30 Aralık 2016 Cuma

Aldırma gel yanıma

Hayatımın aşık olunca başlayacağına inanmadım hiç
Sevmek sevilebileceğim anlamına geliyordu çünkü
inanmadım.
Ben hayatımın kilo verdiğimde başlayacağını düşündüm hep
Neden bilmiyorum ama hiç barışamadım kendi bedenimle
Ve sanırım aynalara bakmaktan her lokmamı saymaktan yaşamayı da başaramadım

İlk kez aklıma "belki daha zayıf olsaydım gitmezdi.." düşüncesi on beş yaşında düştü sanırım
daha zayıf olsaydım her şey daha farklı olurdu..
Canım neden o kadar fazla yanıyordu neden bütün bunlar bana mantıklı geldi gerçekten bilmiyorum.

On beşimde tanıştım Küçük İskenderle..
On beşimde tanıdım bana beni anlatan, sonbahar kokan o kadını
On beşimde başım dönmeye başladı.. midem ağrımaya..
Derse diye çıkıp saatlerce bilmediğim sokaklarda yürüyorken on beş yaşındaydım yine.

Morarmış tırnaklarımı ojeyle saklamayı o zaman öğrendim.
Yatağa aç gidebilmeyi..yorgunum diye geçiştirmeyi her şeyi..
Saçlarım o zaman dökülmeye başladı ve o zaman alıştım ağzımdaki kan tadına.. kan kusmaya

Herkesin biraz canının yandığı yıllardı galiba
Ama ben herkes olamazdım.. ben herkes gibi alkol alamaz sigara içemezdim
Hep aklı başında,olgun, oturaklı olmam gerekiyordu nedense.. mükemmel olmam gerekiyordu.. Babamın kızı olmam gerekiyordu..

Yemedim bende.. Daha uzun olamıyordum daha güzel olamıyorum daha zeki olamıyordum,
ve kontrol edemiyordum hiçbir şeyi.. Daha zayıf olmak istedim ben de. Kimse de bir şey sormadı zaten.

O kadar kızdım ki kendime,hala kızıyorum, bu kadar kırılgan olduğum için
Bu kadar beceremediğim için yaşamayı
Bu kadar canım yandığı için..

Bitsin istedim, yok olmak istedim. Ama hepsinden çok mutlu olmayı istedim sanırım o yüzden yardım istedim.

Mor bi koltukta oturdum  on yedime kadar ara sıra. Kendimi anladım kendimi anlattım.
bitti sandım.

Şimdi on sekizimde avucumdaki saçlarıma bakıp ağlıyorum
yine ağzımda kan tadı

Durduramıyorum.

"çok çekici on beşinde tastamam yalnızdı"

1 Aralık 2016 Perşembe

soğuk

Yürüdüm bugün
Uzun uzun.. eve gelirken


Sandım ki soğuk ne kadar çarparsa tenime o kadar ferahlar yüreğim.
Sinirlendim salıncaklara bugün dökülmedi diye dertlerim 


Biraz daha anladım kendimi
Biraz daha korktum.. bu sefer diğerinden.


Söylemiştim ya, 

Aklımda ne varsa haykırmak isteyişimle, en yakınımdaki insanların zihnindeki "ben"i değiştirecek olma korkusu en çok böyle gecelerde koyun koyuna uzanıyor yatağa.

Ben hiç tanımak istemedim ki kendimi. 
Mecbur bırakıldım  sefer. Kendimi anlayamaz, anladığımı anlatamaz oldum. 

Yoruldum.

1 Kasım 2016 Salı

the day

13.00:

 Kendimi dinlemekten ve ayna karşısında zaman geçirmekten başka bir şey yapmadım yine.
Ağlamadım ama, ayna karşısında en azından.
Sinirliyim.
Yalnız kendime. Bazı sorulara cevap bulamadığım ve cevaplarımdan deli gibi korktuğum için
kendime vermem gereken cevapları başkasından bekleyip etrafımda kim varsa yorduğum yıprattığım ve kırdığım için.

Yanlış yaptım, yaptığım her şey yanlıştı ya da ben başlı başına kocaman bir yanlışım karar veremiyorum durduramıyorum düşüncelerimi.

14.33:

Başım dönüyor.hiçbir şey yemek istemiyorum. Ağzımdaki kan tadından belki, canım hiçbir şey çekmiyor. Çay içiyorum bende bol şekerli, ayakta kalabilmek için.

Korkunç bi kitap buldum.

"zayıf olmak istediğimi sanıyordum; sonra anladım ki asıl istediğim, kimsenin bana zarar veremeyeceği biçimde korunaklı olmaktı."  ya da "yeterince sevilmediysek kendimizi de yeterince sevemiyoruz" gibi şeyler yazıyor içinde. Geneen Roth'u ilk okuduğumda sevmemiştim. Şimdide fazla gerçek geliyor


saate bakıp bir şeyler yemem gerektiğine karar verdikten sonra hazırladığım tabağa bakarken bunu düşündüm.

15.52:

Sonunda bir şeyler yedim. Bu iyi mi kötü mü oldu bilmiyorum sadece artık daha az başım dönüyor bu da  daha fazla  düşünmeme olanak sağlıyor. Dedim ya durduramıyorum düşüncelerimi.
Normali,benden bekleneni ve ona ne kadar uymadığımı düşünüyorum şimdilik. Ne kadar büyük bir hayal kırıklığı olduğumu..
Çok soğuk bir öfke var içimde kendime karşı. Bugün benim en büyük düşmanım. Yarın ne olur bilmiyorum.


16.00:

 Siyah portakallar aradım belki o zaman bugün gerçek olmaktan çıkıp bir şiire dönüşebilir diye. bulamadım.

20 Ekim 2016 Perşembe

Taking control.. what a nice, nice thing



Hiçbir şey içimde kalmak istemiyor sanki. Hiç kimse yanımda kalmak istemiyor
Midem bulanıyor, başım dönüyor yine 
Yine bir yerlere sığdıramıyorum kendimi.
Yalnız değilim, mutsuz değilim karışığım belki. Parça parçayım

Sandığım kadar iyi tanımıyorum kendimi. Anlamıyorum da artık. Midem mi parmak uçlarım mı yüreğim mi yanıyor bilmiyorum.

Hiç korkmadım gözyaşlarından. Ben ağladım utanmadım.
 Sokakta, otobüste, evde, okulda..
Ama nefesim kesilmemişti hiç acıdan

Daha önce korktum kendimden çok korktum hatta.. Böyle değil ama. Hiç bu kadar yeniden tanımak zorunda kalmadım kendimi.. hiç bu kadar kaçıp gitmek istemedim kendimden

Hep böyle mi devam edecek, her seferinde tüm bildiklerimi unutmam mı gerekecek?
Acaba doğru muydu o mor saçlı kadının söyledikleri gerçekten her şeyi zor yoldan öğrenmem mi gerekiyor ? ve eğer bensem bunun böyle olması gerektiğini söyleyen.. onun söylediği gibi..
Daha ne kadar şaşırtabilirim acaba kendimi

Midem de parmak uçlarım da yüreğim de yanıyor. Başım dönüyor nefesim kesiliyor hatta

Ne yapmalı?
Nereye, kime gitmeli bilmiyorum
bildiğim şeyi yapıyorum bende. Elimden ne geliyorsa,
bir şeyleri.. en azından bir şeyleri kontrol edebilmek için onu yapıyorum

86 olsun bugünkü pişmanlığın adı
iki yıl sonra ilk defa
86




25 Eylül 2016 Pazar

Dün bu saatlere

Ben düşüncelerimi susturamazken bir gece daha geçti... ve dudaklarıma değen hava cigerlerime ulaşmaya çalışırken mevsimler..

Neden duyguları tanımlayan kelimeler bu kadar az? neden nefeslerim yetmiyor, başım dönüyor yine?
Gecenin bu saatinde elime kalemi aldıran, aklımı kurcalayan ne ?

Devam etmek bu gaiba

Ne bulacağından emin olmadan birilerini, bir şeyleri geride bırakmak.. bazen isteyerek

En uzun geceler bitiyor demiştim ya, gündüzü bekliyorum bende

5 Eylül 2016 Pazartesi

filmlerde kariyer/ the devil wears prada

Aslında sadece kariyerinin peşinde koşan kadınlarla ilgili bir film arayışındaydım.Çok bir şey çıkmadı karşıma, bende her blog da önerilen "the devil wears prada"yı izlemeye karar verdim, bilmiyorum kaçıncı kez.

Dürüst olmak gerekirse hiç ciddiye alarak izlememiştim yani kadın ve kariyer olarak görmemiştim anlatılanı.

 Ve üzülerek söylüyorum,ben o doğum gününü kaçırmak uğruna o yazarlarla tanışırdım.
Bir buçuk saat boyunca neden ilişki ve iş arasında kalan kadının seçimini işten yana yapmasının neden normal karşılanmadığını düşündüm.

bir buçuk saatin sonunda da ne olduğunu tam anlayamadım açıkçası. Neden en başında bile birlikte olunduğu açıklığa kavuşmamış sevgiliye geri dönüldü mesela? ya da hayallerinin peşinden koşan bir kadın mıydı son sahnede gördüğümüz - yüzündeki ifade öyle diyor- yoksa anlatılmaya çalışılan istenilenin "düzgün" bir şekilde de elde edilebileceği miydi?

Bana sorarsanız o gazeteci her anlamda daha mantıklı bir karardı çünkü.


4 Eylül 2016 Pazar

Nazan Tarkan Gülşen

Geçen Nazan Öncel'in bi şarkısı çıktı karşıma, hani şu örümcek ağlı aynalı olan, arada bir Tarkan'ın görünüp kaçtığı.Önce nasıl Nazan Öncel'i hep mutlu hatırladığıma şaşırdım -sanırım aklımda hep "dillere düşeceğiz" ile kalmış- sonrada nasıl türk pop müziğinin ilk fuckboy'unu mega star yapmışız ona şaşırdım.

Aslında daha çok çocuklar duymasının Melteminin kalbinin sesini dinleyip adam gibi eşini terk edince milletçe dışlanıp, yıllarca çizgisini kotuyan Funda Ararın bir albüm kapağında bacağını gösterince birden bire kötü kadın ilan edildiğini gördükten sonra geriye bakınca şaşırdım.

Belkide doksanların en güzel yanlarından biridir cesareti, kızıl şaçlı şarkıcıları ve birilerine hakaret etmek üzere yazılmamış şarkılarından sonra ama... Amasını bilemedim işte Tarkan kadınlar tarafından "kapışılamadığı" klibi genç kızların sevgilisi ünvanını kazanırken Nazan Öncel klipleri biraz renkli biraz daha farklı diye " evli değildi demi bu kadın, belli" yorumlarını hak edecek ne yaptı ona şaşırdım.

Beliki de başlangıçta çok farklı olduğu içindir bilmiyorum. Pijamalarıyla sevdiği adamın peşinde sokak sokak dolaşan Gülşenle bangır bangırı söyleyen Gülşen de aynı değildir oysa..