pek yapamıyorum ama yapmaya çalışıyorum gerçekten ama yazmaya başladığım anda uçup gidiyor aklımdan geçenler. Yazmak bile zor  geliyor şu sıralar.c

25 Eylül 2011 Pazar

Yine "aynı" gelmeye başladı hayat

Yine aynı gelmeye başladı hayat. Duvarlar üzerime geliyor daralıyorum.

 Hani bir önceki yazımda "boş geliyor hayat" demiştim ya. Hergün bir öncekinin aynıymış gibi, hep aynı şeyleri giyiyor aynı kişilerle aynı konular hakkında tartışıyor ve aynı şeyleri yapıyormuşum gibi geliyor şimdi.

Sanırım neden olduğunu biliyorum. Sık sık yaşadığım bir durum. Önce bir kalıp yaratıyorum kendime ve sonra "bu benim" diyorum oysa yok öyle bişey. Zaten değişken bir insanım belirli bi kalıp uyduramam kendime ama nedense yapıyorum işte.

Ve yarattığım o kalıpta uzunca bir süre yaşıyorum ( en fazla bir yıl) sonrasında yabancılaşıyorum kendime. Kendimle beraber hayatımı da değiştirdiğimden, boğuluyorum bir süre sonra. Birbirini tekrar eden olaylar dizisinin arasında kalıyorum.

Şimdi de böyle bir durumdayım işte. Bir yandan yarattığım kalıptan kurtulmaya çalışıyor bir yandan da hayatı anlamlı kalacak yeni uğraşlar bulmanın arayışı içerisindeyim.

Kendimden sıkıldığım gibi cevremden de çabuk sıkılırım ben.Bir iki ay sürekli bıkmadan aynı insanlarla iletişim kurabilirim ama sonrası felaket olur. Kırarım etrafımda kiler çünkü artık onlar basitleşmiştir benim için. Keşfedemedikden sonra istesemde çok yakın olamam kimseye.

Bu yüzden sürekli yenilik yapmak isterim ve yeni insanlarla tanışmak. Ve en azından bu sene için hayatımı, kendimi yada çevremi değiştirmek gibi bir olanağım olmadığından yeni insanlarla tanışmakda buldum çareyi.
Umarım çabuk sıkılmam onlardan.

Bazen değişimden bile bunaldığım oluyor. Ama gün içinde bile çok sık değişen biri olarak hep aynı olmayada dayanamam sanırım.

22 Eylül 2011 Perşembe

Beklemek

İki gündür bilgisayarın önüne geçip dakikalarca boş boş bakıyorum. Aslında birşeyler  yazmak istiyorum ama beynimin içi bomboş sanki. Tamam diyorum kendime demek ki yaşamam gerek birşeyler yazabilmem için ama bi bakıyorum etrafıma yaşadığım hayatta çok boş geliyor bana. İşte böyle saçma sapan bi ruh halindeyim işte. Kısa zaman da düzelmesini umuyorum ben de. Aslında yazdığım bir yazıyı kaybetmeseydim çok daha mutlu olabilirdim şu an. Beklemek lazım.

20 Eylül 2011 Salı

Basit ama güzel

Çok basit olmasına ramen güzel bir gündü çünkü arkadaşlarımın yanındaydım ve beni inciten şeyleri düşünmem gerekmiyordu onların yanındayken.Karşılaştığım ani tepkiler, üzerime atlayan insanlar ve hatta sınıfın içerisinde bir uçdan diğer uca fırlatılan silgiler bile ayrıbir sempatikti bu gün.

Ve bazılarını daha iyi tanımaya başladım sanırım.Neye nasıl tepkiler veriliceğini nelere sinirlenip nelerinse normal kalşılayıcağını biliyorum. Artık okulun "berbat" bir yer olduğunu düşünmüyorum. Bunca zaman bunu düşünmemin sebebi ne öğretmenler nede arkadaşlarımdı sadece ortam çok boş geliyordu bana. Herkes tekbaşınayken iyide birleşince zıvanadan çıkıyor hepsi. Bi saçmalıklar bir patırtı bir gürültü falan pek hoş  gelmiyordu bana.

Bu sene değişenin ben olduğunu hiç sanmıyorum sanırım diğerleri durulmuş biraz.

Sonuç olarak: artık okulla ilgili yıkılmaz ön yargılara sahip değilim. Belki orada katlanılabilir bir hal alabilir.
Tıpkı bu gün olduğu gibi mutlu olabilirim orda. Kötü şeyleri düşünmek zorunda değilim orda, basit ama güzel bir gündü.  Herşeyden öte MUTLUYDUM ben havada uçuşan balonlar kadar hafir ve özgürdüm.

KAFAYI YEMEK ÜZEREYİM!!

Sanırım birazdan çıldırıp yanımda oturan sevgili arkadaşımın saçını başını yolucam.

Allah aşkına uzun zamandır görmüyoruz birbirimiz insan bi "nasılsın?" der yook bu tam bir odun. Geldi yanıma kore aşağı kore yukarı.


Bide bunlar bitane de değil tam İKİ taneler. Çoook korkunç biride gelip benimlede konuşsun.

Neyse ben yolunu buldum kolundan tutup iki saf arkadası.

Ama,ya tüm sene böyle gecerse?!

17 Eylül 2011 Cumartesi

-Günlüğümden Notlar-

Evet çok mutluyum. Önceleri istediğim hayattan çok uzaktaydım. Şimdi de istediğim hayatı yaşamıyorda olsam ona yavaş yavaş da olsa yaklaştığımı hissediyorum. En basitinden Blog yazıyorum. Önceden hayalim olan şeyi yapıyor, Blog yazıyorum. Sanırım büyünek çok da kötü değilmiş.
Evet çok mutluyum.


                               

KURTULDUM

Şükürler olsun bir kuaför macerasının daha sonuna geldik. Beklediğim kadar berbat geçmedi ama tam bir felaketdi. Her zamankinin aksine tıklım tıklım dolu değildi neredeyse bir tek biz vardık ve adam benimle konuşmadı! evet konuşmadı! hatta kulak zarlarımı zorlayacak bir şekilde saçma sapan bir müzikle sadece işini yaptı.

Ama yan koltukta çalışan adam o kadar çok konuştu ki beynimin aktığını hissettim o an. Bir an benimlede konuşmaya çalıştı ama ben pek oaralı olmayınca o da pek yüzüme bakmadı zaten.

Benim saçımla uğraşan adama bir süre derin bir hayranlık duydum konuşmayan tek kuaför olduğu için ama tüm umutlarım son anda toz oldu. Adam ısrarla "fön çekelim" diyor ben de ısrarla " gerek yok hiç uğraşmayın" diyorum. Ama adam ısrarcı bir beş dakika aralıksız "fön çekelim" dedikten sonra yaptı istediğini.

Bende inadına çıkışda saçlarımı bağladım.
Neyseki bitti de kurtuldum.

biliyorum

Biliyorum bir çoğunuz yeni bir yazı var mı diye bakıyor ama aradığını bulamıyor. Daha öncesi için mazeretim vardı dersler falan filan. Şimdi içinse bir mazeretim yok elimden geldiğince yazmaya çalışıcam pek iyi değilim şu sıralar.

Uzın zamandır aklımda bu blog için bir mail adresi almak vardı ve sonunda bunu yaptım. Artık bana ulaşılmasını sağlayan bir mail adresim var kalemmavi@gmail.com  bana bu adres aracılığıyla ulaşabilirsiniz ki ben ulaşmanızı çok isterim. Birde on bir izleyisim olmuş.Beni İçinde bulunduğum saçma sapan pskolojik durumdan  kurtaran çok ama çok güzel bir hadise bu.

Bu artık daha fazla kişiye ulaşa bildiğim anlamına geliyor ve benimde en çok istediğim şeylerden biri zaten.
Hazır okul yada dersane yokken daha uzun yazmak isterdim ama kolumdan tutup zorla kuaföre sürüklüyorlar beni. Sevmiyorum işte o ortamı. Adam sadece işini yapsa lafım yok ama konuştukca konuşuyor. Susmuyor bir türlü. Bide "kuyor musun ?" diye soruyor. Allah aşkına göz var nizam var arkadaşım benim yaşımda olupda okumayan varmı?

Bir düşün ne olur. Tamam muhabbet kurmak, devamlı müşteriler edinmek istiyorsun ama aradığın ben değilim! hem o konuşmalarda hoşlanmam hemde bir gittiğim yere birdaha gitmem zaten.
Ama yok. Konuşuyorlar da konuşuyorlar sadece benimle de değil aynı zamanda başka müşterilerede laf yetiştiriyorlar aarada derede.

Ama en tahamül edemedim şey beni yarısı bitmiş yarısı bitmemiş saçma sapan bir saçla o koltukta bırakıp telefonla konuşmaya gitmesi işte o an çıldırıyorum.

Neyse  başka çarem yok gitmeliyim...

14 Eylül 2011 Çarşamba

Tek bir söz

Ağızdan çıkan tek bir söz ne kadar değiştirebilir seni? Yanlışlıkla yaptığın bir hata ne kadar etkileyebilir hayatını?

Fazlasına ihtimal vermiyor insan ama basit bir hata alt üst edebiliyor her şeyi birini kaybede biliyorsun mesela
Canın yanıyor. İnandıramıyorsun "yanlışlıkla" olduğuna. Birkere ağzından çıkmış çünkü. Okadar pişman oluyorsun ki "keşke" diyorsun "keşke söylemeseydim" çok geç oluyor ama çoktan söylemiş ve onu kaybetmiş oluyorsun.

O hatayı yapmak için geçerli bir sebebinde olsa, seni çok sinirlendirmiş hatta çok üzmüşde olsa o hata herşeyin suçlusu yapıyor seni.

Kaybediyorsun birilerini ve kayboluyorsun tek bir sözle.
O olmuyor hayatında onsuz bir yanın eksik yürümeye çalışıyorsun çok etkin bir rolü olmasada yaşamında suçlu    
hissediyorsun kendini.

Bazen ağzından "öylesine" çıkan tek bir söz çok şeye mal olabiliyor,olaylar elinde olmadan gelişiyor, Taşıman gereken,taşımaya çalıştığın yük artıyor. Altında kalıyorsun her şeyin. Altında kalıyorsun söylediğin tek bir sözün.

Üzülüyorsun. Olanları düzeltmeye çalışıyorsun arada kalıyorsun. Köşeye sıkışıyorsun. Etrafındakileri, kendini kaybediyorsun değişen hiç bir şey olmuyor ama.

O tek bir söz hayatını değiştiriyor başta pek ihtimal vermesede insan.

Beynimin uyuştuğunu hissediyorum, Başım dönüyor evet biliyorum iyi değilim ben

Evet evet biliyorum içinde bulunduğum koşullar ve durumda blog yazmam hatta bilgisayarın beş metre yakınından geçmem bile yanlış ama, dayanamadım işte. Hem keyfinden yazan biride değilim. Kendimi iyi hissetmediğim zamanlarda yazarım ben.

Ve şimdi düşünüyorum. Soruyorum kendime "nasıl yaptın bunu?" "Nasıl böyle bir hata yaptın?" kafamın içinde dönüp duruyor bu soru.Düşünüyorum düşünüyorum ama her şey çok anlamsız geliyor herşey yavaş yavaş değerini yitiriyor gözümde. Her eşya, her insan hepsinden, herşeyden nefret ediyorum şu an.

Sinirlerim bozuk bir ağlıyorum bir gülüyorum. Nedeni aşikar ama kendime bile söylemekten korkuyorum işte. Eve gitmek istemiyorum, birilerine neler olduğunu anlatmak okadar zor geliyorki en çok güvendiğim insanın karşısında bile tek laf edemiyorum.

Ağlıyorum sadece durmadan ağlıyorum.

Birilerinin yanında olmaktan daha zor geliyor ama yanlızlık.Hep aynı soruları soruyorum kendime.Hep kızıyorum.Beynimin uyuştuğunu hissediyorum, Başım dönüyor.

evet biliyorum iyi değilim ben. Bitsin istiyorum. Yaşamak öyle zor geliyor ki. Ama bitirmektende korkuyorum.

Evet biliyorum, iyi değilim ben...

13 Eylül 2011 Salı

söylemiştim

Daha öncede söylemiştim derslerin yoğunluğu nedeniyle sık sık yazamayacağımı aslında sadece bir gün aksattım ama içime der oldu işte. Bu gün için ikinci bir yazı yazarmıyım bilmiyorum aslında bunu yazmak için bile zor zaman buldum. Buna ramen blog güncel kalsında istiyorum. Eski telefonumu kullanmadığımdan telefonlada yazı gönderemiyeceğim artık yani büyük bir çıkmazdayım.

Hani burası bir derece de diğer blog a yaklaşık iki aydır bir şey yazmıyorum. Kötü hissettim kendimi bundan sonra birde ona yazmam lazım sonra ödevler sınav için tekrar falan filan sıradan basit bir gün olacak ama ben söylemiştim zamanım olmıycak yazamayabilirim demiştim.

11 Eylül 2011 Pazar

en sevilen

İnsanın " en" leri vardır hayatda: en sevdiği film, en sevdiğ kalem, en sevdiği kitap ve en sevdiği yemek gibi.
Benim hayatımdaysa bazen var bu  "en"ler.

Nedenini nasıl açıklayabilirim bilmiyorum.

Ama şunu deneyebilirim.

Şimdi kendininizi bir bşlukda hayal edin. sağınızda solunuzda hiç bir şey yok sadece siz varsınız ve hayatınızdaki her "en" bir tuğla. Zaman geçtikce etrafınıza tuğlalar koymaya ve kendinize duvarlar örmeye başlıyorsunuz.

Ben o tuğlalar arasında kalınca nefes alamıyorum ama boşlukda kalıncada üşüyorum.

Bu en ler ne derece gereklidir hayatda, gerekli olsa bile onlardan duvarlar örmek doğrumudur?

Nebiliyim?, hiç bilmiyorum.

İnsanın kesin sınırları olmamalı hayatda çünkü o sınırları aşınca doğru olmayanı yaptığını sanıp kendini büyük bir boşlukda buluyor.

iki kişi daha tanıdım

Giderek daha zevkli bir hal alıyor bu blog yazma işi. Burda yazmaya başladığım kısa sürede: yanliz hüzünlerimi değil sevinçleri de yazabileceğimi öğrendim, paylaştıkca değer kazandığını sonra.

Yanıldığım konular oldu uyarıldım,eleştirildim. Bazılarının kayatında küçük de olsa bir yer kazandım,iz bıraktım bazılarında.

Ama  her şeyden önemlisi iki insan tanıdım ben daha doğrusu tanıdığım iki insan biraz da olsa anlama  fırsatı yakaladım.Hani " düşüncelerini özgürce yazabilen iki blogger tanıdım" demiştim ya dört oldu o cesur insanların sayısı.

Ve vaz geçtim ben gitmekten " dayanamıyorum" demiştim. Hata yapmışım basit bir şeye kızıp çabuk karar vermişim meğer.

Hiçbir yere gitmiyorum ben.

10 Eylül 2011 Cumartesi

yaz dedin, yazdım

Bir arkadaşım yaklaşık iki gündür "beni yaz beni yaz" diyerek peşimde geziyor. Hani minicik bişey zaten uzaktan baksam ciddiye almam ama her şey göründüğü gibi olmuyorki: kız tam bir hiper aktif !

Gerçekten korkuyorum yani arada bir tekme tokat girişiyor bazen "gel annem buraya, özledim seni" diye şapur şupur öpüyor. Ne zaman nasıl karşılık vericeğini şaşırıyor insan.

Öpmeye gelirken tokat atıcam o olucak sonunda.

Her neyse özetle şirin görünen ama son derece tehlikeli olan biri kendisi.

Normal biri benden böyle birşey yapmamı isteseydi bu hayli zaman alırdı onu tanımak, gözlemlemek falan işte, ama bu manyak yazıyı bu güne istiyor. Hatta tehtid etti beni "yazmassan keserim" dedi.

El mahkum yazıyorum bende.Daha öncede bahsettiğim gibi biraz hareketli biri ne zaman ne yapıcağı hiç belli olmaz ama genelde hareketleri önceden planlanmışcasına  seri ve can yakıcıdır.

Uzaktan bakıldığında edinilen ilk izlenim çoğu zaman yanıltıcıdır.Siz ilk konuşmanızda karşınızda hanım hanımcık minik bir kız beklerken , Bir kızın bedenine hapsolmuş dolmuş şoförü bulabilirsiniz.

Sonra kendinize " tamam dış görünüş yanıltıcıdır olduğu gibi kabul etmek gerekir" dediğiniz anda karşınızda dünyanın en kibar insanını bulursunuz öylede dengesizdir işte.

Nerden oldu,nasıl oldu bilmiyorum ama bu kız benim annem ilan etmiş kendini. Atsan atılmaz satsan satılmaz bir durumdayım yani. Durup dururken karşıma çıkıyor "annemmm ben geldim kuzumm" gibi aşırıya kaçan davranışlarla sarılıyor.

Ciddi ciddi korkuyorum kendisinden. Bazan sarılırdıktan sonra dönüp yumruk atacakmış gibi bakış atıyor falan.

Neyse çok uzatmamak lazım uzun bir süre aynı ortamda bulunucağız neticede can sağlığımı güvenceye almak isterim.

Sonuç olarak bu minik insan dünyanın en kibar insanı ve en şeker annesidir. 

9 Eylül 2011 Cuma

Hangi miz kusursuz? Kimin hayatı eksiksiz ?

Hangimizin Hiçbir derdi yok yada hangimiz kusursuzuz bu hayatta? Hiç birimiz değilmi.
Ve hepimiz bunu bildiğimiz halde kıskanıyoruz başkalarını. Onların bir derdi yokmuş gibi geliyor bize.

Yada suçluyoruz herhangi birini neler yaşadığını neler hissederek o hataları yaptığını düşünmeden, onun yanında olma seçeneğini düşünmeden eleyip karşısında duruyoruz onun yapılabilece en kolay şeyi yapıp suçluyoruz onu.

Bir başka zaman da onunla aynı duruma düşebileceğimiz aklımıza gelmiyor hiç. Ama o durumda oluncada bize yapılanların yanlış olduğunu savunuyoruz. Haklı mıyız peki bunu yaparken ?

Hayır tabi ki önce bir başkasına arkamızı dönüyoruz sonra herkesden yardım bekliyoruz.
oysa hangimiz kusursuz ki?
Hepimizin kusurları,hangimizin hataları yok ki bu hayatta.

Ve tüm bunları bile bile neden bir başkasını suçlayıp, aşağlıyarak egosunu tatmin eder insanoğlu?

Bencillik değil midir bu?

Bencilliktir tabi.

8 Eylül 2011 Perşembe

Neler Öğrendim ?

Bu gün:

Blog yazmak için konu bulamayıp bunun için düşünen bir insanın varlığından haberdar oldum. Dahası bu insan yakınımdaymış. Birde harika şiir yazarmış bunu öğrendim.

Hala neden "mavi kalem" adıyla yazdığımı bilmeyenler varmış. Ben bunu bir blogda yazmıştım ama hangisi olduğu hakkında bir fikrimyok şimdi kimsenin günahını almıyım.
"Hangisi" yerine "hansi" yazabileceğimi öğrendim.


Neredeyse her gün bu bloga "bakalım neler yazmış" düşüncesiyle girip yazıların uzun olduğunu görünce okumaktan var geçebilecek birinin olduğunu fark ettim. Ki bu insanda yakınımdaymış.

Yoğun geçen üç günden sonra az ödev verilen bir akşam kendimi hiçbir işe yaramıyormuş gibi hissedebileceğimi öğrendim.

Bir günde beş yazı yazıp sadece ikisini yayınlayabileceğimi öğrendim.

Ayşe isminin Musa ismi ile karıştırılabiliceğini öğrendim.

Aynı gün hatta aynı saat içinde birbiri ile çelişen iki yazı yazabileceğimi birde utanmadan ikisinide ardarda yayınlayabileceğimi öğrendim (aklımın başıma geldiği bir anda ikisinide sildim)

Sırf saçma sapan konular üstünde fazla durup aile bireylerinin beynınde sıvılaşmaya neden olmıyım diye evdeki bir bilgisayara el koyabileceğimi, ve bir haftadır kimsenin bilgisayarın yokluğunu fark etmediğini öğrendim.


Ben blog yazarken telefon çalması üzerine farklı bir odaya geçtiğimde, kendine ütü yapıyormuş süsü veren annemin hangi konularda yazdığımı öğrenmek amacıyla hiç üşenmeden bilgisayarın yanına kadar gelebileceğini öğrendim.

Dersler başladığında bırak telefonla zaman geçirmeyi yorgunlukdan telefonumu almadan evden çıkabileceğimi öğrendim.

Metroda ödev yapılabileceğini ve ödevde yapamadığı soruları telefonla bana sorabilecek arkadaşlarımın olduğunu öğrendim.

miniminnacık bir düğmenin ne işe yaradığını bilmeyip ona basıncas düğmenin işlevinin bilgisayarı beklemeye almak olduğunu öğrendim.

Dün saat 23.30 da uyuyunca sabah 07.15 de kalkamadığımı öğrenmiştim.

Yarında bunu iyice pekiştirmiş olmak istemediğimden uyumam gerektiğini düşünüyorum.

Kim bu Musa ?. Nerede benim Ayşem?

Daha önce okuduğum ve beğendiğim bir blog geldi aklıma. Nerden gördüğümüde hatırlamayınca google- bloglardan arıyım dedim adı ayşe'nin minik beyniydi sanırım. Ben  ayşenın minik beyni diye aradım önce ama google ısrarla soruyor: bunumu demek istediniz: musa'nın minik beyni. Tamam bazen faydalı olabiliyor bu" bunu mu demek istediniz?" kısmı ama Ayşeyle Musayı karıştıra bilicek bir insanda değilim hani.
Tamam dedim "ayşenin minik beyni- googlespot" diye aradım çünkü blog googlespot ile oluşturulmuştu ama ne oldu? bu sefer de musanın minik beyni-googlespot mu demek istediniz diyor! hayır aradığımıda bulamıyorum bu arada zaten. Merak ettim birden bu musa'nın kim  olduğunu. Açtım baktım bir iki sayfaya büyük selcuklu devleti'nin yükselişi çıkıyor bir sayfada karşıma bir diğerinde hz.musa. Birde ebu musa varmış.
her şey iyi güzelde nerde benim ayşe'm? Minik beyni olan bir Musa mı var? Dahası ben Musa ismini "minik beyin" kelimeleriyle birlikte arayınca neden karşıma düşünürler hz. Musa falan çıkıyor?
Allah aşkına kim bu Musa?
Dahada önemlisi nerde benim Ayşem?

7 Eylül 2011 Çarşamba

Ayıp etmişim

Sanırım bir yıl önceydi İclal Aydınla tanışmam. İlk okuduğum şiiri "kulağıma yalan kaçmış" diye bir şeydi.  Şiiri tam hatırlamıyorum ama  verdiğim tepkiyi gayet net hatırlıyorum " böyle şiir mi olur? ne olmuş kulağına ? yalan mı kaçmış? kaşınıyormuy muş?" yani pek ciddiye almamıştım o zaman. hem şiir falan okuduğumda yoktu zaten öylesine açıp okumuştum  onu da.Ki şimdi geçen yıldan çok daha fazla şiir okurum. O şiir hala saçma geliyor bana.

Kulağımın içi kaşınıyor.... Felaket..... Önce azar azar başlıyor
kaşıntı,geceleri... Sonra artıyor.
Kaşımak da bir zor ki kulağın içini... Bir türlü geçmiyor. ''Ne yapsam
acaba?'' diyorum.
Günler geçtikçe daha da artıyor...... Doktora gitmeye karar
veriyorum.....Arkadaşlarıma soruyorum...
''Tanıdığınız iyi bir kulak burun boğazcı var mı?'' diye. ''N''oldu ki?''
diye soruyor arkadaşlarım.
''Kaşınıyor kulağım'' diyorum. ''Uyuyamıyorum geceleri, kulak
kaşınmasından!''
Bir doktorun adını söylüyor bir tanesi.... ''Çok iyi doktordur'' diyor.
''Kimsenin çözemediğini çözer, iyileştiremediğini iyileştirir.''
Gidiyorum doktora.
Gözlüklü, şirin bir amca... Elinde bir büyüteç, kulağıma bakıyor....
Şaşırıyorum önce. ''İçinde kaşıntı var'' diyorum.
''Öyle büyüteçle ne anlayacaksınız ki?''..........
''Yok'' diyor, ''Ben çoktan anladım ne olduğunu da, şimdi daha iyi
görmek için bakıyorum.''.........
''Nedir?'' diyorum doktora.

''Eski sözler kaçmış kulağınıza'' diyor....
''Nasıl yani?'' diyorum...... ''Kimin sözleri?''.....
''Bakacağız'' diyor....

Sonra bir alet çantasından kocaman, ucu ince, cımbıza benzer bir alet
çıkarıyor...
''Yan durun. Kıpırdamayın'' diyor bana.... Biraz irkiliyorum.
''Eski sözler'' diyorum, ''Ha?''................. Cımbızın ucu kulağıma
giriyor, canımı acıtmıyor nedense....
''Bir erkek sesi bu'' diyor.... Sanki bir uğultu duyuyorum.
Cımbızı çıkarıyor kulağımdan.
''Yalan kaçmış kulağınıza!'' diyor.... doktor
Yalana bakıyorum.
Küçücük bir şey gibi gözüküyor.
''Vay be!................ Günlerdir kulağımı kaşındıran bu muymuş?
Hangi yalan peki?'' diyorum.
''Durun, bekleyin'' diyor doktor. ''Dikkatli olmamız lazım. Tekrar
kulağınıza kaçabilir.
Önce şu deney tüpünün içine koyalım. Sonra serbest bırakırız.''
Yalanı tüpün içine koyuyor.... Kapağını da kapıyor tüpün.... Serbest
kalıyor yalan.
''Seni seviyorum''
diye cılız bir ses geliyor tüpün içinden......
''Yalanmış ha?'' diyorum.

Kulağım bile anlamış, kalbim hala anlamıyor....



tamam buydu işte şiir. Hala çok beğenmesem de bu şiiri ayıp etmişim o zamanlar İclal Aydın'a şimdi kendi sesinden "ne olacak halım" şiirini dinlerken çok daha iyi anlıyorum: ayıp etmişim.

Zaman yetmiyor

Yazmıyorum değil de yazamıyorum şu sıralar.Zaman yetmiyor .çünkü hayatım okul ve dersane arasında rutine bağlanmış olarak geçiyor ve önümüzdeki on ay da böyle devam edecekmiş gibi duruyor. Şu an için durumdan şikayetci değilm ama düşüncem zamanla değişicek eminim.az da olsa kendimi tanıyorum çünkü.Tahminen senenin ortalarına doğru " istemiyorum ben ya. bırak ne sınavıymış girmiycem ben o sınava. " diye cümleleri bir hayli çok kullanmaya başlıycam ve tam da o zamanlarda senenin başında kendim çalıştığımdan bir şey
diyemeyen ailem ve inanılmaz bir cevre baskısı devreye giricek.Tüm bunlar olurken sınav falan yine umrumda olmıycak benim."bunaldım" dan başka laf  etmiycem  bi süre. Böyle geçicek yaklaşık bir ayım.Sonra kavrıycam olayın ciddiyetini "ben ne yapmışım?" diye sorucam kendime ama her zaman ki gibi  geç kalmış olucam. Geri kalan zaman da çalışıcam ve...

Malesef geri kalanı hakkında bir fikrim yok "sınava giricem ve her şey çok güzel olacak" diyemiyorum ama öyle olmasını umuyorum.Sanırım farklı bir şeyler denemeliyim bu yıl.Senenin ortasında bile bunalmamı engelliycek çözümler bulmalıyım.Bu seneyi diğer senelerden farklı kılacak bişey.
Bir çok yazı okudum bunun hakkında hepsinde aynı şeyler yazıyor " programlı olun, not tutun, tekrar yapın, düzenli bir şekilde ödev yapın, dersi dinleyin" birbirini tekrar eden kalıplaşmış cümleler işte. Bunlar iyi güzel uygulanırsa başarı yakalanır ama benim aradığım bu değilki ben de planlı programlı ders çalışabilir ödevleri günü gününe yapabilir ve not tutabilirim ama bunları sıkılarak yaparım ve en fazla altı ay dayanırım buna

dolayısıyla bir işimede yaramaz.Daha farklı bir yolu olmalı bunun. Sakin "eğlenceli ders çalışma teknikleri" başlığı altında yazılmış sayfalarca yazılardan örnek vermeyin bana çünkü onlarıda okudum (evet yaz tatilimin yaklaşık iki haftasını bunları düşünerek harcadım) diğerlerinden tek farki "not tutun" yerine "renkli kağıtlara, renkli kalemlerle not tutun" yazması. Her şeyi renkli yapınca eğlenceli olmadığı gönül rahatlığıyla söyleyebilirim
Her kalemi ayrı renk de olan ve renkli kağıtlara not alan biriyim zaten.

Olay not almak olsa okul birincisi olmuştum zaten sorun sekiz saat dersden sonra yazdığın tüm notları üşenmeden altını çize çize çalışmak.Bırakın ders çalışmayı bunları yazarken bile yoruluyorum ben ama çalışacak mıyım? "evet" mecburum çünkü.Her neyse konu buralara nerden geldi ki? ben sadece her öğretim yılı gibi yoğun bir yıl olduğunu ve sık sık yazamayacağımı yazmaya gelmiştim.

(zaten yorgunluktan ölüyorum birde yazım yanlışlarına harf hatalarına anlatım bozukluklarına bakamam şimdi idare edin bi seferlik ve farkındayım çok harf hatası var)

6 Eylül 2011 Salı

ZORMUŞ

Zormuş bazen  dışarıda ağlamak. Sanıldığından çok daha zormuş.Çok büyük bir derdi olmalıymış insanın. Dışardakiler unrunda olmazmış o zaman.

Herkes görsün istermişsin gözlerinden süzülen her damlayı. Neler çektiğin anlaşılsın istermişsin.Sadece yaşadıkların değil yaşattıklarında bir damla olurmuş ve ağlarmışsın.Gözlerin şişene, ağlayamayacak duruma gelene kadar ağlarmışsın.

Zormuş dışarıda ağlamak.Aldığın her nefes keder olurmuş yüreğine. Yürümek zorlaşırmış ağlarken ve otururmuşsun sesizce bir kenara.

Yüzüne bile bakmadan önünden geçip giden,hızlı adımlarla bir yerlere yetişmeye çalışan her insan seni de ezmişcesine acırmış canın. Biri olsun istermişsin yanında ama korkarmışsın onu da incitmekten onada daha önceden yanında olanlara ve yanlarında olduklarında sana yaptıklarını yapmaktan

Ağlarken daha çok düşünürmüş insan sevdiklerini. Ve  bazılarını okadar çok severmiş ki sırf incitmemek için yanında olmak istemezmiş ona çok ihtiyacı varken bile.

Öyle sevilmek istermiş eylül ayının ılık  rüzgarı fırtına olurken teninde.Ağlarken tüm öfkeleri tüm pişmanlıkları tüm sevgileri tüm nefretleri bir şelale olup gözlerinden akarmış insanın.

Ama tüm nefretlerden,pişmanlıklardan çok sevgileri  acıtırmış canını.
Sevmek nefret etmekden daha zormuş çünkü. Çok daha büyük bir yüreğin olmalıymış hem sevginin içine sığabilmesi hemde o ellerinde kayıp giderken sana yetebilmesi için.

Birini kaybettiğinde ağlarmış insan ama kaybediceğini anladığında yada o korku yüreğini sardığında elleri, yüreği üşürmüş durduramazmış gözyaşlarını.

Değer verilen kişi bambaşka olurmuş insanın gözünde tanrı misali.
Çok severmiş onu hiç bir neden olmadan hemde. Yanlışlarına katlanamazmış, en çok ona kızarmış ama en çok da onu severmiş insan.

Zormuş dışarda ağlamak.Sanıldığından çok daha zormuş ve ertesi gün yapılacak olan düşüncelerini yok sayıp kimseye içine akan göz yaşlarını hissettirmeden devam etmekmiş yaşamaya malesef.